Ryan Gosling,
Blade Runner 2049 (2017),
kaynak: IMDb
Peyderpey
Westworld Beklerken, Blade Runner 2049
ve Battlestar Galactica

Geçtiğimiz hafta dizinin oyuncularından Evan Rachel Wood, HBO’nun popüler dizisi Westworld için ikinci sezon tarihini 2018 baharı olarak açıkladı. Dizinin ilk sezonu büyük bir eğlence parkında ziyaretçilerin her türlü işkence ve istismarına uğrayan mihmandar1 robotların isyanı ile sonlanmıştı. Biyomühendislik harikası olan mihmandarların beklenmedik şekilde kazandıkları farkındalık, insanı insan yaptığını varsaydığımız özgür iradenin öğrenilebilirliği üzerine önemli sorular ortaya koyuyordu. Bu farkındalıkla beraber hafıza ve acıdan muaf olmayan mihmandarlara yapılanların etik boyutu sorgulanıyordu.

Dizi aslında bir yeniden uyarlama örneği. Jurassic Park’ın yazarı Michael Crichton, 1973 tarihli aynı isimli romanını Westworld olarak sinema ekranlarına taşımış. Jonathan Nolan ve Lisa Joy’un hazırladığı HBO versiyonu ise 2016 yılında seyirciyle buluştu. Hikâye yılı belirtilmeyen bir gelecekte “Vahşi Batı” temalı bir eğlence parkında geçiyor. Kendilerine yüklenen programın dışına çıkamayan mihmandarlar, Westworld’e gelenlere çeşitli maceralarda eşlik ediyorlar. Söz konusu parkın en önemli kuralı, mihmandarların ziyaretçilere asla zarar verememesi. Diğer bir deyişle, bir anlaşma, çatışma, kavga ya da saldırı anında, ziyaretçiler her zaman kazanan taraf oluyor. Mihmandarlara verdikleri zarar herhangi bir sorumluluk doğurmadığı için, ziyaretçiler hiçbir saldırıdan kaçınmıyorlar. Günün sonunda mihmandarların hırpalanan bedenleri tamir edilip, hafızaları siliniyor. Böylelikle ertesi gün, aynı hikâye kurguları içerisinde yerlerini alıyorlar. Dizide ana öykü tam bu noktada başlıyor. Geçmişi hatırlamamaları gereken mihmandarlar, bazı şeyleri hatırlamaya başlıyorlar. Parkın kurucusu Robert Ford (Anthony Hopkins), mütevelli heyeti adına parkı yöneten Theresa Cullen (Sidse Babett Knudsen) ve programlamadan sorumlu Bernard Lowe (Jeffrey Wright) için söz konusu durum farklı endişeler doğuruyor. İlk sezonda karakterler gitgide güç kazanan farkındalığın sebebini ararken, izleyiciler parkın geçmişiyle ilgili detaylar öğreniyor. Parkın mihmandarlarından Dolores (Evan Rachel Wood), Maeve (Thandie Newton) ve Teddy’nin (James Marsden) hikâyeleri izleyiciye yol gösteriyor. Bu esnada parkın arkasındaki şirket temsilcileri ve farklı seviyelerde teknik çalışanlarla beraber Westworld’ün ne kadar büyük bir kurum olduğunu görüyor izleyiciler.

Gizemli ziyaretçinin (Ed Harris) tekrar eden sadist saldırıları ise mihmandarların her gün yaşadığı dehşeti ortaya seriyor. Mihmandarlar, insan olmadıkları için etik değerler ve hukuki kurallar dışında tutuluyor. Her ne kadar yaşadıkları acılar hafızalarından silinse de, o acıları yaşayıp hissettikleri gerçeği göz önünde bulundurulmuyor. Türlü sürprizlerle devam eden dizinin şaşırtıcılığına zarar vermeden bazı insanların böyle hissetmediğini söylemek gerek. İnsan olmadıkları için insan haklarına sahip olmayan mihmandarlar farkındalık kazandıkça insanı robottan ayıran nedir sorusu belirginleşiyor. Özgür irade, ayırıcı faktör olma özelliğini yitirince bu ayrımı yapmak zorlaşıyor.

Anthony Hopkins, Westworld,
“The Well-Tempered Clavier” (2016),
kaynak: IMDb
Thandie Newton, Rodrigo Santoro, Leonardo Nam ve Ingrid Bolsø Berdal, Westworld, “The Bicameral Mind” (2016), kaynak: IMDb

Etik soruların dışında, ‘farkındalığın’ kendisini sorgulamak kaçınılmaz. Dizi, mihmandarların artan farkındalığını Julian Jaynes’in psikoloji alanında pek kabul görmeyen Bicameral Mind [İki Bölmeli Zihin] teorisi ile açıklamış. İnsanlık tarihinin başında zihnin bir tarafı “konuşurken” diğer tarafı onu “dinliyordu” diyen Jaynes, zamanla insanların bunun kendi içsesleri olduğunu anladığını iddia ediyor. Robotlar da temelde buna benzer bir dönüşüm geçiriyor. Bu dönüşümün insan müdahalesi ile mi yoksa kendi kendine mi olduğu sorusu dizinin önemli bir diğer sorusu.

Tabii sebebinden bağımsız olarak bu değişimin sonuçları ortaya etik problemler sürüyor. İkinci sezonun bu problemleri nasıl işleyeceğini merak ederken Blade Runner 2049’u izlemek ilginç bir deneyim oldu. Ridley Scott’un kült filmi Blade Runner’ın devamı olan film, bilimkurgu türünün önemsediği benzer sorular soruyordu. Orijinal hikâyede Richard Deckard (Harrison Ford) replika2 olarak adlandırılan insan görünümlü robotları (diğer bir deyişle android’leri) yakalamakla görevli eski bir polisi canlandırıyordu. 2019 yılının Los Angeles’ında geçen öyküde Deckard, replikaların kendilerini insanlardan ayıran testi geçmeye başladıklarını fark ediyordu. Denis Villeneuve’ün yönetmenliğini yaptığı Blade Runner 2049’da replikaları ‘emekli etme’ işini bir replica olan K (Ryan Gosling) gerçekleştiriyor. Birinci filmin bitişi sonrası dünya dışı kolonilerden dünyaya gelen replikalar ve insanlar arasında büyük bir çatışma yaşanıyor. Replikaların tasfiyesinden yıllar sonra üretilen yeni modeller, komut dışına çıkamayacak şekilde dizayn edilmişler. Üretici Niander Wallace’ın (Jared Leto) en büyük hedefi üreyebilen replikalar yapmak. Memur K, bir replikanın dünyaya getirdiği bebeğe dair kanıt bulunca güç dengesi sarsılıyor. Teğmen Joshi (Robin Wright), K’den bebeği bulup yok etmesi isterken, Wallace da bebeğin peşine düşüyor.

Yukarıda: Ryan Gosling ve Sylvia Hoeks; aşağıda: Harrison Ford ve Ryan Gosling, Blade Runner 2049 (2017),
kaynak: IMDb

Replikaların kolonilerde ve dünyada işgücü olarak kullanılmaları, kölelik metaforunu belirginleştirirken özgür irade bir kez daha insanı robottan ayıran ana özellik olarak ortaya çıkıyor. Tıpkı Westworld’de olduğu gibi Blade Runner 2049’da da bu ayrım ortadan kalkıyor. Özgür irade sonrası insanları robottan ayıran en önemli diğer özellik üreme kapasiteleri. Replikalar, bir nevi evrim geçiriyorlar ve bu kapasiteyi kazanıyorlar. İnsan müdahalesi olmadan üreyebilme kapasitesi, robotların ‘insan icadı’ statüsünden çıkmasını sağlıyor. Ruhları, duyguları ve özgür iradeleri olmadığı söylenen robotların evrimi tüm bu kabulleri sorgulatıyor.

Denis Villeneuve, yine şiirsel ve yavaş anlatımına rağmen birkaç nokta hariç seyirciyi hiç sıkmayan bir film ortaya koymuş. Eski filmden Harrison Ford ile beraber tanıdık bir iki yüzle karşılaşıyoruz. Villeneuve, yan rollerde Ana de Armas (Joi), Sylvia Hoeks (Luv) ve Carla Juri (Ana Stelline) gibi uluslararası bir oyuncu kadrosu ile çalışmış. Ama filmin asıl yıldızı Ryan Gosling. Film, yüksek bütçesine ve olumlu eleştirilere rağmen çok büyük bir box office varlığı gösteremedi. Fakat, Gosling’in ödül sezonunda adaylığı pek şaşırtıcı olmaz. Memur K, bir replika olarak kendi kaderiyle yüzleşirken Gosling hiçbir anda performansını düşürmemiş. Filmin 163 dakika sürdüğü göze alınınca Gosling daha da takdiri hak ediyor karakterin tutarlılığını koruduğu için.

Blade Runner 2049 ve Westworld’un benzer şekilde sorduğu insan-android arasındaki sınır nedir sorusunu derinlemesine işleyen bir başka yapım Ronald D. Moore’un Battlestar Galactica (2004–2009) dizisi. Glen Larson’un 1978 yılında çektiği aynı isimli dizinin uyarlaması olan bu yapım, android’lere mihmandar ya da replika yerine cylon adını veriyor. İnsanların kontrolünden çıkan robotlar, yine insanlara saldırıyor. Bu ölümcül savaş neredeyse Kobol’un On İki Kolonisi’nde insan nüfusunu tamamen yok ediyor. Geriye kalan insanlar, kendilerinden farklarını tespit etmekte zorlandıkları yeni jenerasyon robotlarla beraber kayıp on üçüncü koloniyi yani Dünya’yı arıyorlar. Tıpkı Blade Runner 2049 gibi Battlestar Galactica’da robotlar üreyebilir hâle geliyor ve insan-android farkının etik sonuçları karmaşıklaşıyor. Dizi, işkence, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı, insan hak ve özgürlükleri, hukuk, adalet, terör, savaş ve hatta aşk gibi geniş bir yelpazede önemli etik sorular soruyor. Dizinin başladığı tarihin Irak Savaşı’na tekabül ettiği düşünülünce bu etik soruların günümüzdeki karşılıklarını göz önüne getirmemek imkânsız.

Grace Park, Katee Sackhoff ve Carole Segal, Battlestar Galactica (2004),
fotoğraf: Syfy, kaynak: IMDb

Zaman ve gezegen değişse bile sorular değişmiyor. İnsanın robotlara tahakküm etme çabasında insanın insana tahakküm etme yöntemleri gizleniyor. Her insanı korumayı hedefleyen insan hakları, çoğu kez gücün karşısında hükmünü yitiriyor. İnsan olmaktan kaynaklanan bu haklar, pek çok insanı koruyamıyor. İnsan olma vasfı nerede başlar? Nerede biter? Robotların muhtemel evrimini tahayyül edip sorduğumuz soruları, android’lerin gerçekten günlük hayatımıza girmelerini beklemeden sorabiliyoruz. Tıpkı özgür irade ve acı duyma yetisi gibi eşitsizlik de insan türüne çoktan verilmiş. İnsana benzer robotları bizden ne ayıracak konusunu tartışabiliriz. Ama belki daha mühimi insanı insandan ayıranları tartışmak.

1. İngilizcede host olarak tabir edilen bu robotlar, aslında hem ziyaretçilere ev sahipliği yapıyor hem de zihinlerine yüklenen yapay zekâya.

2. Orijinal terim replicants.

android, Battlestar Galactica, Blade Runner 2049, distopya, dizi, film, Peyderpey, popüler kültür, Şebnem Baran, televizyon, uyarlama, Westworld