Peyderpey
Yaz Dizilerinde
Kadınlar ve Erkekler

Yakın bir arkadaşımla televizyon izlerken denk geldiğimiz yaz dizileri üzerine konuşurken ikimizin de dikkatini aynı şeyin çektiğini fark ettik. Romantik hikâyelere bolca ilham veren zengin fakir çatışmasında maddi sorun yaşayanlar hep genç kadınlardı. Ya ailelerinin —ki çoğu zaman ailelerindeki erkeklerin— borcunu ödemek zorunda kalıp kendilerini çetrefil bir iş içinde buluyorlardı. Ya da ekonomik durumu kötü olan bu kadınların başta çok sevmedikleri “zengin patronları” zamanla romantik partnerleri oluyordu.

Tüm bu olaylar genellikle bilindik bir öykü çerçevesinde ilerliyor. Başta birbirinden çok hoşlanmayan ama sonra beraber zaman geçirmek durumunda kalıp âşık olan genç kadın ve erkek, türlü türlü olaylar sonrası mutlu sona ulaşıyor. Yaz ekranlarında azalan izleyici sayısını göz önünde bulunduran kanallar, bu basit taslağı mümkün mertebe az bilinen genç oyuncularla değerlendirdiğinde az masraflı yaz dizileri epey avantajlı oluyor. Tabii yeterince başarılı olanlar yaz sonrasında devam edebiliyor. Olmayanlar ise yaz izleyicilerini eğlemeye yetiyor.

Aslında televizyon kanalları için çok yeni olmayan bu çözüm sosyal medya platformlarında genç izleyicilerin görünürlük kazanması ile son yıllarda önem kazandı. Kiralık Aşk gibi çok başarılı örnekler genç oyuncular için yaz dizilerinin cazibesini artırdı.

Başta birbirini sevmeyen ve sonra âşık olan genç çift ile onların birbirinden farklı aileleri ve arkadaşları arasında bazı acıklı anlara rağmen “romantik komedi” tadında geçen diziler bazen yabancı formatlardan uyarlanıyor, bazen yabancı formatlar gayriresmî ‘ilham kaynağı’ oluyor. Eski Hollywood filmleri —ismini hatırlamadığım eski bir yaz dizisi Meg Ryan’lı Addicted to Love ile benzerlikler içeriyordu mesela— ve ülkemizde hayran sayısı bir hayli çok olan Kore dizileri en popüler ilham kaynakları. Elbette orijinal hikâyeler de yaz dizisi olarak izleyicilerle buluşabiliyor.

Geçen yaz başlayıp sene içinde devam eden Erkenci Kuş ve bu yaz ekrana çıkan Afili Aşk, Benim Tatlı Yalanım ve Her Yerde Sen yaz aylarının ilk başta dikkati çeken projeleri.1 Tüm projeler, farklı dozda olsa da, karakterler arasındaki sosyoekonomik farklılıklardan yararlanıyor: Romantik komedi Erkenci Kuş ailesince çalışmaya ‘teşvik edilen’ genç kadın karakter ile zengin erkek arasındaki aşkı konu ediyor. Her Yerde Sen bu farklılıklara en az dayanan öykü olarak aynı evi satın alıp aynı işte çalışmaya başlayan müstakbel bir çiftin öyküsü. İş yerindeki konumlara bakınca, tabii ki patron erkek karakter. Afili Aşk ve Benim Tatlı Yalanım ise en başta söz ettiğim ailesi yüzünden kendini zor durumda bulan genç kadın hikâyeleri.

Söz konusu iki diziden söz etmeden evvel amacın yapım kalitesi ya da oyunculuk performanslarına yönelik bir değerlendirme yapmak olmadığını söylemek lazım. Kamera önünde ve arkasında emeği geçenleri eleştirmek değil niyetim. Esas amacım, çoğu zaman üzerine düşünmeden kültürel ürünlere sızan güç ilişkilerine dair bazı kabulleri düşünmek ve onlardan farklı bir üretim mümkün olur mu diye sormak.

Zengin erkek ve fakir kadın dinamiği sadece romantik komedilerin değil, geniş kapsamlı melodrama türünün ana çatışmalarından biri. Güçle ilişkilendirilen zenginliğin erkek karakterlere uygun görülmesi toplumsal cinsiyet ilişkileri ile beraber televizyon —ve melodrama türünün— izleyicilerinin kadın olduğu varsayımı ile ilgili. Ancak kadın izleyiciler, ana kadın karakter yerine kendini koyacak ve empati kuracak beklentisi her zaman geçerli olmuyor. Detaylı izleyici araştırmaları, kim hangi içeriği neden izliyor sorusunun çok basit ve genellenebilir cevapları olmadığını gösteriyor.

Hoş Afili Aşk ve Benim Tatlı Yalanım dizilerinde benim ilgimi çeken zengin fakir çatışması olmadı. Bu çatışmadan ziyade başroldeki kadın karakterlerin ailelerindeki erkeklerin kararlarının ceremesini çekmek durumunda kalmaları ve bunun hiç garipsenmemesi ilgimi çekti.

Afili Aşk, 1. bölümden
ekran görüntüleri

Afili Aşk, Kerem (Çağlar Ertuğrul) ve Ayşe (Burcu Özberk) arasında aşka dönecek olan ilişkinin temelini, iki ağabeyinin Ayşe’yi mahallenin zenginlerinden biri olan Sabri ile zorla evlendirme kararı ile atıyor. İnadına Aşk2 dizisinde benzer bir ‘sert ağabey’ karakteri çizen Taner Rumeli’nin canlandırdığı Rıza ile ucunda ekonomik kazanç olduktan sonra Ayşe’ye ne olacağı ile çok ilgilenmeyen Erkut (Uğur Uzunel), Ayşe’yi istemediği bir evliliğe zorluyor. Durumdan kurtulamayacağını anlayan Ayşe, zengin patronunun oğlu Kerem’le birlikte olduklarını söylüyor. Sabri ile gerçek bir evliliğe zorlanmak yerine Kerem ile sahte bir evliliğe girmeyi tercih ediyor.

Benim Tatlı Yalanım ise başroldeki çifti ekonomik bir problemle buluşturuyor. Ağabeyi Rafet’in (Sadi Celil Cengiz) borcu yüzünden babası Şevket’in (Ahmet Saraçoğlu) kahvehanesine haciz gelen Suna (Aslı Bekiroğlu), tatsız ilk karşılaşma sonrası reklamcı Nejat’ı (Furkan Pala) mekânda çekim yapmaya ikna etmeye çalışıyor. Nejat’ın küçük kızı Kayra (Lavinya Ünlüer), Suna’yı kayıp annesi sanınca ikili çift rolü yapmak zorunda kalıyor. Durum Suna’ya ailesinin borcunu ödemesi için maddi bir imkân sunmuş oluyor.

Benim Tatlı Yalanım, 1. bölümden
ekran görüntüleri

Her iki çift, içinde kaldıkları olaylar sonucunda zamanla birbirlerine yakınlık duymaya başlıyor. ‘Fakir kadınlar’ ile ‘zengin adamlar’ arası aşk tohumları atılıyor. Sosyoekonomik ve cinsiyetçi stereotiplerin ışığında şekillenen güç ilişkileri zaman zaman komplikeleşiyor. Özellikle Ayşe, aslında ailesinin onu ittiği köşeden kurtulmak için elinden geleni yapıyor. Çözümü kendi tabiriyle iyi bir insan olmamakta buluyor. Kendisine yüklenen ahlak sorumluluğunun bir kısmını Kerem’in omuzuna atmayı başarıyor. Suna ise daha az isyankâr. Babasının kahvehanesini kurtarmak için para karşılığı girdiği anne rolüne çabuk ısınıyor. Ama her iki dizi için romantik komedinin romantizmi ve komiklikleri en baştaki ne komik ne de romantik olan ağabey faktöründen besleniyor.

Tüm bunlara bakarak her iki projenin de olanı yansıtan ve gerçekçi kurgular olduğunu söylemek mümkün. Ailesindeki erkeklerin kendilerine çizdiği doğrultuda yaşamak zorunda kalan çok kadın var. Seçim hakkı olmadan ekonomik sorumluluk yüklenen. Kimlerle nasıl ilişkiler yaşayacağı dikte edilen. Ama mesele sadece olanı olduğu gibi yansıtmak mı? Yoksa başka bir ‘gerçek’ hayal edilebilir mi? Kültürel üreticilere salt bir sorumluluk yüklemeden sadece meraktan soruyorum. Romantizmi ve komediyi başka şekilde kurmak nasıl olur?

Aslında Afili Aşk ve üzerine çok konuşmadığım yaz dizilerinden Her Yerde Sen dizilerinde romantik komedilere benzerlikleriyle dalga geçilen ufak atıflar var. Yani yazarlar, türle ilgili farkındalıklarını izleyici ile paylaşmayı tercih etmişler. Diğer bir deyişle romantik komedi formatlarının klişelerini bilen izleyicilere ufak bir selam veriyor yazarlar. Eğer biçimsel bir farkındalık mümkünse neden cinsiyetler arası güç eşitsizlikleriyle ilgili atıflar da olmasın? Veya tamamen farklı güç ilişkileri, neden yeni yaz dizilerine ilham vermesin?

Belki hem bu dizilerde hem başkalarında böyle örnekler vardır ama benim gözümden kaçmıştır. Belki gelecekte bu ve başka dizilerde böyle örnekler daha çok olur. Sonuçta izleyenler gibi yazanlar da hayal kurabilir ve belki başka türlü yaz dizileri de mümkündür, değil mi?

1. Bu yaz projelerinin arasında romantik komediler dışında kış dizilerini andıran melodramalar da var. Öykülerde sosyo-ekonomik farklılıklar yine etkin. Mesela Canevim fakir ama mutlu genç bir çiftin arasına giren zengin bir kötü karakter ile ana çatışmayı kuruyor.

2. Sektör yaz dizisi isimlerinde “aşk” kelimesini kullanmayı seviyor.

cinsiyetçilik, dizi, Peyderpey, Şebnem Baran, televizyon, toplumsal cinsiyet