Umut Var

Giriş:

Okumaya başladığınız metin için, saatler süren kapsamlı araştırmalar yapmadım. Tersine tamamen kişisel, deneyimlerim üzerinden ve bir sene boyunca ikamet ettiğim topraklarda tanıştığım kişilerle iletişimimden, öz irademle seçtiğim yerel yayınlardan ve arkadaşlarımın paylaşımlarından derlediklerimi yazdım. Anlatacaklarımın politik değeri elbet ki olacaktır, ama okur bu politik görüşlerin sosyal ya da bilimsel doğrulara bağlandığını düşünmemelidir. Metin, insanoğlunun gözlemleyebilen bir canlı olmasının çıktısından öte bir değer taşımamaktadır.

Gelişme:

2018 senesinin temmuz ayında Türkiye başkanlık seçimlerinden bir hafta sonra Meksika başkanlık seçimleri vuku buldu. Türkiye için olduğu gibi Meksika için de önem derecesi yüksek bir seçim dönemiydi. 1929 senesinden 2000’e kadar aralıksız tek bir partinin (PRI) seçmenleri mutlu ettiği bir ülkeydi Meksika. 2000 seçimlerinde —yine PRI gibi muhafazakâr, merkez sağ bir parti olan— PAN iki seçim yani 12 sene sürecek bir zafer elde etmişti. PAN’ın benim tanıştığım Meksikalıların gözünde PRI’den pek bir farkı yoktu. 2006 seçimlerinin galibi Calderón’un gelmiş geçmiş en kötü başkanlardan olduğunu söyleyen birçok arkadaşım oldu. 71 senedir her koşulda seçilen ve seçilebileceğini düşünen PRI için bu iki dönemlik hüsran 2012 senesinde sona ermiş ve Meksika’nın şu anki başkanının da katıldığı 2012 seçimlerinde sandıktan PRI adayı Peña Nieto çıkmış. Az evvel Meksika’da demokratik seçimlerin aşırı kısaltılmış tarihçesini okumuş okurun bu noktada derin bir nefes alıp 1929’dan 2018 senesine kadar muhafazakâr sağ görüşe sahip bir parti tarafından yönetilen bir ülkeden bahsedildiğini düşünmesi beklenmektedir.

Şahsımın Meksika’da bulunduğu 2018 yazı, ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan orta veya dar gelirli sınıf için büyük önem teşkil etmekteydi. 12 senedir başkanlık yarışında aktif olarak rol alan, son seçimlerde kıl payı kaybetmiş Andrés Manuel López Obrador’un —ülkede kendisi AMLO olarak da anılıyor— bu seçimlerde kazanmasına garanti gözüyle bakılıyordu. Sadece AMLO’nun başkan olması değil, kurucusu olduğu partisi Morena’nın öncülüğünü yaptığı Juntos Haremos Historia —Birlikte Tarih Yapacağız— koalisyonundan da beklenti ve ümit hayli yüksekti. Türkiye’nin içinde olduğu ruh hâlinin benzerini yaşayan bu topraklardaki en gözle görülür fark buradaki halkın ve politikacıların başarı için gerçekten çalışıp sabretmiş olmalarıydı.

Tarihi erkene çekilmiş bir seçim ve üç aylık bir seçim sürecinde çok çalışmış bir lider adayı değil on seneyi aşkın zamandır pes etmemiş, seçmeninin yaşadığı yaşama paralel bir hayattan çıkıp politikaya atılmış, yılmadan çok çalışmış bir lider adayına sahip Meksika, temmuz ayında yapılan seçimlerde, halkının ümitlerini boşa çıkarmadı ve Obrador başkan seçildi. Partisi Morena ve Birlikte Tarih Yapacağız koalisyonu ise eyalet seçimlerinde ve senatoda çoğunluğu sağlayacak oy aldı. Tüm güçlerin tek bir kişide toplanacak olması, PRI seçmeni ve destekçilerini dehşete düşürmüş olsa da Obradorcular tek kelimeyle ümitliydi.

Seçim sonuçları açıklandığı günlerde Meksika’nın en fakir eyaletleri arasında olan Chiapas’taydım. Nesiller boyu Chiapas’ta yaşamış bir ailenin evinde bira içip fırınlanmış solucan yerken arkadaşımın babası —millet bağımsız her arkadaş babası gibi— konuyu politikaya getirdi. “Sonunda oldu, biz kazandık! Ve sadece başkanlığı değil, en küçük yerlerde bile biz kazandık! Artık bir şeyler değişecek.” derken gözlerinden yansıyan umut benim gözlerime neredeyse yaş olarak sirayet etti. Onunkine nazaran kısacık kalan 33 senelik hayatımda ne kendimin ne de babamın vatandaşı olduğumuz ülke için böyle ümitli olduğunu görmemiştim. Ekonomik ve sosyal gelişmişlikte Türkiye’yle çok benzer Meksika’da yıllarını devlet memurluğu yaparak sosyal eşitlik sağlamaya adamış bir babanın bu duyguları yaşayabiliyor olması, sadece bizim ülkemiz için değil dünya için bir umuttu belki de.

Türkiye’deki üç koca aya yayılmış, zorlu seçim çalışmalarına rağmen kazanamamış lider adayının değil bir ‘b’ planı olması, seçmenlerine ümit olabilecek bir konuşması bile olmamıştı olmasına ama, dünyanın bir yerlerinde sosyal eşitliği savunan sen ben gibi birileri geleceği heyecanla bekleyebiliyordu.

Okurun bu noktada yanında bulunan çayından bir yudum alıp biraz efkâr, biraz sinirle uzaklara bakması beklenmektedir.

Bir senedir beni her yönüyle şaşırtabilen Meksika, politik sistemi ile de bir kez daha şaşkınlık yaratmayı sağlayabilmişti. Temmuz sonu yapılan seçimlerin kazananının görevi devralma tarihi 1 Aralık’tı. Kendi politik görüşüme göre oluşturduğum arkadaş çevremdeki herkesin oyunu almış Obrador, bir dört ay daha göreve gelmeyecekti. 1929 senesinden beri ilk kez ‘görece’ sosyalist bir hükümetle yönetilecek olan Meksika için son bekleme turlarıydı. Devletin masraflarını azaltarak gelir ve kaynak dağılımı eşitsizliğini düzeltmeyi ilk hedefleri arasına koyan başkanın işe başladığı gün özel jetini satacağı herkes tarafından konuşulur olmuştu. Ülkenin kültürel başkentlerinden sayılan Oaxaca’da emlakçılık yapan bir başka arkadaşım, seçim sonrası dört aylık görev teslim sürecinin şimdiye kadar hiç sorgulanmadığını çünkü görevi devralan ile devredenin aynı parti olduğunu, o sürenin hiç hesabının yapılmadığını belirtmişti. Ama Obrador farklıydı, kanunen sadece altı yıllık, tek bir dönem başkanlık yapma hakkına sahip Meksikalı başkan ‘seçilmiş başkan’ olarak çalışmalarına başlamıştı, böylelikle Meksika dört ay boyunca iki başkan tarafından yönetildi.

Sonuç:

1 Aralık 2018’de Obrador’un başkanlık görevini devralma töreni yapıldı. Ben 19 Kasım’da İstanbul’a dönmüştüm. Dünyanın en büyük şehir meydanlarından biri olan Meksiko’daki Zócalo’da yapılan törene Obrador tek başına çıkmadı. Yanında Meksika topraklarında yaşayan yerli halkların temsilcileri de vardı; üstelik hepsi kendi yerel tören kıyafetleriyle katılmıştı törene. Obrador şimdiye kadar hiçbir başkanlık töreninde yapılmamış, tarihin sayfalarına terk edilmiş yerli halkların Bastón de Mando [iktidar asası] seremonisini Meksiko’nun en büyük meydanında tüm dünyanın gözü önünde gerçekleştirdi ve başkanlığını Meksika halklarıyla birlikte başlattı. İspanyol öncesi döneme ait birçok geleneğin yerine getirildiği bu töreni izleyen tüm Obrador seçmenleri derin duygular içindeydi. Tören konuşmasında devlet yönetiminde ırkçılığı ve eşitsizliği kaldırmayı amaçladığını belirtirken uzun yıllar baskı altında yaşamış tüm yerli Meksika halklarını ve Afromeksikalıların yaşama koşullarını iyileştirmek için çalışacaklarını söyledi.

Birkaç paragraf evvel temmuz seçimleri sonrası coşku ve umudunu içinde tutamayan arkadaşımın babası, bu konuşmayı televizyondan canlı izlemişti. Arkadaşım seremoniden birkaç gün sonra bana bir mesaj attı: “Selen, o kadar mutluyum ki, Obrador’un başkanlık töreni tarihi bir an oldu. Çocukluğumdan beri hiç bu kadar kapsayıcı bir törene şahit olmadım. Bizim halklarımızı orada görmek, bu töreni izleyebilmek inanılmaz bir şey. İzlerken ben de ağladım, babam da.” Bir de fotoğraf yolladı. Bu mesajları okurken benim de gözlerim doldu. Ne Meksika’da doğmuştum ne de orada yaşayacaktım. Ama dünyanın bir yerinde, aynı benim gibi düşünen, birçoğu benden çok daha az fırsata sahip güzel insanlar, gelecekleri için umut dolu, şimdiki zamanları içinse çok mutluydu. Beklentilerinin hiçbiri gerçekleşmese de, sadece bir kez yaşadıkları hayatlarının bir döneminde onlar kazanmış olacaktı. Benim fiziksel hayatıma hiç dokunmayacak olsa da, Meksika’nın yüzde altmışının umut dolu olması benim için de bir umuttu. Bu topraklarda da bir gün biz kazanacaktık. Bugün olmasa da, ‘biz’in içinde ben fiziksel olarak yer alamasam da bir gün burada da iyilik bir zaman için kazanan olabilecekti. Fotoğrafa biraz daha baktım. Bu umudu birkaç kişiyle daha paylaşabilmek için yazmam gerektiğine karar verdim. “Bir gün, belki birileri dönüp bunu okur ve ‘o gün geldi’ der” diye düşünüp duygulara gark oldum.

Okurun bu noktada gelecek için ufacık da olsa, bir umuda sahip olması beklenmektedir.

“Zócalo’da yapılan törene
Obrador tek başına çıkmadı.”
Live stream videosundan ekran görüntüleri, kaynak: RT en Español

Meksika, politika, Selen Bayrak