Tom Clancy’s Jack Ryan (2018),
“Sources and Methods”,
kaynak: IMDb
Peyderpey
Jack Ryan’ın Doğu’su

Sene sonuna yaklaşırken John Krasinski’nin Amazon dizisi Tom Clancy’s Jack Ryan’ı, meraktan izlemeye başlayıp ilk bölümü bitiremeden bırakmıştım. Bana özellikle yavaş gelen casusluk dizisinin başrolüne —The Quiet Place ile yönetmenliğinden söz ettiren— Krasinski’yi pek yakıştıramamamın bu vazgeçişte etkisi vardı. Üstelik, karakteri daha evvel Tom Cruise’ın canlandırdığını düşünerek yeni oyuncu tercihini biraz zorlama bulmuştum. Zaman zaman Krasinski gibi yükselen yıldızların çok da yakışmadıkları projelerde şahsi ilgileri sebebiyle yer aldıklarını düşünüp diziyi geride bıraktım.

Meğer yanılmışım. Bir öğrencim tesadüfen diziden söz ederken bu Jack’in başka bir Jack olduğunu söyledi. Şaşkınlık sonrası önyargımdan utanınca diziye yeni bir şans vermenin yolu açılmış oldu. Baştaki yavaş ritim, ilk bölümün ardından hızlanınca ben de dizinin sonuna kadar gelebildim.

Tom Cruise’un canlandırdığı Jack Reacher karakterinin televizyon uyarlaması sandığım dizi, meğer yazarı Tom Clancy olan başka bir kitap serisinden esinlenmiş. Daha evvel Harrison Ford, Alec Baldwin, Ben Affleck ve Chris Pine gibi isimlerin ekrana taşıdığı Jack Ryan, tıpkı Tom Cruise’lu Jack Reacher gibi Amerikan edebiyatında sevilen cinsten eski asker-yeni casus hikâyesi.

John Krasinski,
Tom Clancy’s Jack Ryan (2018),
“French Connection”,
fotoğraf: Jan Thijs © Amazon 2017,
kaynak: IMDb

Lost ve neredeyse Fransız orijinalini bire bir taklit eden zombi dizisi Les Revenants [The Returned] uyarlaması ile bilinen Carlton Cuse ve askerlik kariyeri sonrası yazarlık yapmaya başlayan Graham Roland, diziyi yazarken herhangi bir Jack Ryan romanından faydalanmamışlar. Daha ziyade karakteri alıp onlunla ilgili yeni bir öykü yazmışlar. Bunu yaparken de küresel medyanın en ‘küresel’ teması olan terör konusuna değinmişler.

Öykü, CIA’da finansal hareketleri gözlemleyen bir ekipte çalışan eski borsacı ve asker Jack Ryan’ın dikkatini çeken bir hareketlilikten yeni patronu James Greer’e (Wendell Price) söz etmesiyle başlıyor. Önce azarlanan Ryan, şüphelerini doğrulayan gelişmeler sonrasında patronu Greer ile beraber gizemli bir terör grubu liderini araştırıyor. Gizemli patron Mousa Bin Suleiman’ı Ali Suliman ve onun kendisini istemeden büyük bir operasyonun içinde bulan eşi Hanin’i ise Dina Shihabi canlandırıyor. En son Three Billboards Outside Ebbing Missouri’de gördüğümüz Abbie Cornish, türün olmazsa olmaz esas kızı doktor Cathy Mueller rolünde. CIA’daki sinir bozucu yönetici Nathan Singer rolünde ise, televizyon dizisi Leverage’dan online platformlara hızlı geçiş yapan Timothy Hutton var.

John Krasinski ve Wendell Pierce,
Tom Clancy’s Jack Ryan (2018),
“Inshallah”, kaynak: IMDb

Dizideki bazı gelişmeler fazlasıyla tesadüfi, bazı gelişmeler ise fazlasıyla tahmin edilebilir. Yavaş başlayıp hızlanan ritim, sonlara doğru yine düşüyor. Dizinin tümünü izledikten sonra, John Krasinski’nin role çok yakışmadığını hâlâ düşünüyorum ama kadronun geri kalanı hayli iyi. Amazon, masraftan kaçınmamış ve televizyon standartlarının üstünde bir prodüksiyon gerçekleştirmiş. Öyle olunca Jack Ryan, televizyon dizisi ile film arasında garip bir form yakalamış. Belki bu arada kalmışlık yüzünden dizi sonuçta izlemeye değer sayılabilecek, kafa yormayan ama çok da etkileyici olduğu söylenemeyecek bir seviyede kalmış.

Ritmini her an muhafaza edemeyen kurgu birden fazla mekân ve zaman arasında gidip geliyor. Gidiş gelişler devam ederken dizi büyük oranda Jack Ryan’ın terör eylemlerini engelleme çabası, eylemleri planlayan Mousa bin Suleiman’ın ailesi —özellikle karısı Hanin— ile geçmişi, ve konudan bir hayli kopuk olan Amerikalı drone pilotunun yaşadıkları şeklindeki üç eksende ilerliyor.

Bu eksenlerden en zayıfı, Las Vegas’ta bir hangarda adeta bir video oyunu oynar gibi Ortadoğu’daki hedefleri öldüren drone pilotu Victor Polizzi’in (John Magaro) hikâyesi. ‘Hümanist’ bir motivasyonla eklendiğini düşündüğüm bu öykü araya sıkıştırılırken sanki aynı anda ana akım izleyici kitlesi ötesinde bir gruba erişmek hedeflenmiş. Fakat, gereksiz uzatılan ve dizinin geri kalanıyla pek bir alakası olmayan kısım, aslında dizinin zayıf kısımlarından.

Tabii dizinin asıl imtihanı Ortadoğu olarak hayal edilen yerin nasıl gösterildiğiyle ilgili. Oryantalizm potansiyelinin çok yüksek olduğu küresel terör konusu hem içerik üretenlerin hem de dizinin hedef kitlesi olarak tahayyül edilen grupların önyargılarından beslenmeye müsait. Terör konusunu işleyen bir dizinin Doğu Batı ayrımında Batı’yı öncelikli kılan stereotiplerden nasıl faydalandığını düşünmek zor değil. Hâl böyle olunca arada “Ortadoğuluların hepsi kötü değildir” ve “şiddet şiddet doğurur” mesajı vermeye çalışmasına karşın Jack Ryan girdiği mayın tarlasından hasarsız çıkamamış.

Dizinin Türkiye’de geçen sahneleri, söz konusu imtihanın en başarısız bölümü. Önce güneydeki mülteci kampı, sonra kadın ticaretiyle beraber insan ve uyuşturucu kaçakçılığı yapan bölge ‘mafyasının’ gösterildiği Türkiye bölümleri hayal kırıklığı yaratıyor. Özellikle Fas mimarisi ile hamam dekorunu harmanlayan genelev sahnesi ve Numan Acar’ın canlandırdığı Tony isimli mafya patronunun diyaloglarının kimin hayal gücünün ürünü olduğu bende büyük merak uyandırdı. Yine Mousa’nın eşi Hanin’in öyküsünde ve dizinin Ortadoğu’nun çeşitli yerlerinde geçen diğer kısımlarında benzer oryantalist öğeler mevcut.

Dina Shihabi,
Tom Clancy’s Jack Ryan (2018),
“French Connection”
fotoğraf: Jon Cournoyer © Amazon,
kaynak: IMDb
Tom Clancy’s Jack Ryan (2018),
“Sources and Methods” ”,
fotoğraf: Jan Thijs © Amazon 2017,
kaynak: IMDb

Fakat uzun zamandır görmeye alışık olduğumuz bu ve bunun gibi sahneler beni pek şaşırtmadı. Asıl ilginç olan bu Doğu Batı ayrımına sürprizli bir şekilde eklenen “Fransa” oldu. Tıpkı benim Türkiye sahnelerini beğenmemem gibi Fransa’da da Fransa sahneleri beğenilmemiş. Tabii bunda Fransız polislerinden birinin Müslümanlık karşıtı sözlerinin yarattığı rahatsızlık etkili.

İşte tam da burada Jack Ryan’ın patronu Afrika asıllı Amerikalı James Greer ile söz konusu Fransız polislerden biri Bruno (Stéphane Krau) arasında geçen diyalog ilginç bir konu açıyor. Greer, eski eşiyle evlenirken Müslüman olmuş. Boşanma sonrası, “din hayatının neresinde” sorusu aklında. Cihat sloganlarıyla eyleme hazırlanan Mousa’nın yaptıkları —dile getirmese de— canını sıkıyor. Etnik kimlikle dini kimliği, kimlik siyaseti usullerine uygun şekilde harmanlayan Bruno’un, “Amerika’da Afrika asıllı Amerikalı olabilirsin ama burada öyle bir şey yok. Ya Fransızsın ya da değilsin.” şeklinde özetlenebilecek sözleri üzerine Greer adeta “Ya sabır” diyerek tespih çekmeye başlıyor. Gergin başlayan bu sahne, iki ülke arasındaki federal ve ulusal yönetim sistemleriyle bazı siyaset bilimciler tarafından “laiklik” ve “sekülerlik” olarak ayrılan din-devlet ilişkisi modellerinin farklılığının* altını çiziyor.

Elbette, ne Amerika’da Afrika asıllı Amerikalı ve benzeri ikili kimlikler güç ilişkilerinden bağımsız ne de Fransa ikili kimliklerden yoksun. Diğer bir deyişle iki ülkede işler, tamamen dizinin ortaya attığı şekilde ilerlemiyor. Üstelik hem kimlik siyaseti hem de laiklik sekülerlik farkı kendi içlerinde muhtelif problemler barındıran konular.

Ancak özünde din ve devlet işlerinin nasıl ayrılacağından başlayıp federal ve merkezi cumhuriyet sistemlerinin farkına uzanan değişik anlayışlar yatan bu ayrımı ekranda görmek hayli ilginç. Oryantalizme alışkınız, ama Avrupa ile Amerika arasındaki karşılaştırma ezber bozuyor. Dizide, sözü geçen diyalogla Ortadoğu ülkeleriyle beraber Fransa da stereotiplerden nasibini alıyor. Elbette Avrupa ve Avrupalılar ile çeşitli şekillerde dalga geçen Amerika menşeli film ve televizyon dizileri var. Fakat, burada alışılagelmiş kültürel öğeler yerine yönetim sistemi, devlet modeli ve kimlik siyaseti üzerine, benzeri daha az görülen bir karşılaştırma olduğunu düşünüyorum.

Hoş belki bu vakadan öğrenilmesi gereken en büyük ders her yerin bir Doğu’sunun olduğu. Tam da bu sebeple, Fransız polisi ve Türkiye mafyasının yardımıyla küresel terör tehdidini ortadan kaldıran Amerikalı Jack Ryan olurken Fransız basınının payına bu kez benimle beraber diziyi eleştirmek düşüyor.

* Laiklik ve sekülerlik zaman zaman din ve devlet ayrımında devletin nasıl bir kontrol uyguladığıyla ilgili farklı modeller olarak tanımlanıyor. Elbette bu ayrıma ve kendi içinde homojen model anlayışlarına yöneltilen eleştiriler mevcut. Bu nedenle, biri İngilizce diğeri Fransızca kökenli olan bu iki terim siyaset bilimi literatüründe bazen aynı anlamda da kullanılıyor.

dizi, Jack Ryan, Peyderpey, Şebnem Baran, televizyon