ve Gelecek
Aynı içeriği tekrar tekrar izleyen seyircilerden değilim. Bazen eskiden izlediğim bir film ya da dizinin bir sahnesini yanımdakilere göstermek için geri döndüğüm olsa da bir şeyleri tekrar izleme alışkanlığım yok. TikTok ve Instagram reel’lerinde eski içerik montajlayan paylaşımlar pek çok platformda görünürlük kazanırken, yayından kalkan içeriklerin çevrimiçi izleme platformlarına dönüşleri de geçmiş tarihli içerikleri radarımıza tekrar sokuyor.
Çok beğenmediğim hâlde izlemeye devam ettiğim HBO Max dizisi And Just Like That… bu yaz aklımda Sex and the City hakkında sorular uyandırınca pek alışık olmadığım bir nostaljik izleme serüvenine girdim. 2021 yılında, ikinci Sex and the City filminden on bir yıl sonra Carrie, Miranda ve Charlotte’ı tekrar ekranlara getiren dizi yayın hayatına başladığından beri çokça eleştiriliyor. Biraz dizinin orijinaline yöneltilen eleştirilere cevap verme biraz da zamanın ruhuna uyma çabasına giren dizi bitmeyen eleştirilere rağmen üçüncü sezonu gördü. Bunda diziyi eleştirenlerin orijinal karakterlerin öykülerine ilişkin bir merakla diziyi izlemeye devam etmesinin payı olmalı. Üçüncü sezonu çılgınca eleştirilen dizinin final kararı yazar-yönetmen Michael Patrick King’in açıklamasıyla duyuruldu. Final bölümü de ağır eleştirilere yol açan dizi hakkında olumlu yorum bulmak zor. Ancak sosyal medyada kararla ilgili paylaşım yapan izleyicilerin bir kısmı bu sezonda dizinin eski ruhunu hatırlatan anlar olduğunu ve dizi tam ritmini bulmuşken final kararı alınmasının üzücü olduğunu söylüyor.
Benzer bir biçimde ben de bu sezonda dizinin eski havasını anımsatan birkaç sahneye denk gelmiş gibi hissetmiştim. Özellikle Miranda ve Carrie arasındaki bazı konuşmalar Sex and the City’de önemli yeri olan arkadaşlık dinamiklerini düşündürmüştü. Bu hissimi paylaştığım, diziye hâkim yakın bir arkadaşımla konuşurken bana tanıdık gelenin ne olduğunu anlamak için eski bölümlere bakmak istediğimi söyledim. Dizinin klasik anlamda bir hayranı olmamıştım ama pek çok sahnesi hatırımdaydı. Bu merakla HBO Max’in And Just Like That… izleyenlere önerdiği Sex and the City bölümlerine bakmaya başladım. Dizinin yeni versiyonuyla telafi etmeye çalıştığı sorunlar açıkça görünüyordu. Sex and the City’nin şehrin demografisini gerçekçi biçimde yansıtmaması, çeşitli kimlik gruplarından söz ediliş tarzı ve tabii tüketimle ilişkilendirilen özgürlük eleştirilen noktaların bazıları. Candace Bushnell’in kitabından Darren Starr tarafından uyarlanan dizinin zaman içinde Michael Patrick King yönetiminde tarz değiştirip uzun soluklu romantik ilişkilere odaklanması dikkatimi çeken başka bir konu.
ekran görüntüsü
Ancak aslında Sex and the City’nin en ilginç yönü karakterlerin ve arkadaşlıklarının dönüşümüydü. And Just Like That… üçüncü sezonunda yer alan birkaç sahne bana bunu anımsatmıştı. Devam dizisinin bence en büyük eksikliklerinden biri Carrie ve yakın arkadaşları arasında geçen bu anlara daha az yer vermesiydi. Karakterlerin düşüncelerinin evrilişi en çok böyle sahnelerde belli oluyordu.
Dizi karakterlerinin dönüşümü izleyicilere kaçınılmaz olarak kendi dönüşümlerini hatırlatıyor. Yazar Taffy Brodesser-Akner, HBO Max’te And Just Like That… izledikten sonra platformun otomatik olarak Sex and the City’yle devam etmesinin yarattığı duygu karmaşasını dizi karakterlerinin değişiminin kendi değişimini düşündürmesiyle açıklamış. Wesley Morris ile The New York Times için gerçekleştirilen söyleşide Brodesser-Akner cesur bir soru sormuş: “Diziden mi nefret ediyorum yoksa kendime bunun olmasına –yani yaşlanmama– izin verdiğim için kendimden mi nefret ediyorum?”
Belki bunca yıl –ve iki de kötü filmden– sonra çekilen bir diziden orijinaldeki havayı beklemek yanlış. Öyküyle beraber dünya ve en önemlisi izleyiciler de değişiyor. Carrie’nin (Sarah Jessica Parker) büyük aşkı Mr. Big’in (Chris Noth) ölümüyle başlayan And Just Like That… son sezondaki birkaç istisnai an dışında bir devam dizisinden ziyade bir karikatür gibi geldi bana. Abartılı oyunculuk ve dizinin dünyasına organik olarak entegre edilemeyen moda parçaları orijinal dizinin enerjisinin yakalanmasını sağlamıyor. Sosyal medyada beni güldüren yorumlardan biri Charlotte’u canlandıran Kristin Davis’in oyunculuğu unutmuş olduğu eleştirisi. Kim Cattrall’ın Samantha’sı sadece kısa bir sahneyle konuk olurken Carrie karakteri Sarah Jessica Parker’a dönüşmüş gibi. Dizideki yolculuğu tartışılan Miranda’yı canlandıran Cynthia Nixon ise kanımca performansı orijinal dizidekini en çok hatırlatan oyuncu. And Just Like That…’le yola çıkıp Sex and the City’yi hatırlayınca devam dizisinin eksiklikleri göze daha çok çarpıyor.
Tıpkı And Just Like That… gibi yerli devam dizileri de nostaljik izlemeleri teşvik edebiliyor. And Just Like That… Carrie’nin aşkı Big’i öldürürken, Çekiç ve Gül Behzat’ın aşkı Savcı Esra’yı dirilterek izleyicileri eskilere götürüyor. Bu kararın haberi alınalı bayağı olmuş ki Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi’nin Star TV’de yayınlanan orijinal bölümlerine ev sahipliği yapan YouTube kanalı geçtiğimiz aylarda Savcı ve Behzat’ın hikâyesini odaklanan özel bölümler hazırlamış. Dizi 2013’te yayından kalktıktan sonra aynı yıl ikinci bir filmle, Behzat Ç. Ankara Yanıyor’la ekranlara gelmişti. 2019’da dördündü sezonu Blu TV’de yayınlana dizi evreninde geçen bir başka Blu TV yapımı ise Saygı: Bir Ercüment Çözer Dizisi.
Dizinin devam serisi olan Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç. Hikâyesi 2022’de Blu TV’de başladığı yayın hayatına HBO Max’in Blu TV’yi almasıyla bu platformda devam ediyor. Çekiç ve Gül’ün bence kendi stilini bulduğu ilk sezon sonrası ikinci sezon bende hayal kırıklığı yaratmıştı. Savcı Esra’nın ölmediğinin ortaya çıktığı üçüncü sezon ise tıpkı And Just Like That… gibi garip bir kafa karışıklığı içinde. Yazar olarak Emrah Serbes’in dönüşünün son sezonun ilk iki sezondan farklı olmasında etkisi olmalı. Yazarlar, yapımcılar, yönetmenler değişirken her bir sezonun kendine özgü özellikleri ortaya çıkıyor.
Aslında Behzat Ç. gibi kesintili fakat uzun ömürlü diziler bize ülkenin değişimine ilişkin de çok önemli ipuçları veriyor. Mesela bu sezonun kötü adamı, dizideki ifade ediliş şekliyle “Amerika’nın desteklediği” psikopat Cihangir. Cihangir ve onunla çalışanlar ülkeye zarar vermeye amaçlarken Savcı Esra’nın içinde yer aldığı gizli bir teşkilat onları durdurmaya çalışıyor. Meğer ikinci sezon vurulan Esra ölmemiş, bu gizli teşkilat tarafından kurtarılıp saklanmış. Dizi bu eksende HBO Max hayatında, Star TV yıllarındaki somut hedefli eleştirilerden belirsiz dış mihrak eleştirilerine geçiş yapmış. Daha evvel, uzun bir aradan sonra Blu TV’de yayınlan Behzat Ç. dördüncü sezonu dış mihrakları çatıştırarak benzer bir yola girmişti. Özetle önceden denemiş bir strateji. Çevrimiçi izleme platformları biraz esneklik sağlamakla beraber politik kaygılardan arınmış değil. Kaygıların çözümü dış mihrakları hedef göstermek olurken, marka değerini güncel konulardaki eleştirelliği üzerine oturtan dizi zora giriyor.
3. sezon, ekran görüntüsü
Üstelik başrol Behzat’ı canlandıran Erdal Beşikçioğlu artık bir belediye başkanı. Dizinin kimliğinde önemli yeri olan siyasi eleştirilerin riski bu bakımdan daha büyük ağırlık taşıyor olabilir. Hâl böyle olunca melodram, politik eleştirinin şekil değiştirmesiyle kendine daha çok alan bulmuş. Özellikle Behzat ve Esra’nın (Canan Ergüder) beraber yer aldığı sahnelerdeki melodram dozu yüksek. Kadın karakterler giderken yerlerine gelenlerin benzer stereotipleri geri dönüştürürcesine kopyalandığı dizide Ergüder’in Esra’sı en unutulmaz kadın karakterdi. İnternetteki yorumlara bakarsak Esra’nın dönüşü dizinin dönüşümünü eleştirilerden kurtaramamış gibi. Ama tıpkı eleştirilere rağmen izlenen And Just Like That… gibi Çekiç ve Gül de en azından bir süre daha izlenecektir. Ülkedeki siyasi iklimden tıpkı madendeki bir kanarya benzeri hızla etkilenen dizinin akıbeti ise bize gelecekle ilgili ipucu verebilir.
And Just Like That…, Behzat Ç., dizi, HBO Max, Peyderpey, Sex and the City, streaming media, Şebnem Baran, televizyon