Picture of Light, Peter Mettler, 1994,
filmden kare, kaynak: Peter Mettler
Picture of Light
ya da Işığı Yakalamak

Başka şekillerde düşünen filmleri düşünüyorum; sinemada deneyler yapan, günümüzde daha çok deneysel olarak nitelendirdiğimiz filmleri. “Başka şekillerde düşünen” diyorum, çünkü filmin sunduğu olanakları araştırdığımız noktada, onun aracılığıyla farklı düşünme mod’larına kendimizi açıyormuşuz gibi geliyor. Bu açılım, ister istemez pratik ediyor olduğumuz şeyin asli öğelerinin üzerine bir düşünüm, bir uygulama olarak beliriyor belki, ama yalnızca bununla da kalmıyor. Bir yandan da düşünme şeklimizi, işleyişimizi etkiliyor. Deyim yerindeyse, başka şekilde düşünüyoruz. Aynı zamanda, pek de soyut bir şeyden de bahsetmiyoruz. Karşımızda, kurucu materyalleri imgeler ve sesler olan bir eser duruyor. Hem gözümüzü hem de kulağımızı uyarıyor. Durmaksızın arıyor olduğu şey de bu organların daha farklı bir şekilde nasıl uyarılabileceği, bambaşka bir şekilde nasıl duyumsayabileceği.

Film, gözü ve kulağı ve dolayısıyla bedeni ve birçok farklı yetiyi çaprazlama uyarabildiği gibi, bunların işlevlerine de bir bakıma sahip olabiliyor. Film aracılığıyla görmek, film aracılığıyla duymak mümkün bir hâl alabiliyor. Bunu bir yaşam pratiği hâline getirenler var kuşkusuz; Mekas, Rosenblatt, Nestler, Varda… Ve bir yaşam pratiği olduğu noktada da yeni imgelerin peşine, yeni seslerin ardına düşülüyor. Onlar aranıyor, bulunuyor. Ama her şeyden önce kaydediliyor, saklanıyor. Tekrar görmek, tekrar duymak ve belki de var etmek için.

Bu var etme sorunsalı önemli. Tekrar etme sorunsalıyla da direkt olarak bağlantılı. Ama bu var etme sorunsalının kendisi, bir imgenin varlığı söz konusu olduğunda karmaşık bir hâle geliyor. Örneğin, bir imgenin varlığı, bir şeyin imgesinin varlığı nedir? Bir şeyin imgesinin varlığı ile kendi mevcudiyeti arasındaki, eğer varsa, fark ya da farklar nedir? Bir imgesi olmaksızın bir şey var olabilir mi? Bir şeyin bir imgede var olması ne demektir? Bunları ve bunlara benzer soruları sormanın bir filmi alımlayışımızda etkisinin olacağı fikrindeyim. Peter Mettler’in Picture of Light adlı filminin benim aklıma getirdiği sorular bunlar en azından. Mettler’in filmi, direkt olarak bu soruların her birini sormasa da, imgeler üzerine düşünüşü itibarıyla sorulan sorulara belirli bir bağlamda kendince bir cevap niteliğinde.

Picture of Light, Kanada’nın kuzeyinde yer alan bir bölge olan Manitoba’da ortaya çıkan Kuzey Işıkları’nı kayda almak hakkında diyebilirim. Bu kaydın sürecini de kayda alarak kayıt sürecini bir anlamda ikiliyor. Bu ikileme, film boyunca ilgi çekici bir forma bürünüyor. Kaydı alınmak istenen şey ile kaydı alınan şey arasında garip bir zikzak var. Hem ışıkların kaydı alınıyor hem de ışıkları kayda almak adına yola çıkılıyor. Yani, kayıt alınmaya başlanıyor. Sanki, sürecin sonunda olur da ışıkların kaydı alınamazsa, en azından bu arayışın bir kaydının bulunması istenmiş. Bu açıdan, bir imgeyi yakalama istencinin kendisini dahi imgeler üzerinden düşünen bir film ortaya çıkıyor. Film, kendi üstüne kıvrılıyor.

Picture of Light, Peter Mettler, 1994,
filmden kareler,
kaynak: Peter Mettler

Mettler’in filmi, hem gerçekliğin kendisinden çekip aldığı imgeleri başka bir imgenin, ışıkların aranışına dayandırdığı için, hem de bu çekip aldığı imgeleri işitsel kuşakta tekrar ve tekrar yorumladığı için, öz-düşünümsel bir hâle geliyor. Öyle anlar geliyor ki Mettler’in filminde, sanki imgelerin kendileri, belirmeleri gizemli bir hâl alıyor. Bir ses, bu şeylerin, imgelerin içerisindeki her ne ise onların birer imge hâline gelmeksizin var olup olamayacaklarını soruyor. Bir imge hâline gelen şey ancak bir imge hâline geldikten sonra mı gerçekten de bir şey olabiliyor, diye soruluyor. Böyle bakıldığında, devasa bir imge birikimi olarak düşünülebilecek olan dünya, belki de tam anlamıyla bir gizem olabilir. Hâlâ daha bir imge hâline gelmemiş, bir imgesi bulunmayan onca şey yok mudur? Ama ondan önce, bu imge hâline getirmenin doğasının ne olduğunu ve bunun nasıl kullanıldığını da kendimize sormamız lazım.

Mettler’in filmi, hem bunu soruyor hem de kendince cevaplıyor. “Alın” diyor, “bakın, görmenizi istediğim bir şey var burada!” Görülmemiş bir şey var ortada, çünkü henüz bir imgesi mevcut değil, onu göremiyoruz. Ama aynı zamanda da bu görülmemiş şeyi görünür kılmak isteyen bir istenç var. Çünkü bu görülmemiş şeyin sözüm ona var olduğunu biliyoruz, fakat yine de bir de kendi gözlerimizle görmek istiyoruz. Belki daha öncesinde muhtelif noktalarda gördük bu şeyi veyahut başkalarının görgü tanıklıklarını dinledik bu şey hakkında, ama bir de kendi adımıza görmek, kendi adımıza görünür kılmak istiyoruz. Burada görme faaliyeti, yalnızca bir şeyin imgesini yakalamaktan da ibaret değil tabii ki, şeyleri yeniden kurgulamak da bir nevi görmenin bir başka hâli. Şeyler, bir başka kipte, bir başka varoluş mod’unda bizim için tekrar beliriyor: İmgede. Mettler’in filmi, imgesinin ta kendisinin belirimini bir sorunsal hâline getiriyor. Bu açıdan, bir imge yığını ya da deposu olan dünyayı da sorunsallaştırıyor.

Picture of Light,
videodan ekran görüntüleri

İmge, bir bakıma birbirimizle iletişim hâlinde olmanın bir yolu. Yani, bir ileti, bir veri ve hatta belki de bir kanıt işlevi var. Gerçi bu işlevlerin her biri sorgulanabilir. Ama kuşku yok ki bir yandan da, kendisine has bir ifade boyutu hâlinde alımlanıyor. Sanki, onunla hem görülen şeyi hem de görme duyumuzu bir değişime uğratıyoruz. Sanki, başka şekilde görüyoruz. Belki de bu nedenle özgül bir imgenin yakalanışına veya birçok imgenin belirli bir şekilde, yaratıcı bir hâlde bir araya getirilişine bunu gerçekleştiren kişinin vizyonu [vision] diyoruz. Kendiliğimizi, görüşümüzün tekilliğini, biricikliğini yine ve yeniden, imgeler vasıtasıyla kuruyoruz. Bergman’ın bir kitabının ismini İmgeler koyduğunu hatırlıyorum. İşte, kimilerince imgeler bu denli önemli.

Mettler’in filmindeki kendilik, hem çekim esnasında hem de kurgu masasında tekrar ve tekrar kuruluyor. Picture of Light, her şeyden önce bir süreç hâlini alıyor. Bu açıdan, ışıkların kendileri de yalnızca filmin belirli bir kısmını kaplıyor, her ne kadar filmin yegâne itici kuvveti olsalar da. Ama ister istemez, bu ışıkları yakalama girişimi kendi kendisini açımlıyor. Film, halihazırda ışıkları görebilmemize, mekânı algılayabilmemize ve hatta imgeyi yaratabilmemize imkân tanıyan şeyi yeniden düşünmemizi sağlıyor: Işığı. Ve yine bu kapsamda, imgenin görülebilirliğini ve imgeye damıtılan şeyin dünyayla olan ilişkisini de düşünüyoruz. Bunu daha önce de sorunsallaştıranlar vardı pek tabii; Belson, Frampton, Dorsky, Menken… Ama her seferinde ışığın varlığını ve onun mümkün kıldığı şeyleri tekrar ve tekrar sorunsallaştırmak, kendi payına ışığı tekrar yakalamak… Zaten sinema da bu değil mi?

Hasan Cem Çal, imge, Peter Mettler, Picture of Light, sinema