Numenal Sinema
Orman ve Yangın, Tekrar
Canan Tolon’un Nakarat adlı, on iki resimden ya da on iki katlı tek bir resimden oluşan sergisi bir tür orman olarak değerlendirilebilir; zira sergi alanına girdiğiniz anda, o loş, izbe, metruk görünümlü alana attığınız ilk bakışta fark ettiğiniz şey serginin sizi sarmalamaya meyili oluşudur, başka da bir şey değil. Ama yine de orman imgesi yalnızca sarıp sarmalama ediminden de ileri gelmez sergide, bir model değildir basitçe. Daha ziyade imgenin ta kendisi bir orman, çok yön ve yüzlü, renkli bir ormandır ve yan yana gelen resimler de salt bu yakınlıklarıyla bir orman yaratır. Dolayısıyla Nakarat’ın ormanı çifte bir koşuldan mülhemdir diyebiliriz: Resmin imgesini, en genel anlamıyla resim imgesini yaratan şey yalnızca resimlerin içerdiği imge değildir fakat bu imgelerin yakınlığıdır da. Nakarat’ın ormanının protokolü: Aynı imge, çok yakında, dizi hâlinde.
Ama yine de yalnızca serginin geometrik yapısı da bir orman yaratmaz, bir orman yaratmaya yetmez, bu sadece genel bir yapısal koşuldur ve olsa olsa derinlerde, ancak serginin derinliklerinde bir mana edinir. Ve yine, resimler arası topografik ilişkiler de, özel bir yapısal koşul olarak, resmedilen ormana dair yalnızca yüzeysel bir bakış açısı kazandırır; neden, niçin belirli bir şekilde yan yana dizildikleri düşünülmezse bir puzzle parçasından fazlasını ifade etmezler. Bu açıdan da sorun başkadır: Evet, oval bir hat üstünde dizilmiş orman parçacıkları bir orman oluşturmuştur, ama bunu da ormanın kendisinin değil hissinin, boğuk, boğucu bir hissinin sağlanışıyla, kasvetli bir ormanla eş olmak suretiyle yapmıştır. Tam da bu nedenle Tolon’un sergisinde orman bir imgeden, yalın bir imgeden çok dönüşmüş, başkalaşmış bir imgedir: Ormanın yeni bir imgesi.
fotoğraf: Nazlı Erdemirel
Öyleyse bu serginin ana imgesinin, ormanın kesinlikle bir temsilden ileri gelmediğini zira temsil edilecek bir şey olmadığını ve kalmadığını iddia ediyoruz. Bu niye böyledir? İki neden var. Birincisi, Tolon’un derdinin zaten ormanı temsil etmek değil, orman olma, orman kalma ve ormanda bulunma hâlini resmetmek olmasıdır. İkincisi, ormanın, renkleri itibarıyla yanan (kırmızı ve sarı resimler) ve kül olan (siyah resimler) ormanın hâlihazırda bir temsil değil bir tür şema, dinamik, oluş hattı oluşturması, bunun da muhtemel ve kısmi bir temsili dahi lağvetmesidir. Şu hâlde bu iki koşul da sergiyi tanımlar. Ve bir arada bize serginin olduğu ve yaptığı şeye dair bir şeyler söyler.
Orman olmak: Bu ne demektir? Ve dahası ressam böylesi bir oluş hâlini nasıl resmeder? Tolon’un resimlerinde ormanın temsil edilmediği aşikâr, fakat daha da aşikâr olan, Tolon’un resmettiği imgenin orman değil, her şeyden evvel ormanda bulunanın (ya da “aklı ormanda kalan”ın) ormana dair kurduğu imge olması ki bu da her zaman için soyut bir imge, mümkün en teknik anlamda. Ormanın karmaşıklığından mütevellit, ormanda olan, ormanı hiçbir zaman bütünlüklü bir hâlde göremiyorsa, kurduğu imge de bütünlüklü olamayacak, aksine parçalı olacak ve orman da bu parçalardan oluşacak, tıpkı Tolon’un sergisinde olduğu gibi. Ve bunun da ötesinde, ormanda olan, tam da ormanda olduğundan, ormana dışarıdan bakamadığından, bu ormandan çıkmak anlamına geleceğinden ve bir nevi imkânsız olduğundan, orman onu kuşatacak ve bir “yakın bakış”a davet edecek, hatta zorlayacak, yine tıpkı Tolon’un sergisinde olduğu gibi.
fotoğraf: Nazlı Erdemirel
Dolayısıyla bu resimler birer “soyutlama” değil, ormanda olanın kurduğu orman imgesinin birer “modelleme”si (modeli değil) daha çok ve tam da bu vasıfla birer temsile indirgenemez. Bu resimler temsili bir niteliği haiz bulunmuyor, çünkü resimlerin yapımından (boyaları fırlatarak, sıçratarak ve dağıtarak yapılan resimler gibidir bunlar) ebadına, yerleştirildiği mekândan yerleştirilme şekline dek resimlerde görülen imgeleri ormanın imgesi değil, ormanda oluşun, bulunuşun imgesi daha ziyade. Ve tabii şu hâlde ormanın yeni ve alışılmadık bir imgesi de, tekrarlarsak.
Bir orman diyagramı oluşturmak: Peki ya bu ne demektir? Ormanda olmanın ne demek olduğuna kıyasla daha basit bir cevap söz konusu olacak: Tolon’un Nakarat’ında resimler öyle bir şekilde dizilmiştir ki esasında yalnızca bir orman oluşturmaz, alelade bir orman imgesi de kurmaz, fakat yanan bir ormanın yanmayı kesmeyen bir imgesini var ederler. Resim dizisinin sağdan ve soldan “nakaratlı” olma nedeni de bu gibidir. Orman diyagramı: Daireselleşmeye meyleden (yerleştirmenin oval biçimi), uçları kavuşacak gibi duran bir dizi resim (yalnızca morfolojik değil kromatik olarak da ayrışan eşboyutlu bitişik resimler).
Diğer taraftan, gerçekten, renk düzeyinde düşünüldüğünde Tolon’un sergisinde ormanın yandığı açıktır: Sarı renk yanmaya başlayan, kırmızı renk yangınının hararetinin arttığı, siyah (ya da simsiyah, “is siyahı”) renk ise külden başka bir şey olmayan bir ormanı gösterir ve hep birlikte “yanan orman”ı ortaya çıkarırlar. Ama ne olursa olsun bu, diyagramın, başka bir ifadeyle şemanın dizisel boyutudur ve dairesel boyuta dair bir şey söylemez ki mühim ve can alıcı olan da odur.
fotoğraf: Nazlı Erdemirel
Dizisel boyutta kalındığında hâlâ, cüzi ve kısmi de olsa temsilin devresindeyizdir; renklerin imledikleriyle ilgileniriz. Oysaki dairesel boyutta bu imin bir süreç içinde kapsandığını, kapıldığını, resmi aşanın da tam da bu süreç olduğunu, dolayısıyla resimlerin bu şekilde yerleştirildiğini, ayrıca büküldüğünü, kırık bir hat oluşturduğunu görürüz. Bundan kasıt Nakarat’ta söz konusu olanın yanan “bir” orman değil, sürekli yanan, “belirsiz bir orman” olmasıdır; zira soldan sağa ve sağdan sola tarandığında orman bir kez değil sürekli yanar ve dolayısıyla, sürekli yanan bir ormandır, öyleyse (her yıl sayısız ormanın yandığı düşünüldüğünde) herhangi bir orman da. Temsili lağveden de zaten bu olacaktır: Aslı yiten, yitmekte olan, yitmeye yüz tutmuş, toptan yitiş hâlindeki bir şey temsil edilemez.
Bu perspektiften bakıldığında ise şu kesin durur: Yerleştirmenin ovalliği ve resimlerin bitişikliği onları kuşatan ve kat eden bir yangın, bir felaket, bir facia olmasa söz konusu bile olmayacaktır. Ve yine, eğer ki sergi size alan, fiziki boşluk dahi az tanıyorsa, diyelim ki üstünüze üstünüze geliyorsa neden yine aynıdır: Yangın ormanı kuşatıyorsa, bu ormanı, resminkini de kuşatacaktır ve dahası, resmin ta kendisini de bir felakete dönüştürecektir; içinden bir ormanın çıktığı, zar zor tanınabilir bir hâlde olan.
fotoğraf: Nazlı Erdemirel
Bu anlamda Tolon’un resimleri felaketi en harikulade ve utkulu şekilde resmeden J.M.W. Turner’ın resimlerine yakınsar. Turner’ın yaptığı Tolon’da devamı gelendir: Felaketin resmi kasıp kavurmasına, renkleri ve çizgileri dağıtmasına izin vermek, felaketi resmetmemek ama resmin ta kendisini bir felakete dönüştürmek. Belki de yalnızca resmin yapabileceği, yaptığı bir şeydir bu ve Tolon da bunu yapıyorsa, resim yapıyorsa, bu resimleri yaptıysa neden bu gibi gözükür: Ancak resim yaratır, yakalar, yansıtır felaketin imgesini. Bu örnekte: Dönüp duran, aylara, mevsimlere (ilkbahar ve yazın kavrukluğu), yıllara yayılan yangınlar. On iki resim, on iki ay, devridaim eden yıl. Periyodik felaket, resimde yankısını bulan, onu dairesel bir diziye eviren.
Peki, neden Nakarat? Neden bu başlık? Öyle gözüküyor ki zorunluluktan, safiyane zorunluluktan. Resimlerin art arda dizildiği, yan yana yerleştirildiği ama tam da bu dizilim, bu dizisellikle bir felakete, dönüp duran, gelip çatan, bir daire oluşturmayı kesmeyen bir felakete, bir tür kısır döngüye işaret eden bir sergi, resmettiği şeyin ta kendisi tekrarlarla dolu olan bir sergi belki de ancak müzikal bir kavramla adlanabilirdi. Ve adlandı da. Bu noktada Tolon’u hakikaten anlamak gerekir: Orman yanar ve bu bir felakettir fakat orman tekrar yandığında, işte o zaman, ortada bambaşka bir “resim” vardır. Artık tek bir tuval, tek bir renk, tek bir hat böylesi bir felaketle boğuşamaz, cebelleşemez, dolayısıyla felaketin yeni bir imgesini var etmek, doğurmak, ona mahal vermek gerekir; onun tekrarını da hesaba katan bir tanesini. Diğer bir deyişle, yeni bir resmin üretimi böylesi bir felaketin resmedilmesi, “felaketin resmi” için zorunlu olacaktır; sergideki resmin büyüklüğü de buradan, felakete dair “büyük resim”in kavranışından ileri gelir. İşte nakarat da budur; sergideki tekrar, soldan sağa ve gerisin geri yanmayı, kül olmayı kesmeyen ormanda yankı bulan tekerrürdür; curcuna, keşmekeş, kargaşayla eş olan. Ve ne yazık ki ormanla da.
Canan Tolon, çağdaş sanat, Dirimart, döngüsellik, Hasan Cem Çal, orman, resim sanatı, sanat, sergi, sergi tasarımı, tekrar, yangın