0.
Son yıllarda trans ve cinsiyet kimliği meselesinden ağzı yanan, işini gücünü kaybeden ve dolayısıyla sansürlenen düşünürlerin ve aktivistlerin sayısı arttıkça artıyor. Kathleen Stock da bunlardan biri; İngiltere’de profesör olduğu üniversiteden güvenliği ve huzuru için istifa etmek zorunda kalan bir felsefeci.
Stock’un Material Girls: Why Reality Matters for Feminism adlı kitabı trans meselesini güzelce ele alıyor. Kitabın adı Madonna’nın “Material Girl” şarkısına atıf yaptığı kadar, materyalizmin trans meselesinde ne kadar önemli olduğuna işaret ediyor. Bu önemli, zira cinsiyet kimliği ile (ya da cinsel kimlikle) [gender identity], cinsiyet [sex] arasındaki farkın en önemli sacayaklarından biri maddecilik. Bu ikisi arasında maddeci olan seçenek cinsiyet, cinsel kimlik değil. Stock’un kitabında bunun gerekçelerini ve nedenlerini okuyoruz.
Trans hürriyeti meselesinin bağlamından çıkıp hürriyet karşıtlığına dönüşmesini, diğer benzer mücadelelerin aksine, popüler kılan birkaç önemli nokta var. Bunları uzun uzun bu mecmuada yazdım ama yine de kısaca anlatayım ki bağlamda uzlaşalım.0
- Trans ideolojinin feminizmi ezmeye çalışan eril cinsiyetçiliğin bir uzantısı hâline gelmesinin, yılların emeğiyle inşa edilen feminizme en başta zarar vermesi,
- “Trans” çocukların kobaylaştırılması,
- Tuvalet, soyunma odası gibi “güvenli” alanların, antifeminist erkek ideoloji tarafından işgal edilmesi,
- “Pişman” olan translar.
Görünen o ki liste uzayıp gidiyor. Stock bu listeye ontolojik bir madde ekliyor: “Cinsiyet kimliği” hakkında konuşa konuşa “cinsiyet”in önemini unuttuk. Tıpkı dans ede ede devrimi unutmamız gibi.1
1.
Stock’un en başat argümanı, cinsiyet kimliğinin Britanya ve bilhassa İskoçya özelinde geçirdiği hukuki gelişmelere dayanıyor. İskoçya 2022 sonunda bir kanunla (kendi tabirleriyle “cinsiyet tanınması reformu”yla) cinsiyet değiştirmeyi kolaylaştırdı. Bu “reform”un getirdiği en önemli değişiklik, cinsiyet kimliği için artık herhangi bir tıbbi onaya ihtiyaç duyulmamasıydı. Artık isteyen, cinsel kimliğini istediği şekilde ilan edebilecekti. Lafın kısası, kadınlık hormonu almadan, pipisini kestirmeden erkekler kadın olduğunu söyleyebilecek, yasa da bunu tanımak zorunda kalacaktı. “Reform”un getirdiği diğer bir değişiklik de cinsiyet değiştirmek için gerekli yaş sınırının 16’ya indirilmesiyle beraber “yeni cinsiyette yaşama” zorunluluğunun sadece üç ay olmasıydı.
Trans “özgürlük” hareketinin hukuki mücadelesinin bir iki ilginç sonucu var. Erkeklik hormonuna sahip, kendini kadın sanan erkeklerin örneğin kadın cezaevlerine girmesi, kadın spor yarışmalarına katılması gibi trajik vakalar ortaya çıkıverdi. Kadına tecavüzden hüküm giyen kimi erkekler, kadın olduklarını deklare edip kadın cezaevlerine gönderildi, nihayetinde de kadın cezaevlerinde tecavüze devam ettiler. Yetişkin erkekler kadın olduklarını deklare edip kadın tuvaletlerini kullanmaya çalıştı. Eril şiddet yine kız çocuklarını ve kadınları ezmeye devam etti ama bu sefer hiç de beklenmedik bir açıdan saldırarak.
Britanya merkezi yönetimi, İskoçya’nın özerkliğinden sonra tarihte ilk defa bir müdahalede bulunarak söz konusu kanunu durdurdu ve yürürlükten kaldırdı.
Stock’un argümanı da tam burada devreye giriyor. Trans meselesi öz-bildirime [self-decleration] bırakılamayacak kadar önemlidir. Zira öz-bildirim meselenin ontolojisiyle çelişir. Bu da nihayetinde bir kurguya, illüzyona yol açar. Cinsel kimlik bir kurgu olarak cinsiyetin önüne geçer, onu yer yer ezer.
2.
Bir insanın kadın olmadan kadınlık deneyimine sahip olduğunu iddia etmesi, hadi abartalım, benim bir insan evladı olarak kedilik deneyimine sahip olduğumu iddia etmem gibi bir şey. Kedi gibi kostüm giyip sürekli miyavlayarak ağaç tepelerinde, pencere pervazlarında belki yaşayabilirim. Ama bu beni kedi yapmaz, yapsa yapsa trans-kedi ya da insandan-kediye-trans yapar. Kedi kostümüyle yaşama isteğim öte yandan, temel insan haklarımı elimden almak için kullanılamaz. Ama sırf kendimi kedi gibi hissediyorum diye, varsa, kedilere özgü hakları haiz olamam. Kediler için özel yaratılmış mekânlarda yaşayamam. Adı üstünde bir kedi değil, trans-kedi olurum. Ne kadar zorlasam zorlayayım, kedi ile trans-kedi farklı şeylerdir. Trans-kedi kimliğinin biyolojik insan kimliğim ve biyolojik kedi kimliğiyle bir olduğunu iddia etmek olsa olsa absürttür.2 Hatta hatta siyasi trans mücadelesini de sulandırmaktır.
3.
Neoliberal ekonominin inişlerini çıkışlarını tartışmaktan dilimizde tüy bitti, kitapçılarda meseleye dair yazılan bitmek bilmez tartışmaları anlatan kitapları okumaktan gözlerimiz bozuldu. Fakat neoliberalizmin özgürlük mücadelelerini sulandırıp amacından şaşırtmasını ihmal edegeldik.
Trans meselesi buna güzel bir örnek. Zira ta geçmişten beri süregelen trans mücadelesinin ana hedeflerinden ve taleplerinden hayli uzağız. İş ve barınma hakkı örneğin, unutuldu. Şimdi bu temel, proleter talepler yerine örneğin tuvalet hakkını tartışıyoruz. Neoliberal ekonominin yozlaştırdığı mücadelelerin hedef şaşırmasını anlatan daha net bir örnek bilmiyorum. Trans tartışmasıyla debelenirken bilfiil transların (fuhuşsuz) iş, hayat ve barınma haklarını unuttuk.
Bu trans meselesine özgü bir şey değil. Neoliberalleşen her mücadele benzer şekilde yozlaştı ve sulandı. Vegan mücadeleyi de sahiplenmeye çalışan neoliberal ekonomik yapı veganizmi pahalı ve sentetik beslenmeye indirgerken, kuru fasulyeyi unuttuk.
4.
Cinsiyet mücadelesi için mücadele ederken feminizmi de unuttuk. Stock bu hafıza kaybının modern kaynaklarını irdelerken, 90’lardan beri bunun birincil kaynağını bu topraklarda da çok sevilen Judith Butler’a dayandırıyor. Butler’ın cinsiyet kimliğini nasıl tanımladığına çoğumuza aşinayız: “Cinsiyet performanstır.” Bu keyfiyet, biyolojik hakikatlerin neredeyse var olmadığını ima eder. Belki yer yer performans biyolojik cinsiyete dayanır, bunda bir sorun yoktur. Ama Butler’a göre cinsiyete dayalı performans, cinsiyete dayanmayandan daha üstün ya da geçerli değildir. Cinsiyet kimliğinin biyolojik cinsiyetten bu kadar basit ve tesadüfi şekilde bağımsızlığını iddia etmesinin acı sonuçlarını hâlâ yaşıyoruz. Performans yapa yapa, dans ede ede özgürlük mücadelesi unutuldu gitti.
Bu “ideoloji”nin sonu “Trans-kadınlar kadındır” sloganıyla net bir şekilde özetleniyor aslında. Fakat ontolojik olarak bu saçmalığın ele gelir bir yanı yok. Trans-kadınlar da kadın kümesinin bir alt kümesiyse, keza, trans-erkekler de erkek kümesinin bir alt kümesiyse, o hâlde kadın ve erkek kümeleri birbirine eşit oluyor; çünkü her biyolojik erkek kendini trans-kadın diye kodlayabilir bir performans olarak. Bu bağlamda ben de hem bir erkek hem de bir kadın olabiliyorum, üstelik sakalımı bile kesmeden. Zira performans değil mi, ne olacak!
Meselenin oyun ve mantık bulmacası, hem de tutarlı bir bulmaca, olmasının dışında hukuki sonuçları da var. Daha önce değindim, kadın hapishanesine koyulan tecavüzcü trans-kadınlar falan, trans olmayan kadınların özgürlüğünü kısıtlıyor; kadınların gördüğü zulmü ve ayrımcılığı artırıyor. Feminizmin de buna karşı durması kaza sonucu değil, ontolojik olarak zorunlu bir edimdir.
5.
Öte yandan Stock’un derinlemesine incelemediği konulardan biri, trans mücadelesinin aslında “Trans-kadınlar kadındır” sloganına hiç ama hiç ihtiyaç olmadığıdır. Bu slogan aslında “Vegan yemek de yemektir” sloganı gibi “ezilenlerin” meşruiyet için ezen kategorisine katılma çabasıdır. Oysaki vegan yemek daha güzel bir yemektir.
Trans-kadınların ancak kadın olarak tanındığında meşru olabilecekleri sanrısı, bir kategori olarak trans-kadınlara zarar vermekte. “Ben kendim olarak değersizim, ancak başka bir kategoriye ait olduğumu ispatlarsam değerli olurum” ideolojisi sadece trans meselesinde değil, Kürt-Türk meselesinde, sünnet tartışmasında, vegan mücadelede de yer yer görünüyor.3 Neoliberal trans mücadelesinin kendini çoğunlukla kimlikler üzerinden okuması ve tanımlamasının doğrudan sonuçlarından biridir bu. Oysaki neticede mercimek çorbası mercimek çorbası, ezogelin çorbası da ezogelin çorbasıdır.
Dolayısıyla slogan “Trans-kadınlar trans-kadındır, kadınlar da kadındır” olmalıdır. Çünkü, ancak bu totoloji bizi, yönünü kaybetmiş trans mücadelesinin uzun vadeli kayıplarından korur.
0. Can Başkent, “Biyolojik Transformer”, Manifold, Ekim 2022; “Bumblebee”, Manifold, Aralık 2022; “Girmeden Kapıyı Çalmak”, Manifold, Şubat 2023; “Âteş-i gamda kebâb oldı ciger döne döne”, Manifold, Nisan 2023.
1. Can Başkent, “Dans ede ede devrimi unuttuk”, Bireylikler, 2011.
2. Can Başkent, “Biyolojik Feminizm”, Mesele, 2009 ve “Bir Cevap: Biyolojik Feminizm”.
3. Türk sosyal kimliğini benimseyip Kürt mücadelesine sırtını dönen beyaz Türklerden sünnetsizlerin yeteri kadar erkek olmadığını düşünenlere, imitasyon et benzeri ürünlerin veganizmin temeli sananlara dek türlü türlü örnek akla geliyor.
beden politikaları, biyoloji, Can Başkent, cinsiyet, cinsiyetçilik, çocuk, erkek, feminizm, kadın, Kathleen Stock, kimlik politikaları, LGBTQİA+, linç kültürü, neoliberalizm, siyaset, şiddet, toplumsal cinsiyet, trans birey, trans ideoloji, tuvalet, veganizm