İMÇ, fotoğraf: İpek Yürekli
binalar ve insanlar
Kumaş Almayı Sevenler ve Alışverişte Uykusu Gelenler
ÇARŞI

Annem her işini usulüyle yapmayı seven kadınlardandır. Düğme almaya Osmanbey’e pasaja, kumaş almaya Unkapanı’na Manifaturacılar Çarşısı’na gider. Amazon ve Ikea nesilleri için bir tuhaf alışkanlık.

Kumaş almayı da sever gerçekten. Çocukluk anılarımın arasında Isparta’daki Kamer Mefruşat’ta saatlerce —hissedilen süre— bekleyiş var. Ne için kaç metre alınacağını illa ki kumaşçı bilir; fire vermemek için nasıl kesileceğini, dikileceğini, nasıl yıkanacağını, bakılacağını uzun uzun tartışmak gerekir. Kumaşçı bir uzman, kumaş almak ise ciddi bir yatırımdır. Benim en beğendiğim kumaşlar nedense ya en pahalı ithallerden ya da “o saa yarameycek ablacım”lardan çıkar, arası denk gelmez. Top top dizili allı güllü Sümerbank basmaları, dokunurken beni benden alan kadifeler ve daha neler neler arasında kumaşın apresinin getirdiği uyku ile gerçeküstüne dönüşen bir anılar grubu. Yoksa o dini bütün dükkân sahibinin gülsuyu kokusu muydu uykumu getiren. Ama şartlanmış gibi, ne zaman kumaş mağazasına girsem esnemeye başlıyorum, elimde değil.

İstanbul Manifaturacılar Çarşısı pek de öyle uyku getirecek bir yer değil. Satılan kumaşların çeşitliliği, vitrinlerden taşan rengârenk desenler, çiçekler, dallar, kabartma kuşlar, parlak çizgili brandalar çok neşeli. Çarşıda dikiş makinelerinden, makas, iplik gibi dikiş malzemelerinden envai çeşit kumaşçıya, perdeciye, döşemeciye, yastıkçıya bir koltuk, yastık perde yaptırma niyetindeki biri için ihtiyacı olan her şey var. Öyle kumaşı alıp “ne yapacağım şimdi” diye kara kara düşünmek yok. Sadece annem değil, kiminle konuşsam yeni eve taşınırken, perde seçerken, koltuk yüzü değiştirirken mutlaka bir uğramışlığı var buralara.

40’larda yapılıp Beyoğlu yakası kısmı hemen uygulanan Prost planının, uygulaması 50–60’lara sarkan Tarihi Yarımada operasyonlarından, Unkapanı köprüsünü Valens su kemeri altından geçip Saraçhane üzerinden Aksaray-Yenikapı’ya bağlayan Atatürk bulvarı açma operasyonu, Zeyrek-Süleymaniye arakesitindeki sivil hayatı mimarisiyle birlikte hoyratça yok etmişti.1

İstanbul Manifaturacılar Çarşısı,
sokak ilişkileri, 2019

Mimar anlatıyor. “Otomobil eski kent dokusuna girdiğinde yarılmalar şart olur” diyor. Bu proje bir anlamda bu yarılmayı tamir etmeye çalışıyor. Tarihi yarımadanın orta yerinden geçen ve iki tarafını yoğun araç trafiğiyle bölen Atatürk Bulvarı ile Süleymaniye semtinin o kendine özgü kargacık burgacık, küçük ölçekli dokusu arasında bir geçiş kurabilmek için mimarların nasıl uğraştığını dinliyoruz. Binanın topoğrafyaya oturuşuyla, bir yandan bulvarla, diğer yandan Süleymaniye sokaklarıyla buluşmasıyla şehir dokusunun parçası hâline gelişini görüyoruz. Mimar önce Halep Çarşısı’nın planını gösteriyor, sonra başka Osmanlı çarşılarını, kapalı çarşıları, yollar ve avlularla şehir dokusunun parçası hâline gelmiş eski çarşıları. “Tasarımın esası bu şemadır” diyor.

Proje alanının tarihî yarımadada bulunması, projeyi zorlu bir bağlam ilişkisine sokmuştur. Mimarları için İMÇ’nin tasarımındaki temel motivasyonlardan biri, Süleymaniye Camisi’nin baskın olduğu siluete minimum müdahalede bulunarak kendine yer bulacak bir mimari kurgu geliştirmek idi. Defalarca çizilen siluet önerileriyle yapı kompleksinin mevcut dokuyla nasıl ilişkileneceği sorusuna yanıt arandı.2

24 Aralık 2018, Taşkışla, Doğan Tekeli İMÇ’nin hikâyesini anlatırken
yüzyıllarca dayanıp son savaşta tarumar olan Halep Çarşısı’nı ve İMÇ yapımı öncesi yangın alanı olan arsayı gösteriyor.
Bir anlamda mimarinin felaketlerle ilişkisi.

Proje sürecinde uğraşılan sadece tarihi doku, bulvar, topoğrafya değil elbette. İlerde ülkenin en usta mimarları olacak gencecik mimarların bu zorlu süreçte, en başından en sonuna kadar her konuda an be an nasıl tecrübe kazandıklarını görüyoruz.

İstanbul Manifaturacılar Çarşısı'nın hikâyesi Türkiye’nin siyasi krizlerle dolu bir döneminde, 1957 yılında açılan şehircilik yarışması ile başlıyor… Sonrasında Manifaturacılar Kooperatifi mimari proje için ikinci bir yarışma açıyor. Deneyimli ve tanınmış mimarlık büroları ve şehircilik yarışmasında ilk üç dereceyi kazanan mimarlardan oluşan on iki yarışmacının katıldığı yarışmada birincilik ödülü Tekeli, Sisa ve Hepgüler’in oluyor. Sonrasında ise uzun bir süreç bekliyor genç ekibi… Pazarlık sürecinde manifaturacılar yarışmaya davet edilen diğer bürolardan da fiyat alıyorlar. Yarışmada ikinci olan Emin Onat, işin birinci olana verilmesi gerektiğini söyleyerek fiyat vermeyi reddediyor… Belediyenin fen-imar işleri ile ilgili başkan yardımcısıyla görüşmeye gittiklerinde yarışmaya davet edilmeyen meslektaşların, akademisyenlerin, arkadaşların projeye karşı olduklarını ve çarşı inşaatının ihbar edildiğini öğreniyorlar. İhbarlara itibar edilmiyor ve çarşı inşaatına onay çıkıyor. Uygulama süreci başlıyor… 1967 yılının Eylül ayı, Manifaturacılar Çarşısı büyük bir törenle açılıyor. Davetliler, çarşıdaki dükkân sahipleri, törenin yapıldığı birinci blok avlusu tamamen doluyor. “Kooperatif başkanı ile Başbakan Süleyman Demirel konuştular. Usulen emeği geçenlere teşekkür ettiler. Ama gerçekten güçlüklerle dolu arsada, bu başarılı yapıyı, yarışma kazanarak, zarar ederek, yıllarca çalışıp tamamlayan mimarlar, ülkemizde alışıldığı gibi, akla gelmedi. Başbakan kurdeleyi kesip çarşıyı gezdi. Bizse içinde kaybolduğumuz kalabalıktan güçlükle sıyrılıp büroya döndük.” Doğan Tekeli, çarşının açılışında mimarlarının hatırlanmayışına çok fazla alınmadığını fakat o günden sonra büyük yapılarının açılış törenlerine pek gitmemeye çalıştığını belirtiyor.3

İMÇ, avlular ve holler, 2019

Mimarının ağzından Manifaturacılar Çarşısı hikâyesinin anlatımı bitti. Öğrencilerden sorular geliyor. “Bu anlattıklarınızı orada göremedim ben, her yeri tabelalar kaplamış, bina gözükmüyor bile, ne diyorsunuz buna, çok üzülüyor musunuz?”, “Bu binanın yıkımı gündeme gelmiş birkaç kere. Mimar için binasının yıkılması ne anlama gelir, duyunca ne hissettiniz?” Mimarın özenli cevapları öyle kolay kolay usta olunamayacağının kanıtı gibi. Hem yapılan işin ciddiyetini, önemini vurguluyor, hem de süregiden hayatın gerçeklerini ortaya koyuyor; en ufak bir serzenişte bulunmadan, bıkmadan, küsmeden, her düşünceye, her tercihe, her türlü yaşama biçimine saygı göstererek ama bildiği doğruları da inatla savunarak.

Bu şehirdeki günlük hayat keşmekeşinin ve ‘gecekondu forever’ anlayışımızın herhangi bir mimari örneği yutmaması neredeyse imkânsız. Mekân kalitesinin gücü tam da bu noktada anlaşılıyor. Kuru fasulyeciler ve din tarafından paylaşılan Süleymaniye Külliyesi’nin —‘kuru fasulye sevmeyen ateistlerin’ bile reddedemeyeceği— nefes kesen huzurlu görkemi gibi, hemen ötesindeki Manifaturacılar Çarşısı’nın mimari kalitesi de kolay kolay yutulacak gibi değil. Çarşı, benim gibi alışverişten hiç hoşlanmayanlara dahi, baştan sona aşağıdan yukarıya yürürken karşılaşılan avlularıyla, sürpriz sanat eserleriyle, beklenmedik tarihi doku görüntüleriyle şehirde yürüyerek gezmenin o harika deneyimini sunuyor. Süleymaniye sokakları farklı kotlardan çarşının içine, çarşı farklı kotlardan bulvara akıyor. Topoğrafyayla kurulan ilişkideki süreklilik modern yapının şehrin içine, şehrin de yapının içine sızdığı bir bütün yaratmış.

Bir dükkânda genç bir çift çaresiz ve şaşkın bakışlarla geziniyor, diğerinde kara çarşaflı kadınlar gelin odası bakıyor, bir diğerinde pelüş kürklü bir kadın perdelik alıyor, yanımdaki üniversite öğrencileri rengârenk ‘Frida’ desenli kumaşlardan birini beğenmeye çalışıyorlar, ne kadar almaları gerektiğini kumaşçı açıklıyor onlara. Sonra bir anda Vefa Lisesi öğrencileri sarıyor etrafı, hollerde top oynayarak, itişerek, gülüşerek geçiyorlar çarşının içinden. Küskün küskün yürüyen küçük bir kızı annesi çekiştirerek sürüklüyor dükkândan dükkâna. Annenin yüzünde ne yaptığını bilen kararlı bir anne ifadesi.

Vitrinlerin önünde durup bakıyorum. Avlulardan geçerken rastladığım, Bizans mozaiklerinden nohut pilavcı camekânlarına, tarihi dokunun katmanlarından kumaş desenlerine, bulvardaki ağaçların dallarının karmaşasından etraftaki insan çeşitliliğine binbir çağrışım yaratan duvar resimleri, vitrinlerdeki renklere karışıyor. Rengârenk kuşlu, çiçekli kumaşlarla soyut geometrik desenliler yan yana. Her zevke her keseye göre malzeme var burada. Daha yaklaşırken uzaktan tıkır tıkır dokuma tezgâhlarının ritmiyle bizi karşılayan Buldan kasabasını hatırlıyorum, sonra Denizli’de yaptığımız tekstil fabrikasını. Kumaşın macerası uzun.

Aklımda eski uykulu kumaşçı anılarımın içindeki o en büyülü an var; kumaşın tek hamlede ustaca “cııırrrt” diye kesilmesiyle gelen, uykumu ve içimi açan bir temenni, “iyi günlerde kullanılıveesin gari!”

İMÇ, 2019
{fotoğraflar: İpek Yürekli}

1. İhsan Bilgin, “Alternatif Bir AMV: İMÇ”, Serbestiyet, 17 Eylül 2018.

2. İdil Erkol, “Yerel ile Evrenselin Ara Kesitinde Mimarlık: İstanbul Manifaturacılar Çarşısı”, Mimarlık 396, Ağustos 2017.

3. Arzu Eralp, “Doğan Tekeli İMÇ’nin Hikâyesini Anlatıyor”, Arkitera, 29 Mart 2013; Doğan Tekeli, Mimarlık: Zor Sanat, Yapı Kredi Yayınevi, 2012.

alışveriş, binalar ve insanlar, çarşı, İpek Yürekli, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı, mimarlık