Berlin Notları #19

0.

Berlin eski günlerine dönüyor; sokaklar mesafeli, kalabalık. Kafeler, restoranlar yarı kapasite hizmet veriyor. Ben ise Berlin’den bildirmeme rağmen artık ekranımda yaşıyorum; hangi coğrafyaya aitim, kiminle konuşuyorum, kaybolup gidiyor. Sokaklarda yataklardan sonra şimdi de maskeleri görüyorum. Acaba ev arama dertleri bitti mi?

1.

Bugünlerde sosyal mecralar üzerindeki gruplar kafama takılıyor. Kurulan dijital topluluklar, içinden geçtiğimiz garip zamanlarda kimileri için gerçekten bir kurtarıcıya dönmüş durumda. Bir araya gelişler, tanışıklıklar bu sanal ortamlarda gerçekleşiyor. Bu kimisi için yeni bir durum olsa da, aslında çok uzun zamandır öğrendiğimiz bir ilişkilenme biçimi. Bilgisayar, internet, chat odaları, okey siteleri derken bugünlere gelmedik mi?

Benim hatırladıklarımdan birinde mekân Üsküdar; Ahmediye Meydanı’na çıkan Gündoğumu Caddesi üzerinde bir pasaj. Oyunları disketlere yüklenmiş hâlde satan bir dükkân var. Mahalleden arkadaşlarımla klasörlerin içinde ufak resimleri olan dosyalardan seçimlerimizi yapıyoruz. Hangi oyunun kaç diskette yüklü olduğu yazıyor. Cepteki harçlığa göre oyun seçiliyor.

Bilgisayarım 286, bir tanıdığımızdan almıştık. Wolfenstein, Lemmings oynadığımı hatırlıyorum; bir edit komutuyla girilen editörde dosyaları açıp, hiçbir şey ifade etmeyen kodlara bakıyordum. İnternet benim için daha yeni ortaya çıkmış.

Ne garip ki, hafızamı ne kadar zorlasam da internetle nasıl tanıştığımı hatırlamıyorum. İlk modemlerimin şekli gibi detayları hatırlasam da o ilk internet deneyiminin karşılığını tam bulamıyorum. Birkaç tahminim var sadece. 1997 senesinde, Herr Kirst bize email adresi açtırmıştı GMX isimli bir servisten, ilk email diyaloglarım oradaydı. Bizim gibi Papua Yeni Gine’de Almanca öğrenen öğrencilerle dijital ortamda mektup arkadaşı olmuştuk. Email yazmak için okulun bilgisayar laboratuvarına gidiyor, mail’imize girip gönderiyorduk yazdıklarımızı. Ara ara da cevap gelip gelmediğini kontrol ediyorduk sanırım.

İTÜ’nün Deneme Bilim Merkezi tek başıma internet deneyimi yaşadığım yerlerin başında geliyor. Bir sürü eğlenceli deney istasyonunun sonuna doğru, iMac G3’lerin olduğu bir oda vardı. Yan yana dizilmiş bu yeşil bilgisayarlar internete bağlıydı ama oyun olarak sanırım sadece satranç vardı içinde, hevesimizi orada alıyorduk bir şekilde. Sonrasında Üsküdar’daki pasajda disket satan o dükkân, internet kafeye dönüştü. Zamanının efsane dergisi, her ne kadar oyun dergisiyse de onun ötesinde bir anlam taşıyan Gameshow’da internet sitelerinin adresleri verilirdi. İlk ziyaret ettiğim sitelerin çoğu, basılı dergiden elle yazılan adreslerdi, tıklananlardan önce.

Bu kadar lafı neden anlattım: İnternet siteleri, satranç, yeni bilgiler hepsi aslında mevcutta elimin altında olanların bir başka yansıması ya da uzantısıydı, mIRC’e kadar.

mIRC’in logosunu gören herkes hatırlar; Internet Relay Chat, Türkçesiyle internet aktarmalı sohbet protokolünü kullanan bir arayüz. Khaled Mardam-Bey tarafından geliştirilmiş, ismi de oradan gelir. Şüphesiz bu sohbet ortamı ilk anonim olma yanılsamalarımızı yaşadığımız, yabancılarla tanıştığımız ortamdı. Burada kişisel bir hikâyenin bir parçası olsa da, bugün, oralarda ömür çürütenlerin sonrasında sözlüklerde, forumlarda, şimdi de sosyal ağlarda gruplarda olduğunu görüyorum.

Hani sanalda olan hafızanın nereye gittiğini sorguluyoruz ya sürekli, belki de internete ilişkin hatıraları toplamak önemli. Siz hatırlıyor musunuz ilk online olduğunuz günü? Konuşmaya başlamak gibi midir online olmak, onun farkındalığına varmak?

Tüm takip sistemleri içinde bugün sistemden uzak kalmanın bir yöntemi var mı? Hiç izlenmemiş olmak mümkün mü mesela? Uzun zamandır bunlardan bahsederken ikili bir ayrım yapıyor gibi hissediyorum. Oysa algoritmaya karşı yalnız değiliz, algoritmayı oluşturan, ona eşlik eden de biziz çoğu zaman. Bakın Google Street View ne diyor kendi web sayfasında:

“Google Haritalar’ın bir özelliği olan Street View, milyonlarca panoramik görüntüden oluşur ve Google Haritalar’da sanal olarak etrafı görmemizi sağlar. Street View içeriği, Google ve katkıda bulunan kullanıcılarımız olmak üzere iki kaynaktan gelir. Birlikte yürüttüğümüz bu ortak çalışma sayesinde, dünyanın dört bir yanındaki kullanıcılarımıza dünyayı sanal olarak keşfetme olanağı sunuyoruz.”

‘Birlikte’ olduğumuzu söylüyor, hem de o kadar ki, mIRC veya diğerleri gibi değil, hep yanımızda Google ve bunun farkında; aynı bu yazının da kendi algoritmasına kaydolacağı gibi. Eski nesil çevrimiçi aygıtlarda bilinçli olarak tanımadıklarımızla iletişimdeyken, bugün tanımadığımız kişi odamızın içinde, ekranımızdan bize bakıyor belki.

Yaklaşık bir aydır, Herkes İçin Mimarlık’ın “Gelecek Atölyeleri” kapsamında, “Ekrandan Ekrana” isimli bir dijital atölye yürütüyoruz. Tüm katılımcılarla beraber kurduğumuz yeni dijital komünitede serbest zihin akışlı tartışmalarda, ekranlarımıza yakalananları tartışıp, gözetleme meselelerini konuşuyoruz. 26 Mayıs 2020 tarihinde gerçekleşen forumu HİHA’nın YouTube kanalında izleyebilirsiniz.

2.

Şüphesiz, her farklı mecrada farklı bir persona’mız var; bir yandan sonsuz yorumlarda horoz dövüşü gibi haddini bildirme seansları… Bugünler bitecek. En azından “Nasılsın?” diye sorabileceğimiz Google var.

3.

Bu ay analog bir kasetle başlayan, yine aynı senelerden bir hikâyeyi paylaşacaktım ama zihnim beni buraya getirdi. Önümüzdeki ay için ön gösterim olsun. Bir de aklımda soru: Berlin’i anlatmayan ama Berlin’den bildiren de “Berlin Notu” sayılır mı?

Berlin Notları, dijital kültür, internet, Yelta Köm