Selfie’den Sonra

Kelimeler ve Şeyler’e arada dönüp dönüp bakıyorum: Velázquez’in “Las Meninas”ı da metin de beni hâlâ şaşırtıyor. Mimarlık eğitiminden belki, o kadar keyifle okuyorum ki tüm mekânsal çözümlemeyi. Başka imgelere baktığımda da aynı mesele: Resmin arkasında ne var, bakan nerede, mekân neresi, kamera nerede? İmge üzerine düşünmenin verdiği bir haz var; sonsuz bir oyun bu. Mesela Taner Ceylan Twitter takipçileriyle bu oyunu zevkle oynuyor. Kendi Twitter hesabından birçok farklı resmin çözümlemesini yapıyor, takipçilerine sorular sorduruyor.

Bize bugün “Las Meninas”ı tartışma fırsatını veren tam olarak bu imgenin yaratım süreci aslında. Şüphesiz bugünün dünyasında da benzer titizlikle üretilmiş birçok imge bulmak mümkün, ama bir yandan da o zaman üretimi mümkün olmayan bugünün gündelik ‘anlık’ imgelerinin geleceği ne olacak? Şüphesiz bu varsayımda bazı noktaları düşünmeden indirgiyorum birbirine. Sonuçta Velázquez’in dönemindeki imge üretimi ‘anlık’ bir imge üretimi değildi, ama ona bakarak geleceğin arkeolojisini konuşamaz mıyız?

Selfie ya da özçekim, çekildiği mekânın dışında bazı oranları beraberinde getiriyor. Twitter’da anlık etiketi ile paylaşılanlara baktığınızda yönelimlerini görebiliyorsunuz. “Las Meninas”ta ressam resmin içinden bize bakarken, selfie çekerken biz aslında görecek olana bakıyoruz, yeniden tanımlıyoruz mekânı. Fırçanın ya da tablonun değil kameranın olduğu yer de önemli tabii.

Bu yazı için örnek selfie imgeleri bakarken, Bangkok, Berlin, Moskova, New York ve Sao Paulo’da çekilmiş selfie’leri toplayıp, bir veri tabanı oluşturan Selfie City projesine denk geldim. Farklı kategorilerde imgeleri filtreleyebiliyorsunuz. Filtreler, yaklaşık yüz bin imge içerisinde kafanın açısından duygu durumuna kadar analizlerden oluşuyor. Kendi bilgisayarımdaki fotoğraf uygulamasında da selfie diye bir menü olduğunu görünce, zaten çoğu filtrelemenin otomatik olduğunu fark ettim. Ağustos ayından beri selfie olarak değerlendirdiği fotoğraflar şunlar:

Elif bu fotoğrafları mekânlarından kopararak yüzen imgeler hâline getirdi. Ben de kameranın olduğu yerleri işaretlemeye çalıştım. Çerçevelerin çoğunda surat büyük bir yüzdeyi kaplasa da çizime dönüşen selfie’nin gören ile kurduğu ilişki de başka bir şeye dönüşüyor.

Selfie’deki benim. Nereye bakıyorum? Telefona bakıyorum, bazen bakmıyormuş gibi yapıyorum. Yüz sene, belki beş yüz sene sonra kimsenin umurunda olmayacak bir yere bakıyorum. Telefonun kamerasına baktığım kadar aynaya bakmıyorumdur herhalde. Bunların üzerinden son dört ayımın görsel bir analizini de yapamıyorum. Çünkü anlık bilgi üretimini yerleştirebildiğim bir bağlam bulamıyorum belki de.

Bilginin üretimi de değişiyor. Yeni bir okuma biçimi bulmak selfie’nin alternatif kullanımlarını bulabilmek önemli belki de. Sonuçta taktiksel kullanıma çok uygun bir metot: Ben de kimi zaman kendimi çeker gibi başka bir şeyi çekiyor, kadrajın köşesinde kalıyorum —üçüncü sıra dördüncü ve beşinci karede olduğu gibi.

Bu kadar çok selfie’den bahsederken, arkadaşım Eray Çaylı’nın araştırma için Zorlu Center içinde fotoğraf çekmesine izin verilmemesi, sadece kendi fotoğrafını çekmesi hâlinde fotoğraf çekebileceğinin söylenmesi üzerine selfie’lerle binayı belgelemesini hatırladım.

Bugünlerde Tahtakale’de, Sultanahmet’te turistlerin en çok satın aldığı objelerden biriymiş selfie çubuğu; kendi fotoğrafımızı çekerken dünyayı kayıt alına alıyoruz bir yandan. Gitgide öndeki biz de önemsiz kalacağız belki ve arkada yorumlanacak imgeler birikecek. Her selfie bir kullanıcı daha eksiltecek. Tam da çokluğun yaptığı şey bu: Anonimleşecek yüzlerimiz.

fotoğraf, imge, selfie, Yelta Köm