“Sizi Çok Özledik”

Vitrinin önünde durdu. Ö harfinin ortasından içeriyi görmeye çalıştı. Bu “Sizi Çok Özledik” mesajını bu zamanlarda vitrinlerde sıkça görmek mümkündü. Salgın sonrası çırpınan piyasanın, sözde umutlu ya da daha çok kullanılan adıyla ‘pozitif’ yaklaşımlarından biriydi bu. Özlenen kişinin kendisi olmadığını biliyordu. Belki eskiden olsa evet, ancak şu şartlarda, bir iş başvurusu yapmak için girmek üzere olduğu bu mağazanın en çok özlediği kişi o değildi muhakkak ki. Bir evsizi kim özleyebilirdi ki?

Resmi olarak olmasa da aslında bir evsiz sayılırdı. Henüz tarafına bir tebligat ulaşmamış olmakla birlikte, pratik olarak birkaç aydır kirasını ödeyemediği için söz konusu bildirimin gelmesine herhalde çok kalmamıştı. Bu yüzden her an evi boşaltması gerekeceğinden, yanına almak için hayli derli toplu birkaç çanta hazırlamış, geri kalanını bırakmak üzere her biriyle vedalaşmıştı. Mevsim uygun olduğu için evden çıktığında kısa süre konaklayabileceği birkaç seçenek bile vardı aklında. İşler istediği gibi gitmemişti. İşlerin normal akışında bile sorunlar vardı, belli ki bugüne gelene kadar çok doğru basamakları seçmemiş, belli ki birçok açıdan onun doğru buldukları bu sistemin şartlarıyla fazlasıyla çakışmış ve gerekli olan birikimi elde edememişti.

Birazdan içeri gireceği yerde muhtemelen ilk anda o çok özlenen müşterilerden biri sanılacaktı. Bu iş görüşmesi açısından yararlı da olabilir diye umuyordu; öte yandan son zamanlarda başına gelenler göz önüne alındığında, olmaması daha büyük olasılıktı. Hiçbir zaman yolunda gitmeyen işleri bir şans etkenine bağlamamış, her zaman bu tür olayların ardındaki mantığı anlamaya çalışmış biri olarak, şu anda da kendine acımıyordu. Canını acıtan, birazdan yapacağı iş başvurusunun olumlu sonuçlanması hâlinde bile hayatının tam anlamıyla yoluna girmeyeceği gerçeğiydi. Eğer işe girebilirse, belki ev sahibini arayıp, durumu anlatıp, bir anlaşma yolu bulmak için biraz zaman kazanabilirdi. Fakat olaya ev sahibi açısından baktığında böyle bir yaklaşım için ortada hiçbir gerekçe yoktu. Onu evden çıkarır, hatta belki de biraz daha iyi bir kirayla başka birine evini kiralardı.

Şimdi gireceği mağazada da işe başlayabilmesi için geçerli bir neden yoktu. İş ilanında belirtilen yaşı çoktan aşmıştı, belirtilen cinsiyeti bile tutturamıyordu, hayli umutsuz bir durumdu aslında. Ancak bu işi iyi biliyordu, kendini iyi ifade edebilirse kesinlikle iyi yapabileceği bir işti. Konuya hâkimdi, müşteriler onun gibi olgun yaşta birinin görüşlerini önemseyebilirdi. Caddenin karşısındaki büyük banka binasının gölgesi vitrinden içeriyi görmesine engel oluyordu, görebildiği sadece bu cadde için epey iri sayılabilecek bankanın camlı cephesinin yansımasıydı. Lokanta vitrinine burnunu dayayan bir aç gibi görünmemek için biraz uzaklaştı. Yandaki eski apartmanın girişindeki mermer basamağa oturdu. Mermer gün boyu biriktirdiği ısıyı hafif hafif veriyordu, kendini epeydir bu kadar iyi hissetmemişti. Canı bir sigara içmek istedi, fakat bu iş görüşmesi nedeniyle birkaç saattir hiç sigara içmemişti. Duvar kâğıdı, kumaş satan bir mağazaya kimse sigara kokan birini almak istemezdi, öyle düşünmüştü. Bunu nasıl sürdürebileceğiyle ilgili bir tasarısı yoktu. Ya patron tüm mesai saati boyunca mağazadaysa ya da tam o bir kaçamak yaptıktan hemen sonra mağazaya gelirse ne olacaktı? İş süresince içmemesi gerekecekti. Bu konuyu işi alırsa planlamaya karar verdi ve kapattı.

En son onu, kimin ve neden özlemiş olabileceğini düşündü. Onu pek kimse özlemezdi. O özlerdi. Onun yaşamındaki görev dağlımı böyleydi. Bunda üzülecek bir taraf yoktu, tercihleri onu bu noktaya getirmişti sadece. Sonra kendisinin neleri özlediğini düşündü. Çok iyi hatırladığı, zeytinyağlı biber dolması özlemişti, özellikle de domatesten kapağını, dolmadan biraz yedikten sonra arada tek başına yemeyi. Hem mermerin paylaştığı ılıklık, hem damağındaki domatesin tadı ona kendisini epeydir hiç olmadığı kadar iyi hissettirdi. O zaman, tam o zaman esas özlediğinin bu olduğuna karar verdi, kendini bu kadar iyi hissetmek. Birden fark etti ki, mağaza sahiplerinin de özlediği aslında tam anlamıyla buydu, kendilerini iyi hissetmek. Müşterilerini bu kadar özlemelerinin nedeni buydu; onlara ılık mermer bir basamak ve biber dolması kapağı domatesin tadından çok, müşterilerinden kazanacakları para gerekiyordu. Zevk meselesi, diye düşündü. Hazır kendini bu kadar iyi hissediyorken bir an önce içeri girip, yapması gerekeni bir an evvel yapmaya karar verdi. Çıkınca hüzünlü veya mutlu, bu basamak soğumadan bir sigara içmesi gerekiyordu.

Kapıdan içeri girdiğinde ölçülü bir zil sesi duydu. Kibar bir sesti, kapının açıldığını ifade ediyordu. Mekânın iyi bir ışığı vardı, soğuk bir ışık değildi. Huzurlu bir ortamdı, her yer kumaş ve kâğıt kartelalarıyla doluydu. Ortada bir toplantı masası ve o an fark etti ki masada bir paket sigara ve çakmak duruyordu. Arka taraftan kendisinden daha yaşlı bir adam geldi, selamlaştılar. Konuşmanın herhangi farklı bir yöne kaymaması için hemen ziyaret nedenini aktardı. Mağazanın sahibi olduğunu düşündüğü adam şaşırmadı, onu bekliyormuş gibi bir hâli vardı. Masanın yanındaki sandalyelerden birini işaret etti, oturdular. Herhangi bir soru beklemeden kendinden söz etmeye girişti, adam da dikkatle dinliyordu. Dirseğini masaya dayamış, çenesini de eline, onu dinliyordu. Bir ara arkasına dayandı, yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Sonra ona sigara ikram etti. O zaman işi alabileceğini düşündü; adam onu sevmişti, belliydi. Tam o anda belki de yapmaması gereken bir iş yaptı ve adama dışarıda mermer basamakta sigara içmeyi, bunun çok güzel olacağını söyledi. Beraber çıkıp basamakta oturup sigara içtiler. Gelen geçen insanlar hakkında sohbet ettiler. Ayağa kalktılar, el sıkıştılar. İşi almıştı, beklediğinden daha iyi şartlarla almıştı hem de.

Olay hiç düşündüğü gibi gelişmediği için, hayal görmüş olabileceğinden endişe etti. İçinden, tekrar içeri girip bu yaşadığının gerçek olduğundan emin olmak için birkaç cümle etmek geçse de, caddenin köşesinden dönüp yürümeye başladı. Kafasında sürekli hesap yapıyordu; bu şartlar altında ev sahibine iyi bir teklif sunmalıydı, onu ikna edebilirdi. Müşterilerine nasıl davranacağını düşünmeye koyuldu, ikna edici olmalıydı. Durdu, birden müşterileri özleyen tarafa geçtiğini fark etti, bu onu rahatsız etti.

Evinin olduğu sokağa döndü. Elini cebine attı, çıkardığı parayı saydı. Biraz ilerledikten sonra durdu. Vitrinde “Sizi Çok Özledik” yazıyordu. Kedim de beni çok özlemiştir, diye düşündü, içeri girdi, yumurta ve ekmek aldı. Özlenmek, belli nedenlerden dolayı da olsa fena bir duygu değildi. Yumurta epeydir taneyle satılmıyordu, bulabildiği en az dörtlü bir yumurta paketiydi. Kedisinin onu özlemesinin nedeni sadece onu besliyor olması değildi. Birkaç gün aksattığında da o yine de geliyor, bir şey bulamadığı zaman da küsüp gitmiyordu. Beraber vakit geçiriyorlardı, hayatı paylaşıyorlardı. Birbirlerine güven ve dostluk sunuyorlardı, bu sağlıklı bir ilişki biçimiydi.

Yolda birkaç kişiye rastladı, nerelerde olduğunu, onu epeydir hiç görmediklerini söylediler. Çok çıkmadığını, bunun bu aralar daha güvenli olduğunu söyledi. Sevinmişti. Belki tam olarak özlenmek olmasa bile, merak edenler olmuştu demek ki. Onun da özlediği, merak ettiği insanlar vardı. Bunu çok belli etmezdi, çekinirdi. Belki daha açık sözlü olmalıydı.

fotoğraf: Emre Özgüder

Emre Özgüder, mağaza, pandemi