Acı Gerçek

Gerçek bayağıdır. Bu, gerçeğin bir sorunu değil. Bu, kendini önemseyenlerin derdidir; onlar kendilerine gerçek olanın ötesinde bir değer yakıştırırlar. Bildiğiniz binlerce gerçek hayat senaryosunu alt alta yazabilir, böylece ne kadar bayağı olduklarını görebilirsiniz. Bunların hiçbiri özeneceğiniz kurgu olmayacaktır. Ancak öte yandan, en sona kendi hikâyenizi yazarsanız sizinkinin de çok farklı olmadığını göreceksiniz. Hayat, kontrolsüz bir başlangıcı ve belli oranda kontrol edebildiğinizi düşündürecek bir sonu olan, bir kerelik bir süreç olarak fazlasıyla değerlidir; hatta tüm evrende en değerli olandır sizin bakış açınızdan. Bu çok değerli sürecin, kendini tekrar eden, neredeyse aptalca sayılabilecek birim süreçlerin toplamından ibaret olması da çok memnuniyetle boyun eğilecek türden değildir gerçekten de. Fazlasını beklemek, ummak ve istemek, hedeflemek çok doğaldır. Bunu hak edecek ne yaptığınızı sorgulamak çok da gelmez aklınıza. Bunu nasıl becerebileceğinizi de pek bilmezsiniz. İşte tam bu noktada size bunun yolunu gösterenler çıkar karşınıza. Bu o kadar işinize gelir ki, fazla soru sormazsınız. Dolayısıyla önerilen bu yolların hemen hepsinin parayla ilişkili olması sizi tedirgin etmez.

Yalan, kolaylıktır. Üstelik yalanları açıktan koyuya bir renk yelpazesine oturtabilirseniz; suç olmaktan da çıkarlar ve hatta bir tür sevap bile sayılabilirler. Bu sayede —kendiniz başta olmak üzere— herkese sıkıcı gerçekleri değil, başka kurguları anlatabilirsiniz. Olması mümkün, fakat olmamış olayları olmuş gibi anlatabilir, isterseniz bunlara kendiniz de inanabilirsiniz. Bu anlatacaklarınızın olması mümkündür, çünkü bunları sinema filmlerinde seyretmiş, kitaplarda okumuş olabilirsiniz. Bu sayede kentin en işlek caddelerinden birinde, bir apartmanın girişinde az önce tanıştığınız biriyle dakikalarca sevişmiş, göldeki en büyük balığı tutmuş, askerde bölüğün en keskin nişancısı olmuş olabilirsiniz. Ama belki size inanılmayacağından çekinebilirsiniz. Eğer onların da size yalan söylemesine izin verir ve bunlara inanırsanız, onlar da sizinkilere ses etmeyeceklerdir. Yalan, karşılıklı bir uzlaşma platformudur. Karşınızdaki hakkında ne kadar çok gerçek bilgiye sahipseniz, o kadar çok yalan söyleyebilirsiniz. Rekabet, yalan için ön koşuldur. Yalan, yalan olmakla birlikte, muhakkak bir gerçek zemin gerektirir. Askere gitmeden SAS komandosu olmak, olta olmadan en büyük balığı tutmak mümkün değildir. Dün işyerinde beraber olduğunuz arkadaşınıza, dün Hamburg’da olduğunuzu söyleyemezsiniz; ancak bir zaman Hamburg’a gittiğinizi söyleyebilirsiniz. Yirmi yıllık eşinize de bir ara Hamburg’a gittiğinizi söyleyemezsiniz. Bunu çok istiyorsanız, yeni arkadaşlar edinmeniz gerekir.

Bir ürün satmak istiyorsanız, onun sadece özelliklerini anlatmanız yetmez, daha fazlasını vaat etmeniz gerekir. Çünkü ürün satmak istediğiniz insanlar keskin nişancı, en iyi balıkçı vs. oldukları için bu kaçınılmazdır. Bu yüzden bu eylem için bir yalan uydurmanız gerekir; buna halk arasında deneyim diyoruz. Bu deneyimlerin her zaman bir şeylerin ötesinde olması gerekir. Bu sadece eylem ile ilgili bölümdür, üstelik ürünün kendisi de çizginin ötesine geçmelidir; bu yüzdendir ki sıradan temizlik malzemeleri genellikle bir dağ esintisiyle birlikte sunulur. Evde temizlik yaptığınız zaman bir dağ esintisi talebiniz belki olmayabilir, ne var ki sadece sıradan bir temizliğin de sizin gibi bir âşık için yeterli olmayacağı kesindir. Ya da sizin gibi bir keskin nişancı için dağ esintisi fazla romantik olabilir, sizin gibi bir kurnaza yanında ikinci bir temizlik malzemesinin bedava olması daha iyi gelebilir.

Biraz daha kişiye özel ürünlerde zarif ve dekorasyon zevkinizi tamamlayacak seçenekler sunulur size. Çok da beceriksiz olduğunuz dekorasyon zevkinizin birileri tarafından ciddiye alınmış olması iyi bir duygudur. Ahşabın sıcaklığı, üzümlerinin büyüsü, sonbaharın renkleri, hepsi sizin sıradan gerçek hayatınızı yaşanır hâle getirmek içindir.

Herkes beğenilmek ve onaylanmak ister. Sosyal medya da bu sistemin tamamlayıcısıdır. Siz ne kadar çok insanı beğenirseniz, onlar da sizi beğenir, böylece çok beğenilenler kulübüne üye olabiliriz. Buraya üye olunca zamanla fark edeceksiniz ki, siz de kendinizi daha çok beğenmeye başlayacaksınız. Aslında tadında çok iş olmayan sofranızın sandığınız kadar da kötü olmadığını düşüneceksiniz, o kadar kişi beğendikten sonra, doğrudur herhalde diyeceksiniz. Bu sizin özgüveninizi tazeleyecek, siz de her bildiğinizin, her yaptığınızın bulunmaz olduğuna zamanla inanacaksınız.

Evet, yarın sabah kalkıp işe gidebilmek için —ve bir sonraki gün de— bunlara ihtiyacımız var. Beğenilmediğim, önemsenmediğim bir hayat gerçekten de çekilmez. Akşam erken sayılmayacak bir saatte, iğne gibi yağan karla karışık yağmurun, kamçı gibi rüzgârın altında, en az kırk kilometre uzaktaki evime gitmek için beklerken, bana hayatın sonunun sadece uyduruk bir emekli maaşıyla yetinmek olduğundan söz ederseniz; ötesi yok, cennet yok, derseniz, o an orada isyan ederim, beni yönetemezsiniz. Benim resimlerimi, yaptıklarımı, yediklerimi beğenmezseniz, ben de sizin iğrençliklerinize katlanamam. Ancak anlaşırsak, ben de sizi kollarım. Memnuniyetle gerçek olmasını dilediklerinizi yazarım, siz de beni beğenir ve kaynak olarak gösterebilirsiniz. Zayıflamak isteyen insanların en çok arama yaptığı kelimeleri inceleyip, buradan herkesin hoşuna gidecek, sabahları aç karnına bir yaprak maydanoz yemeniz yeterli diye bir tarif üretirsem, beni bir uzman gibi de görebilirsiniz. Tek yapmamız gereken nesnel gerçek yerine öznel gerçekliğe inanmamız ve bu konuda uzlaşmamız.

Yalancılık, ahlaklı bir davranış değildir. Bunu hemen her kitap böyle ele alır. Kitaplar, yalan hakkının kendilerinde kalmasını ister ve herkesin yalan söylemesini bir tehlike olarak görürler. Bu yüzden yalan herkes için bir ahlaksızlıktır. Bu yüzden yalan sözcüğü yerine post-truth kavramını kullanıyoruz artık. Basit anlamıyla böyle anlıyorum ben. Çevirisinin “gerçek sonrası” veya “hakikat ötesi” gibi seçeneklerini de çok anlamlı bulmuyorum. Bana “algı gerçekliği” veya “öznel gerçeklik” daha ifadeli geliyor. Bu kavramın kendisinden çok aklıma takılan soru da, neden nesnel gerçeklerden bu kadar şikâyetçi olduğumuzdur. Politikada gerçeğin pek fazla yeri yoktur zaten, bu nedenle yalan politikada bir yönetim dalaveresi olarak anlaşılır bir durum olmakla birlikte, insanların sosyal medyada kendilerine ait olmayan resimleri neden kendilerininmiş gibi paylaştıklarını, hatta başka birine ait bir mezarı neden kendi yakınlarının mezarı gibi göstererek karşılığında sadece ve sadece ilgi beklediklerini anlaşılabilir bulmuyorum. Varlığından, özünden bu kadar şikâyetçi olmak, içine sıkışılabilir bir ‘ten’ değil. Eğer ‘Büyük Veri’ projesinin bir bölümünü bu sözünü ettiğim tür sahte özne verileri oluşturuyorsa, projedekilere de ayrıca kolaylıklar dilerim. Bu kadar zor durumda olduğumuzu daha önce fark etmemiş olabilirim, ancak adı ne olarak konursa konsun, bu durum bence iklim sorunlarından daha önce dünyanın sonunu getirecek kadar derin. Tek teselli, bir ihtimal bu sorunun önce insanlığın sonunu getirecek olması ve bu sayede belki de dünyanın kalan canlıları için bir umut oluşturmasıdır.

“Post-truth”, fotoğraf: Emre Özgüder

Emre Özgüder, gerçeklik, post-truth, yalan