Siyah Kuşlar
ve Douglas
Bir İlanın Peşinde İstanbul’da
Erken Dönem Dans ve Caz

Cumhuriyet’in ilk yıllarında caz sözcüğü pek sık kullanılırdı. Dans edilen her müzik “caz” diye anılır, bunu çalan topluluklara da “cazband” denirdi. Lakin her caz gerçek anlamda caz değildi elbette… Fikret Adil, İstanbul’da ilk gerçek caz topluluğunun mütareke yıllarında Maksim’de çaldığını şöyle anlatır: “Gerçek anlamıyla ‘caz’ takımını İstanbul, ilk olarak Maksim’de dinledi. Bu dinlenilen caz, ‘7 Palm Beach’ adını taşıyan ve her biri birer virtüöz olan yedi zenciden oluşan orkestraydı. […] Palm Beach cazbandı, İstanbul’a yalnız cazbandın ne olduğunu dinletmekle kalmadı. Memlekette ne kadar çalgı çalan varsa, bugünün en iyi cazbandcıları da içlerinde, cazbandın ve caz temposunun ne olduğunu onlardan öğrendiler. Hâlâ da bugüne kadar İstanbul’a bunlar ayarında bir caz orkestrası gelmemiştir, diyebilirim. Esasen, Palm Beach topluluğu İstanbul’u yolculuklarının son durağı olarak belirlemişti. Burada sözleşmeleri bitip de ayrıldıktan sonra birbirlerinden de ayrıldılar ve her biri dünyanın büyük orkestralarındaki yerlerini aldılar.”1 Bunu izleyen caz topluluğu ise 1926 yılında İstanbul’a da gelen Sam Wooding & Chocolate Kiddies idi. Ama hepsi bu kadar işte…

Sam Wooding & Chocolate Kiddies

Bu toplulukların da etkisi olmuş mudur bilemem ama, 1930’ların başlarında İstanbul’u bir “siyahi merakı” sarmıştı. Kendi “Arap Bacı”larının tarihini ve müziğini merak etmeyen yeni nesil, Avrupa’dan kopup gelen siyah dansçıları seyrediyordu. Tabii şimdilik sadece filmlerde… Bunların en ünlüsü de elbette Josephine Baker’dı. 2 Ocak 1929 tarihli gazetelerde yer alan Melek Sineması’nın ilanında (sonra Emek) “Moris Dökobra’nın siyah artist hakkında yazmış olduğu tarihçe: Siyah İnci filminin mümessili Jozefin Beker lâyık olduğu alkış ve takdirlere mazhar olacağı şüphesizdir. Yerlerinizi evvelden tedarik ediniz” diye yazdığına göre Josephine Baker’ın hayatını aktaran bir filmle karşı karşıyayız. Josephine Baker’ın aynı tarihlerde İstanbul’a geleceği yazılsa da bu gerçekleşmez. Onu sahnede görmek için 1935 yılına kadar beklememiz gerekecektir.

Josephine Baker

Ramazanda caz ve dans

Josephine Baker’ı beklemeyip 1932 yılının ocak ayına dönelim. Ramazan gelmiş, şimdikinin aksine ortalık cıvıl cıvıl. Sinemalarda sessiz filmlerden sesliye geçilmesinin heyecanı yaşanıyor. Majik’de Richard Tauber’in Büyük Varyete’si, Melek’de Marie Bell’in Tali’si, Alkazar’da Musujkin’in Hacı Murat’ı, Şık’da Mary Glory’nin Küçük Daktilo’su, Elhamra’da Brigit Helm’in Çoşkun Belde’si gösterilmekte. İlk sesli filmimiz İstanbul Sokaklarında ise Beyoğlu’ndan İstanbul yakasına geçmiş, Alemdar Sineması’nda oynuyor.

Gösteri mekânları da tüm güçleriyle İstanbul ahalisini eğlendirmeye çalışıyor. Ferah Sineması’nda “Ramazanı Şerif münasebetiyle her gece 4,5 saatlik bilafasıla beynelmilel büyük varyete ve cambaz kumpanyaları” faaliyette. İlanda elli beş artistin otuz sekiz numara sunacağı belirtiliyor. İsimler de sıralanmış: Azeri Musiki Heyeti, Vayman Cambaz ve Jonklör Kumpanyası, Nandy’s Bale ve Revü Heyeti, Pirinkof’lar Ölümcül Trapez Topluluğu, Zuanell İtalyan Cambaz Kumpanyası vb.

Nandy’s Bale ve Revü Heyeti,
Gardenbar, 1931

Gelelim yazımızın esas konusu olan gösteriye. Tepebaşı’nda Asri Tiyatro (eskiden Amfi adını taşırdı, daha sonraları ise Şehir Tiyatrosu Komedi Sahnesi olacaktır) o sıralar ünlü Lehman’ın idaresinde. 12 Ocak 1932 gecesinden itibaren burada yeni bir gösterinin başlayacağı duyuruluyor. İlanı birlikte okuyalım: “Zenci dansözleri, zenci cazları, zenci kızlardan mürekkep ZENCİ OPERET VE REVÜ heyeti tarafından ve dansörler kralı DOUGLAS ile yeni Jozefin Baker MISS COOKS iştirakile ZENCİ ŞEHRİ EĞLENCELERİ. 2 perdelik ve 18 tabloluk muazzam revü opereti. KAHKAHA KAHKAHA. Her gün matine saat 17.30’da, suare saat 21.30’da. Cuma günü matine saat 16.30’da. Koltuklar 100 - 150 - 200 localar 600 kuruştur. Talebelere tenzilat.” Ertesi gün verilen ilanda revü heyetinin adının “Siyah Kuşlar” olduğunu öğreniyoruz. Bir başka ilanda ise gösterinin Fransızca adı da veriliyor: “Les Fantaisie de la Cite Noire” (Bir başka ilanda bunun Türkçesi şöyle yer alıyor: “Zenciler Memleketi,” daha sonra ise biraz daha geliştiriliyor bu çeviri: “Zenci Şehri Eğlenceleri”)… Yine bu başlangıç ilanlarından topluluğun “40 zenci artist, 2 zenci caz”dan oluştuğunu da öğreniyoruz.

Cumhuriyet, 10 Ocak 1932
Cumhuriyet, 12 Ocak 1932

Akşam gazetesi topluluğu seyrettikten sonra bize bilgi veriyor: “Zencilerde şarkı söylemek ve raksetmek, yeyip içmek gibi hayati bir ihtiyaçtır. On asırdan beri zenciler musiki ve raks zevklerini muhafaza etmişlerdir. Fakat bu zevk, yıllarla beraber incelmiş, yükselmiş ve zenci musikisi ile dansı, Amerika’dan taşıp, bize kadar gelmiştir. Zenci musikisi, artık, medeni musikinin kaidelerine uygun olmakla beraber, irsi vahşiliğini kaybetmemiştir. Bazen ağır, durgun bir ahenk birdenbire kesiliyor. Zenci kızların tiz perdeden feryatları duyuluyor. Eller, etli dolgun kalçalarda tempo tutuyor. Bacaklar yay gibi geriliyor, beller bükülüyor ve dans başlıyor… Ağır ağır başlayan vücut kıvraklıkları, yavaş yavaş cehennemi bir hızla harekete geçiyor. Harpten sonra bütün Avrupa’yı bu zenci dansı istila etti. Çarliston yalnız barlara değil, Jozefin Baker sahneye çıktıktan sonra en kibar salonlarda moda oldu.”

Ve yazı sonunda bizim merak ettiğimiz gösteriye geliyor: “Dün gece Tepebaşı modern tiyatrosunda tam bir zenci cazbantla, zenci ve Habeşlerin rövüsünü seyrettik. Sahnenin bu kara yıldızlarını seyretmek cidden zevkli bir şey. Luiz Hopkins, Snowlet, Fransi Moreaes, meşhur Al Johnson’u mükemmelen taklit ediyorlar. Douglas’ın ayak oyunları, topuklarını tahtaya vurarak çıkardığı ahengi insana dinlenmesi doyulmaz bir zevk veriyor. Bu zenci dansı ve zenci raksı, hummalı, heyecanlı, mükemmel bir şey.”2

Aynı gün, Asri Tiyatro’nun gazetelere verdiği ilanda da övünme vardır: “Her yerde, her tarafta söylenen ve işitilen budur: Muvaffakiyet! Muzafferiyet! Zenci heyeti, dansözleri, cazı, varyetelerile emsalsizdir. […] 18 tabloluk revüyü gören halk eğlenip gülüyor ve herkes tarafından fevkalade beğeniliyor. Tepebaşı Asri Tiyatrosu her bir müsamerede doludur.”

Bu övgülerin boş olmadığı topluluğun neredeyse sahne sahne dolaşarak şehrin en popüler mekânlarında gösteri yapmasından da anlaşılıyor. Asri Tiyatro temsillerinden sonra ocak ayının on sekizinden itibaren topluluk Fransız Tiyatrosu’na (şimdi Ses Tiyatrosu olan salon) geçiyor. Fransız Tiyatrosu, Lehman’ın ortağı olan Arditi tarafından yönetilmektedir. İlk ilanda “bu akşamdan itibaren Douglas ve Boys’ları, Girls’leri, cazları ve zenci varyeteleri Fransız Tiyatrosu’nda 2 perde 20 tabloluk LOUİSİANA [adlı] yeni ve muazzam bir revü ile başlıyorlar. Bu revünün entrikaları sizleri hayrette bırakıp Amerika’nın merkezine nakledecektir.” Louisiana revüsü 22 Ocak gününe kadar sık sık matineler de düzenleyerek başarıyla gösterimine devam ediyor.

Cumhuriyet, 18 ve 20 Ocak 1932

Gösteri mekân mekân dolaşıyor dedik ya… Fransız Tiyatrosu’ndan sonra sıra Tepebaşı Gardenbar’a geliyor. Burasını da Lehman yönetmektedir. Daha şık ve elit bir mekândır Garden. 29 Ocak gününden itibaren, bu mekânın pek de alışık olmadığı biçimde, matine ve suarede “Douglas Siyah Kuşları, 60 artist, 40 dansöz, 2 Jazz’dan” oluşan bir heyet tarafından “2 muazzam zenci temaşası” sunulmaktadır. “Muhteşem zenci temaşası. Muhteşem ve eğlenceli danslar. Siyahların bütün dansları. Douglas akıllı ayak oyunlarında. Miss Cooks çıplak dansında…” Aynı gösteri için verilen bir başka ilanda ise revünün adı “Antille Adalarında Bir Dans Suvaresi” olarak gösterilmekte, Douglas’ın “kendi cinnet dansları”nı, Miss Cooks’un da “zenci cennet dansını adeta çıplak olarak” yaptığı vurgulanmaktadır. Gösteriler şubat ayında da aynı hızla sürer. Anlaşılıyor ki, bu topluluk ve gösterileri o zamanlar İstanbul’da büyük ilgi görmüş. Peki, insan merak ediyor hâliyle, kimdir bunlar? Gerçekten önemli ve bilinen sanatçılar mı? Yoksa “siyahi merakı”na uyarak çırpıştırılmış bir ekip mi?

Tepebaşı Gardenbar, 1930’lar
Akşam, 22 Ocak 1932
Akşam, 27 Ocak 1932

Dansçılar kralı: Louis Douglas

Topluluğun başında bulunan Louis Winston Douglas, erken caz tarihinde hayli tanınan bir sanatçı. “King of dancers” olarak tanınıyor. Plaklar dolduruyor, radyo programları yapıyor, gösteriler sahneliyor, besteleri gösterilerde yer alıyor, filmlerde oynuyor, dans ediyor, koreografi yapıyor. Ayrıca ukulele de çalıyor. Yönettiği gösteriler İspanya’dan Rusya’ya, Norveç’ten Mısır’a, Arjantin’den ABD’ye kadar uzanan turnelerle dünyayı dolaşıyor.

“La Revue Nègre”,
afiş: Paul Colin, 1924

Douglas’ın yaşamına göz atalım. 1889 yılında Philadelphia, Pennsylvania, ABD’de doğan Douglas çocuk yaşta sahneye çıktı ve dans etmeye başladı. Döneminin önemli bir step dansçısı olarak, Belle Davis, Will Garland gibi ünlü artistlerle Avrupa’yı dolaştı. 1909’da kendi topluluğunu kurdu ve Avrupa’yı turnelerle bir uçtan diğerine katetti. Birinci Dünya Savaşı yıllarını çoğunlukla İngiltere’de geçiren Douglas, 1920’lerin başlarında Paris’e yerleşti. 1925 yılında Josephine Baker’ı Avrupa’ya tanıtan La Revue Nègre gösterisinin koreografisini ve baş dansçılığını üstlendi. Çok başarılı olan bu revü Berlin’e de götürüldü. Douglas, Josephine Baker’ın revüden ayırılışından sonra Revue Nègre’nin mirasını sürdüren birçok gösteri düzenledi.

Louis Winston Douglas, 1928

O dönemde Avrupa’da siyahi gösterilerin moda olmasından hareket ederek birçok revünün adında black sözcüğünün geçmesi tercih ediliyordu. Douglas da bu kapsamda Black People, Black Follies, Black and White adlı gösterileri hazırladı. 1928 yılında Max Reinhardt’ın tiyatrosunda Marlene Dietrich’in de rol aldığı Es Liegt in der Luft adlı bir revüde oynadı. 1929 yılında yönettiği Louisiana revüsünün turnesi Mısır’a kadar uzandı, ardından aralık ayının sonuna doğru revü İzmir, İstanbul,3 Atina üzerinden İtalya’dan geçerek Paris’e döndü. Bu turnede Douglas yanı sıra topluluğun önemli elemanları şunlardı: Marion Cook (Douglas’ın eşi), Rose Poindexter, Mabel Marger, Strappy Jones, Al Wilkins, Mike Riley, Louise Warner, Bobby Vincent, Mona ve Lola Cordoba. 1930 yılında Douglas, Ethel Waters’ı da kadrosuna kattı. Louisiana şovu bazı turnelerde Black Flowers adıyla sahnelendi.

Journal et feuille d’avis du Valais,
8 Şubat 1934
ve Louis Winston Douglas

Bu dönemde Douglas, Almanya’nın ilk sesli filmlerinde de karşımıza çıkar. 1930 yılında Einbrecher [The Burglar] adlı bir müzikal komedide, ardından 1931 yılında Victor Trivas ile George Shdanoff’un yönettiği Niemandsland [No Man’s Land] filminde rol aldı. Bu iki film de savaş karşıtı yaklaşımları ve Afroamerikan oyunculara önemli roller vermesi nedeniyle Naziler tarafından lanetlenmişti.

Louis Winston Douglas, 1931

Topluluk 1932 başında İstanbul’a gelmeden önce İtalya’da turnedeydi. Buradan gemi ile Mısır’a geçtiler. Orkestra elamanları Booker Wingfield (trompet), Al Wynn, Mario Rizzo (trombonlar), Juice Wilson (keman), Art Gibson, Tommy Chase (piyano), Gillie Roberts (banjo), Eddie Cole (bas) ve Johnny Gratton’dan (davul) oluşuyordu. Tromboncu Mario Rizza orkestraya İtalya’dan katılmıştı. İstanbul konserlerinden sonra Madrid’e gittiler. Douglas 1932–1938 yılları arasında Paris’te yaşadı. Bu dönemde Avrupa içinde yaptığı turneleri de sürdürdü.

1937 yılında Louis Douglas son bir turneden sonra yeniden Amerika’ya döndü. Daha önce Paris’te Alcazar Tiyatrosu’nda prodüktörlüğünü ve yönetmenliğini yaptığı Harlem Black Birds 36 adlı bir gösteriyi Cotton Club’da tekrarladı. Efsanevi Eubie Blake ve Andy Razaf ile birlikte çalıştı. 1939 yılında 51 yaşında New York’ta yaşama veda etti.

Louis Winston Douglas

Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi, 1932 yılı başında gazetelerde çıkan ilanlarıyla tanıştığımız “Douglas Zenci Heyeti” önemli bir topluluk. Bir ayı aşkın İstanbul’un muteber mekânlarında gösterilerini başarıyla sahnelemişler. İlanlarda karşımıza çıkan Miss Cook (Marion Abigail Cook) yukarıda da değindiğimiz gibi Douglas’ın eşi. Josephine Baker’ın muzlardan oluşan kıyafetinin yerine asma yaprağı kullanarak sahneye çıkıp “zenci cennet dansı”nı yapıyor! Topluluğun sunduğu danslar dönemin moda dansları: Çarliston, rumba, peanut vendor (bir çeşit mambo), bamboulas (Louisiana’da yeniden canlanan bir Afrika dansı), charivari (Fransa kökenli Mississippi dolaylarında yapılan bir dans).4 Çaldıkları müzik ise New Orleans cazı. Belli ki İstanbul’a gelen ilk hakiki caz topluluklarından bu “zenci heyeti.” Ama daha sonraki yıllara baktığımızda gerçek cazla ilgili pek bir hareket olmadığını görürüz. İkinci Dünya Savaşı yüzünden Avrupa’dan kaçıp yurdumuza sığınan müzisyenleri, 1950’lerden itibaren İstanbul’da konser veren Dizzy Gillespie gibi cazcıları bekleyeceğiz belli ki…

Meraklısına film önerileri:
Sidney Bechet - Jazz in Berlin 1930 + Lilian Harvey & Willy Fritsch (Filmde dansçı olarak Louis Douglas, ayrıca davulda yıllar sonra İstanbul’a da gelecek olan William McAllan da yer alıyor.
La Revue Nègre
The Charleston Dance (1923–1929)
Ethel Waters & Hamtree Harrigan, Bubbling Over. 1934
Niemandsland. Film 1931. (8.00–9.53 Douglas ve Lousiana Revüsü) (38.42–47.30 Douglas bir siyahi asker rolünde)
Meraklısına müzik önerileri:
1926 yılında İstanbul’a da gelen Sam Wooding & Chocolate Kiddies, Bull Foot Stomp
John Williams Memphis Stompers Now Cut Loose
Potpourri aus der Revue: “Es liegt in der Luft
Douglas’ın 1929 yılında birlikte çalıştığı Tommy Ladnier Orkestrası’ndan “Really the Blues
The Mills Brothers, “Tiger Rag
Roaring Twenties: Ben Selvin’s Orch. - Yes She Do, No She Don’t, 1927

1. Fikret Adil, Gardenbar Geceleri, İstanbul 1990, s. 20-21.

2. Akşam, 14 Ocak 1932.

3. Yabancı kaynaklar böyle diyorlarsa da, 1929 sonu ve 1930 başı İstanbul gazetelerini taradığımızda bunu doğrulayan bir bilgi karşımıza çıkmadı.

4. Bu danslar 22 Ocak 1932 tarihli Akşam gazetesine verilen ilanda sıralanmış.

Kaynaklar:
Cumhuriyet ve Akşam gazeteleri.
Andy Fry, “Rethinking the Revue Nègre. Black Musical Theatre after Josephine Baker,” Paris Blues: African American Music and French Popular Culture, 1920–1960, London 2014.
Rainer E. Lotz, “Four Decades in Europe: Louis Douglas, King of Dancers,” Chigwell, Storyville 1996/7, s. 85–132.
National Jazz Archive
The Black Philadelphia Abroad: Louis Douglas

caz, dans, Gökhan Akçura, İstanbul, müzik, popüler kültür