radyo diskjokeyleri: Fecri Ebcioğlu,
Engin Arman, Demet Gülöz ve
Nazan Özsoy, Hayat, 6 Nisan 1967
Evet konumuz diskjokey. Ama bu farklı bir diskjokey. Şimdilerde bildiğimiz anlamda kulüplerde, mekânlarda müzik yapanlar bu yazının konusu değil. Biz çok daha eski dönemi, radyo diskjokeylerini tanıtmaya çalışacağız. Yetmiş yıl kadar öncesine ışınlanıyoruz.
Diskjokey bahsine girmeden önce radyo ile plaklar arasındaki ilişkilere göz atalım. Dünyanın diğer radyolarında olduğu gibi Türkiye radyolarında da başlangıçtan itibaren plak çalınıyordu. Rastgele örnekler alalım. 1927 yılında yayına başlayan ve bir özel teşebbüs olan ilk İstanbul Radyosu’nda1 3 Ekim 1931 Cumartesi günü 18.00’de bir saatlik bir gramofon programı var. 29 Ekim 1933 günü 12. 26’da halk türküleri plaktan aktarılıyor: Yörük Ali Efe türküsü, Aydın türküsü, Erzurum türküsü, Güzel İzmir. 1931 yılından itibaren PTT yönetiminin Ankara ve İstanbul vericilerinden 60 dakika süreli bir plak yayını –o günkü deyimiyle gramofon neşriyatı– yaptığına Uygur Kocabaşoğlu dikkatimizi çeker. “Önce İstanbul Radyosu’nda başlayan ve saat 18.00-19.00 arasında yer alan bu uygulama 1931 Nisan’ı içinde saat 12.30-13.30 rasında da Ankara’da başlatılmıştır.”2 O dönemde plaklar nereden bulunabiliyordu diye sorarsak eski bir anıya dikkatinizi çekerim. Sennur Sezer radyoda bu tür yayınların çevreden toplanan emanet plaklarla yapıldığını şöyle anlatıyor: “Radyoda spikerlik ve yayın şefliği yapan Ercüment Behzat Lav, varlıklı ahbaplardan plaklar toplayıp yayınlıyormuş. Bazen de olacak bu ya, tam yayının ortasında ‘Kusura bakma Ercümentciğim, hanımın arkadaşları geldi’ diye kapıya dayanıp plağı geri alanlar oluyormuş.”3
Gökhan Akçura arşivi
Türkiye radyolarının ilk dönemlerinde plaklar spikerlerin yaptığı kısa tanıtımlarla çalınırdı. 1950 yılında radyo dergilerine yansıyan bir sunuş örneğini aktaralım. Spiker Fikret Öncel şu takdimi yapıyor: “Plaklarla şarkılar ve türküler dinlediniz… (Gonga vurur) … Burası İstanbul Radyosu. Sayın dinleyiciler, şimdi Harry Harlick orkestrasından seçilmiş parçalar dinleyeceksiniz.” Bu sözlerden sonra teknisyen Selim Devrim plağı çalmaya başlar. Röportajı yapan Zeki Tüzel’in açıklaması ise şöyle: “Harry Harlick orkestrasından seçilmiş parçalardan beşi bir plak üzerindeydi. Yani bir eser bitince teknisyen plağı katiyen değiştirmiyor, o plak durmadan çalıyordu. Bildiğimiz plaklardan birkaç misli büyük olan bu plak mikaydı. Kırılma tehlikesi katiyen yoktu…”4 Bugün bize anlamsız gelen bu açıklamalar o zaman için önem taşıyordu; çünkü dönem hâlâ 78 devirli plaklar dönemiydi. Sözü edilen plak ise yeni yeni piyasaya çıkmaya başlayan LP’lerdendi.
Radyonun ilk dönem spikerlerinden Hikmet Münir Ebcioğlu 1948 yılında yayınlanan bir yazısında radyoda plak çalmanın başlı başına bir mesele olduğuna işaret ettikten sonra devam eder: “Radyoda plaklar kaç elden geçer bilseniz!.. Diskotek denen binlerce plağın tasnif ve muhafaza edildiği plak kütüphanesinde günün programına göre ayrıldıktan sonra ‘Dinleme Servisi’ne gönderilirler. Orada o plakları çalmak, işte ‘gramofon çalmak’ hünerinin birinci safhasıdır.” Sonra bu diskoteğin içeriğini anlatmaya koyulur: “Radyoda iki çeşit plak bulunur. 78 devirli eski gramofon plakları ve yeni çıkan ince plastikten, her yüzünde 4-5 parça bulunan 33 devirli plaklar.” Yani bugün LP dediğimiz plaklar. Daha diskjokey deyimi kullanılmıyor, plakları çalan spikerden söz ediliyor. Anlatıma göre, bu plağı seçen değil sunan kişidir. “Spiker bir plağı ele alınca, onun ismini öğrenecek, pikaptaki iğneyi değiştirecek, plağın çeşidine göre sürat ayarlayacak, itinayla platonun üzerine konacak, mikrofonu açıp hiçbir şeyle meşgul değilmiş gibi tatlı tatlı ismini ilan edecek, sonra mikrofonu kapayacak ve platoyu harekete getirecek, sonra plağı pikap üzerine koyacak, derhal potasyometreyi5 açacak ve sesin çıkıp çıkmadığını bekleyecek, ancak ondan sonra rahat edebilecektir.” İşi bitince de “Plağı kırmadan, atlatmadan diskoteğe olduğu gibi teslim etmek şartları ve endişeleri içinde çalacaktır.”6
Hikmet Münir Ebcioğlu daha sonraki yıllarda yayımlanan bir yazısında ise konuya dünyadan örnekler vererek geniş bir açıklama getirir ve “diskjokey” adını koymaya doğru yaklaşır: “Plak jokeyi, radyonun normal yayınları arasında plak yayınlarını takdim eden adam değildir. Onların yayınlarında ‘plaklar’ programın yıldızıdır. Fakat bir plak jokeyinin takdim ettiği programda ‘kendisi’ yıldızdır. Plak aralarında tatlı tatlı konuşmalar ve türlü orijinal görüşler, izahlar, fıkralar, alaka uyandırıcı mevzular, onların söz sanatına getirdiği hususiyetlerdir.”7
Amerika’da rock and roll’u ilk tanıtan
radyo diskjokeylerinden Alan Freed,
kaynak: Hulton Archive/Getty Images
Amerika’da Diskjokeyler Vardı
Radyolarımızın ilk disjokeylerinden Fecri Ebcioğlu8 1950’li yılların başında Yeşilköy Havalimanı’nda çalışmaya başlar. Çalıştığı uçak şirketi tarafından, mesleki kurslara katılması için Amerika Birleşik Devletleri’ne yollanır. Burada geçirdiği üç yılı, havacılık kurslarından çok esas merakı olan müzikle ilişkilerini güçlendirmek için kullanır. Altmışlı yıllarda Gramofon Plak tarafından yayımlanan Fecri Ebcioğlu Sunar LP’sinin arkasındaki (büyük ihtimalle kendisi tarafından kaleme alınmış) yazıda bu dönemi şöyle anlatır: “Evet, hayatı hiç ciddiye almazmış, ta ki ilk Amerika seyahatine kadar. Zira hava trafik uzmanı olabilmek için Amerika'ya uçmuş. Yeni dünyayı baştan başa gezmiş. Hatta havaalanlarında kurslar, üniversitelerde seminerler, imtihanlar… Fakat aklı hep sahne hayatındaymış. New York’ta disc-jockey ve TV kurslarına girmiş ve hep birincilikle kazanmış (Kendisi öyle söylüyor). Disk-cokeylik alanında Dick Clark, Perry Como ve Martin Block gibi şöhretlerle çalışmalar yapmış. Bu süre içinde, her milletin şarkıları kendi lisanlarıyla söylemelerinden çok etkilenmiş.”9 Fecri Ebcioğlu 1956 yılında Amerika’dan döndükten sonra, orada edindiği deneyimleri gazetelerdeki köşelerinde ve radyo programlarında kullanmaya başlar.
American Graffiti filminde gerçek
DJ rolünde kendisini oynamıştı,
fotoğraf: Universal Pictures
Fecri Ebcioğlu’nun 1957 yılında Pazar dergisindeki köşesinde yer alan “Disc Cokey” başlıklı yazısını bütünüyle aktarıyorum. Bu yazıda Amerika’da izlediği diskjokeylerin çalışmalarını anlatıyor: “Disc Cokey, yani plak takdim edenler, şarkıcıların gazeteci ve müzik münekkitlerinden evvel iyi geçinmeye mecbur oldukları insanlardır. İyi bir Cokey en umulmadık plağı number one yapabilecek kabiliyette ve halkın sinirine giden bir sesi ılık bir ses hâlinde kulaklara sokmaya muktedirdir. Onlar çok akıllı ve spiritüel insanlardır. Aynı zamanda da dinleyici psikolojisine son derece vâkıf olmaları gerekir. Spiker radyodan şöyle seslenir: ‘Sayın dinleyicilerim, bu plağı ben o kadar çok sevdim ki eskiyecek diye size çalmaktan vazgeçtim, bakalım bu gece düşüneyim. Şayet kendimi ikna edersem yarın akşamki programımı size onunla açarım.’ İşte dinleyici ister istemez, yarın akşam eşi dostu ile bu plağı heyecanla radyosu başında bekler.
Şimdi sizlere hepinizin bildiği bir plağın Disc Cokey tarafından nasıl takdim edildiğini anlatacağım. Amerika’da bir sabah radyolarını açanlar, meşhur bir Disc Cokey’in ‘Günaydın sayın dinleyiciler, lütfen komşularınıza haber verin beş dakika sonra sizlere bir sürprizimiz olacak radyolarını açsınlar’ dediğini duydular. Herkes radyolarının başında beş dakikayı merakla bekledi. Nihayet aynı ses şöyle diyordu: ‘Sayın dinleyiciler, uzun yıllardan beri beraberiz. Bugün meslek hayatımın bir dönüm günü olacak. Sizlere akşama kadar aynı plağı çalacağım. Ya meşhur olacak yahut da koltuğumun altına alıp çekip gideceğim.’ Hakikaten plağı o gün akşama kadar çaldı. Artık herkes ezberlemiş evinde söylüyordu. İşte kısa bir müddet evvel memleketimizde de ağızlardan düşmeyen Elvis Presley’in ‘Blue Sued Shoes’ şarkısı böylece meşhur olmuştu.”10
Fecri Ebcioğlu gazete ve dergilerdeki yazılarında diskjokey kültürünü yaymaya çalışır. 1958 yılında Yeni Sabah gazetesindeki “Müzik Klübü” adlı köşesinde Ankara Radyosu’nun plaklarını ele alır. Gazeteye mektup yazan okurların “en az beşte biri” Ankara Radyosu’ndaki plakların eskiliğinden söz etmektedir. Fecri Bey de bu eleştirilere önem verir ve iki gün süren hastalığı sırasında Ankara Radyosu’nun hafif müzik programlarını dikkatle izlemeye başlar. İzlenimleri şöyle: “Aman Allah’ım, o ne plaklar, o ne eski melodiler. Rock’n Roll ve Calypso devrinde ne cazur cuzur ritmler, adeta bu işin meraklısı olarak söyleyebilirim ki, hastalığımın sinirden arttığını hissediyordum. Bilhassa sabah ve öğle yayınlarında çaldıkları plaklar o kadar eski idi ki, ilk merak günlerim hatırıma geldi.” Fecri Bey, İstanbul Radyosu’nun plak yönünden çok daha güçlü olduğunu hatırlatır ve ekler: “Nasıl oluyor da bir memleket içindeki iki radyodan bir tanesinde eski, diğerinde yeni oluyor?” Yazarımız sorunun plaklardan çok “plakları seçenin bu işe hakkı ile vâkıf olmaması”ndan kaynaklandığı düşüncesindedir.11
İstanbul Radyosu Diskjokeyleri
Fecri Ebcioğlu birkaç hafta sonra yine aynı köşede bu kez İstanbul Radyosu diskjokeylerine övgü düzer: “Bu işi idare eden arkadaş tamamiyle Amerikan teknik ve anlayışını etüd edip hazmetmiştir. Geçen hafta cumartesi ve pazar günleri radyonun hafif batı müziği programlarını takip edebilme fırsatını buldum. Sizlere şunu hatırlatayım ki, bugün Amerika’da ne çalınıyorsa sizler de dört beş fazla eksik onları dinlemektesiniz.”12
Aynı dönemde diskjokeyliğin tarifini yapmaya alışan yazarlar arasında Cumhur Alp de vardır. 1950’li yılların ilginç bir radyo programcısı ve müzik yazarı Cumhur Alp, Milliyet gazetesindeki “Musiki” başlıklı köşesinde diskjokeyliği şöyle anlatır: “Henüz memleketimizde herkes tarafından kullanılmayan ‘disk-cokey’ tabiri radyo ve televizyonlarda plakla müzik programları hazırlayan şahıslara verilen isimdir. Daha doğrusu disk-cokeyler caz ve popüler müzik programları hazırlar diyebiliriz.” Ardından bu mesleğin ayrıntılarını aktarmaya çalışır: “Disk-cokey programları dinleyicilerin istedikleri veya kendi seçtikleri plakları takdim ettiklerine göre başlıca iki kısma ayrılırlar. Bu programların en büyük hususiyetleri, disk-cokeylerin kendi mevzularında bilgi, zekâ ve aktüaliteyi takip ettiklerini gösterir şekilde konuşmalar hazırlamaları, buna bir miktar da eğlence katabilmeleridir.” Ardından birçok Batı memleketinde disk-cokeylerin ellerindeki imkânları sıralamaya başlar: “En başta plak şirketleri, her ay yüzleri, hatta bazen binleri bulan yeni çıkardıkları plaklarını disk-cokeylere bedava gönderirler. Radyoların yüz binleri aşan koleksiyonları da emirlerindedir. Bu çeşit programların ne kadar rağbette olduğu anlaşılan memleketlerde aşağı yukarı bütün plak programları birer disk-cokey programı hâline gelmiş, böylece disk-cokeylik bir meslek olmuştur.”13
Gazetelerin müzik köşelerini gözden geçirerek radyolarımızın ilk diskjokeylerini tanımaya çalışalım. İstanbul Radyosu’nda 1951–1957 yılları arasında Erdem Buri “Caz Dünyası”, Hulki Saner de 1956’da “Melodi Kervanı” programlarını hazırlayıp sunmaktadır. Röportaj yapmak için İstanbul Radyoevi’ne gelen Orhan Boran, Diskotek bölümünde program hazırlığı yapan Hulki Saner’le karşılaşır: “Elinde bir sürü dinleyici mektubu, bu haftaki programına koyacağı plakları seçmekle meşguldü.” Hulki Saner, Orhan Boran’a anlatmaya başlar: “Biliyorsun Orhan, mektupla parça isteyen dinleyicilerin arzularını yapmak için elimizden geldiği kadar uğraşıyoruz.” Ardından yakınmalar başlar… Bir dinleyici “Bu satırları okuduğunuz zaman ölmek üzere olacağım” diye yazıp, geçen hafta çalınan bir parçanın yeniden çalınmasını arzu etmektedir. Bir başkası diskotekte olmayan bir şarkıyı istemektedir: “America I Love You!” Bu şarkı yıllar önce İstanbul’a gelen Alice Fay tarafından söylenmiş, büyük ihtimalle de plağa alınmamıştır.14 İlk diskjokeylerin imkânları kısıtlı!
Bir Mesleğin Tarifi
1960 yılında Cumhur Alp artık iyice bilinen ve alışılmaya başlanan diskjokey sözcüğünü bir ansiklopedi maddesi gibi bilgiler aktararak açıklamaya çalışır. Makale şöyle:
“1. Disk-cokey her şeyden evvel plaklara muhtaçtır. Bunları: a) Radyo diskoteğinden temin eder. Radyolara plak şirketlerinden reklamı yapılsın diye daimi olarak plak gönderilir. Veya radyo kendisi satın alır. Yahut da şahıslar radyoya hediye verir veya kopya ettirirler. b) Kendi diskoteğinden temin eder. Plak şirketleri yine reklam için onlara bedava plak gönderirler. Veya tanıdıkları veya tanımadıkları kimselerin özel diskoteklerinden faydalanırlar.
2. Disk-cokeyin programında söyleyeceği sözler de mühimdir. Bu sözleri bilgi ve kabiliyet dağarcıklarıyla aktüaliteyi yakından takip ederek tespit eder.
3. Disk-cokey için en mühim şeylerden birisi de dinleyicidir. Dinleyici ise yaş ve zevk bakımından gruplandırılabilir. Yaş bakımından dinleyici a) Gençtir, b) Romantik devirdedir, c) Hatıraları ile baş başa olduğu yaştadır. Pek tabii bu götürü bir gruplandırmadır; ilk ikisinin veya son ikisinin arasında kesin bir hudut olmayıp çok defa giriftleşirler. Zevkler ise sonsuz ve değişkendir.
4. Son olarak disk-cokey için müziğin çeşidini tayin mühimdir… Her millet için veya topyekûn bütün dünya için popüler müzik çeşidini tayin etmenin zorluğu aşikârdır. Bize göre kısaca şu tasnif yapılabilir: a) Amerikan, b) İtalyan, c) İspanyol, d) Fransız, e) Güney Amerikan, f) Ve geri kalanlar. Tabii bunların her biri yine kısımlara ayrılabilir. Birbirlerine karıştıkları da son yıllarda görülen en büyük hususiyetlerden biridir.
Şimdi düşünebiliriz: Bir disk-cokey, programını kimin için, hangi müzikle, hangi plakla ve nasıl hazırlayacaktır?”15
Renkli ve Güzel Programlar
Amerika’da diskjokeylik kurslarına giden Fecri Ebcioğlu’nun İstanbul Radyosu’ndaki ilk programı 1961 yılında her salı 17.00–18.00 arasında sunulan “Çay Saati Melodileri”dir. O yılların popüler müzik dergisi Melodi’de bu programın hazırlanışı şöyle anlatılır: “Evvela Ebcioğlu çalacağı plakları tespit eder. Bu arada parçaları seçerken, aynı programda tatlı sesini duyduğumuz Özgül Bayazıt ile hiç ihtilafa düşmezlermiş. Özgül, ‘Fecri'nin zevkine itimadım büyüktür’ derken ‘Münakaşa etmeye de fırsat bırakmıyor ki’ diye takılmadan duramıyor. Fecri ise ‘Programlarının daha renkli ve güzel olması için, onları Özgül ile birlikte yapıyoruz’ diyerek devam ediyor: ‘Programda çaldığım parçaları ekseriyetle Amerikan Haberler Merkezi’nden temin ediyorum. Bu arada benim programlarımı beğenen birçok dinleyicim de durmadan ellerine geçen yeni plakları bana göndermekteler. Yalnız tabii ki, bu plakların hepsini çalmaya imkân yok.’ […] İşte böylece plaklar seçildikten sonra sıra programdaki konuşmaların metnini hazırlamaya geliyor. O da hazır olunca Fecri Ebcioğlu, Özgül Bayazıt ve teknisyen Cemil Kıvanç stüdyoya girerek programı yapmaya başlıyorlar. Bir tek programın banda alınması bir saat sürüyormuş. […] Bir disc-jockey’de bulunması lazım gelen vasıflar nelerdir? Sorusuna gayet kısa olarak cevap veriliyor: “Dinleyicinin müzik zevkini kendine toplayan ve yeni plakları sevdirme kabiliyetine sahip olan kimse.” Fecri Ebcioğlu'na hangi şarkıları meşhur ettiğini sorunca da şu cevabı alıyorlar: “Zannediyorum ki epeyce şarkının bizde sevilmesine sebep olmuşumdur. Zaten bazı programlarımda iddialı parçalarım vardır. Bunları aynı programda iki kere çaldığım çok olmuştur. Sevilmelerinde benim de hissemin bulunduğunu zannettiğim şarkılar ise: My Little One, Luna Caprese, Green Fields, Oh Carol, Pretty Blue Eyes, Vurria Vasa, Angustia, C'est Ecrit Dans la Ciel, My Home Town ve Segretamente'dir.”16
kaynak: Gökhan Akçura arşivi
Bu programın o sıralar en çok izlenen program olduğu, dönemin bir magazin dergisinde şöyle anlatılır: “Bilhassa kız talebeler ile salı günleri toplanan sosyetenin hanımları, dedikodudan bile vazgeçebilecek kadar bu programın müptelası olduğunu açıklamaktadırlar. Bakın Şişlili bir hanım şöyle diyor: 'Biz kolej mezunları her perşembe saat 3-4 arası birimizin evinde toplanıp eski günlerimizi hatırlardık. Fakat Çay Saati [programı] salı günleri yayınlanmaya başladıktan sonra biz de toplantı günlerimizi salıya aldık. Çünkü burada çıkan plakları başka hiçbir programda bulup dinleyemiyoruz.”17
Bu Cokeyler Başka Cokey
1967 yılında radyo diskjokeyliği artık iyice bilinen bir meslek olmuştur. Hayat dergisi sayfalarını bu yeni ve gözde mesleğe açar. Başlık da ilginçtir: “Bu cokeyler başka cokey!” Dergi özellikle gençlerin bu yeni sözcüğe aşina olduğunu ama büyük çoğunluğun “bu yeni cokeylerin neye binip, nerede yarıştıklarını” merak ettiğini belirttikten sonra İstanbul ve Ankara diskjokeylerini tanıtmaya çalışır. İlk sözü İstanbul Radyosu’nda her pazar “Dinleyici İstekleri” programının hazırlayıcısı ve takdimcisi olan Fecri Ebcioğlu’na verir. Önce neden ilk sözü ona verdiklerini açıklar: “O radyolarımızın ilk disk cokeyidir. Daha doğrusu bu mesleği Türkiye’ye getiren ilk insandır, yani ithalatçısıdır.” Fecri Ebcioğlu bu yeni mesleğin sorunlarını şöyle anlatır: "Bir disk cokey mikrofon önünde gayet rahat hareket etmelidir. Fakat dinleyiciyi aldatamazsınız. Hele Türkiye gibi dinleyicilerin programları her memleketten daha fazla dikkatle takip ettikleri bir ülkede. Bir falsonuzda bakmışsınız, yüzlerce mektup birden hatanızı yüzünüze vurmak için gelmiş.” Fecri Ebcioğlu’nun haftada altı binden fazla mektup aldığını öğreniriz.
Ardından yine İstanbul Radyosu’nun genç diskjokeylerinden Demet Gülöz tanıtılır. Gülöz, İstanbul ve İzmir radyoları için haftada üç buçuk saat program yapmaktadır. İstanbul’da her sabah “Müzik Kutusu”nu sunmakta, ayrıca “Sevdiklerinizle Beraber” ve “Melodiden Melodiye” programlarını da hazırlamaktadır. Gülöz yaptığı işi şöyle anlatmaya çalışır: “Plağımı döndürmeden evvel dinleyicilerime hikâyesini anlatmaya çalışıyorum. Çünkü yalnız ritmin değil, sözlerin de bir plağın tutulmasında, sevilmesinde rolü oluyor.”
Hayat dergisi muhabiri, Ankara Radyosu’nun tek diskjokeyi olan Nazan Özsoy’u da tanıttıktan sonra sözü “İstanbul Radyosunun en fazla beğenilen programını” hazırlayıp sunan Engin Arman’a getirir. “Bugün birçok evlerde gençlerle yaşlılar arasında radyo açıp açmama münakaşalarına sebep olacak derecede sevilen Engin Arman, İstanbul Radyosu’nda plakların savaşını idare eden disk cokeydir. Devamlı olarak ‘Plaklar Arasında’, ‘Günümüzün Melodileri’, ‘Her Zaman İstenen Plaklar’, ‘Gençlerle Başbaşa’, ‘Sizlerle Beraber’ ve ‘Sizin Seçtikleriniz’ adını verdiği her zevke hitap eden programları hazırlar ve sunar.”18
Engin Arman radyoda çalışmaya başladığı döneme ait bir hatırasını ise şöyle anlatıyor: “TRT’ye yeni girdiğim günlerdeydi. Müdürümüz rahmetli Baki Süha Edipoğlu benden iki dakikalık bir ara müziği çalmamı istedi. Diskoteğe gittim. Barclay’ın yeni yolladığı 45’lik bir plak buldum. Üstünde Barış Manço adı vardı. O günlerde Barış Manço Türkiye’de pek duyulmamıştı. Ben de onu bir Fransız şarkıcı zannettim ve Fransızca okunuşuyla Bari Manso olarak anons ettim. Anında Baki Süha Bey beni çağırdı, ‘Fransız diye anons ettiğin şarkıcı Türktür. Yarım saate kalmaz annesi stüdyoya gelir. Sen hemen kaç görünme’ dedi.”19
Milliyet gazetesi 1966 yılında Engin Arman’ın diskjokeyliğini övdükten sonra radyoculuğa getirdiği başka katkılardan da söz eder: “Engin Arman son yıllarda memleketimize gelen tanınmış yabancı şarkıcılardan da yararlanarak özel programlar yapmıştır. Böylece Adamo’yu, Petula Clark’ı, Marc Aryan’ı, Luigi’yi, Patricia Carli’yi İstanbul’da göremeyen müzikseverler, bu şöhretleri İstanbul Radyosu’ndaki özel programlarda dinlemek imkânını bulmuşlardır. Ve nihayet Engin Arman’ın getirdiği bir başka yenilik de yıllardır bütün batı istasyonlarında yapıldığı gibi ‘En Çok Sevilen Şarkılar[ı]’ haftalık listeler hâlinde sunmasıdır.”20
Ve Sonrası
Diskjokey sözcüğü 1970’lerden itibaren ağır ağır mekân değiştirdi. Radyoların plak odalarına verilen ad, yani “diskotek” sözcüğü, dans edilen mekânları anlatırken kullanılmaya başlandı. Diskjokeyler de bu tür mekânlarda plak çalan kişilerin unvanı oldu. Radyolarda program yapın ve sunan kişilere artık biz “program hazırlayıcısı” diyoruz. Radyo diskjokeyliğinin ilk yılları ise artık pek hatırlayanın olmadığı bir dönemde kaldı. Ama plaklar ve müzik hep aramızda…
1. Bkz. Gökhan Akçura, İstanbul Şarkıları (İstanbul: Oğlak Yayınevi, 2020).
2. Uygur Kocabaşoğlu, Şirket Telsizinden Devlet Radyosuna (Ankara: AÜ SBF Yayınları, 1980), 87.
3. Sennur Sezer, “Koşun Koşun Radyo Başına”, Evrensel e-gazete, 27 Nisan 2014.
4. Zeki Tüzel, “İstanbul Radyosu’nda plak odasına girelim…”, Radyo Haftası 1/3 (10 Haziran 1950).
5. Potasyometre, radyo yayıncılığının erken dönemlerinde kullanılan bir direnç ayarlayıcı cihazdır. Özellikle 1920’lerden 1950’lere kadar stüdyolarda ve yayın vericilerinde ses seviyesini, sinyal gücünü veya bazı devre parametrelerini hassas şekilde ayarlamak için kullanılmıştır (F.E. Terman, Radio Engineering, New York, 1937, 117).
6. Hikmet Münir Ebcioğlu, “Gramofon çalmak zordur,” Radyo, sayı 76, Nisan 1948.
7. Hikmet Münir, “Plak jokeylerimiz,” Zafer, 2 Ekim 1955.
8. Hikmet Münir Ebcioğlu ile Fecri Ebcioğlu kuzendirler, yani amca çocukları.
9. Bkz. Gökhan Akçura, “(Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’un yaratıcısı) Fecri Ebcioğlu sunar,” İstanbul Twist, (İstanbul: Everest Yayınları, 2006), 50-70.
10. Pazar, sayı 52, 22 Eylül 1957.
11. Yeni Sabah, 10 Ocak 1958.
12. Yeni Sabah, 24 Ocak 1958.
13. Milliyet, 27 Aralık 1959.
14. Orhan Boran, “Radyonun en mühim servislerinden: Diskotek,” Radyo Âlemi, sayı 200, 20 Aralık 1956.
15. Cumhur Alp, “Disk-cokey programları, Milliyet, 3 Ocak 1960.
16. Mete Kuranel, “Fecri Ebcioğlu,” (Popüler) Melodi, 18 Nisan 1961.
17. Akt. Gökhan Akçura, “(…) Fecri Ebcioğlu sunar,” agy.
18. Hayat, 6 Nisan 1967.
19. İstanbul Radyosu (Anılar, Yaşantılar) (İstanbul: TRT-YKY ortak yayını, 2000), 116.
20. Milliyet, 5 Eylül 1966.
diskjokey, Fecri Ebcioğlu, Gökhan Akçura, gramofon, medya (basın), müzik, plak, popüler kültür, radyo