16. yüzyıldan başlayarak yazılmış Cezayir ve Akdeniz türküleri gelecek.”
Yeniler bilmez, eskiden çivit diye bir madde vardı. Mavi bir küpçük hâlinde girerdi evlere. Çamaşırları beyazlatmakta kullanılırdı. Üzerinde bir öküz başı resmi vardı. Adı da Öküzbaş Çiviti’ydi zaten. Aslı İngiliz, gerçek adı Colman’s Blue. Türkiye maceraları epey ilginçtir çivitin. Aktarmaya çalışacağım…
Öküzbaş Çiviti’nin öyküsüne girmeden önce “çivit” kavramı etrafında biraz dolaşmamız gerekiyor. Ama öyle geniş bir konu ki bu, çok kısa bir özetle nasıl aktaracağımı bilemiyorum. Öncelikle iki çeşit çivit olduğunu görüyoruz. Biri birçok ülkede bol bol yetişen ama pek işe yaramayan çivit otu (Isatis tinctoria). Diğeri arkasında koca bir tarih yazılı olan indigo (Indigofera tincctoria). Sadece adları değil soyları da farklı bu iki bitkinin. Çivit otu turpgillerden, indigo ise baklagillerden. Ama çivit dendiğinde esas olarak indigo akla gelir.
İndigonun temel özelliği en güçlü maviyi yaratmasıdır. İÖ 700’lü yıllara kadar uzanıyor bilinen kullanılma tarihi. Çivit klasik çağlardan beri tıbbi amaçlarla ve boya olarak kullanılıyor. Özellikle Hindistan’dan, önce Portekizliler daha sonra da İngiliz ve Hollandalı tüccarlar tarafından harika bir boya olarak tüm Avrupa’ya pazarlanıyor. En çok kullanıldığı alan kumaş boyama olsa da izleri resim sanatında, makyaj malzemelerinde, saç boyalarında da görülebilir. Dünyadaki kullanımını şimdilik kenara koyup bizim tarihimize bakalım.1
Gaziantep ekonomi tarihini inceleyen bir araştırma boyahanelerde kullanılan doğal boyalardan söz ederken çiviti de ele alır: “Üç ana renkten kırmızı için kökboya ve kırmız; mavi için çivit; sarı için alacehri kullanılırdı. Kökboya, alacehri ve çivit bitki; kırmız ise hintinciri üzerinde yaşayan bir böcekti. Kökboya ve alacehri daha çok Orta ve Güneydoğu Anadolu’da yetişmekteydi. Çivitin en makbulü ise Lahor’da yetişeniydi. Bazen çiğit de denen çividin Arapça karşılığı olan nil ya da nile, koyu mavi anlamındaki Sanskritçe kelimeden gelmekteydi. Çivit, Hindistan ve Yemen’de yetişen bir bitkiden elde edilmekteydi. Bu boya ithal malı oluşu dolayısıyla pahalı bir hammaddeydi. Ayıntab’da [Gaziantep] 1678 yılında 1 batman çividin yaklaşık 7 guruş olduğu anlaşılmaktadır. Transit ticaret merkezi olan Halep’e yakınlığı dolayısıyla Ayıntab’da kolaylıkla çivit temin edilebilmekteydi. Ayıntab’da çivit ticareti yapan kimselere de rastlanmaktaydı.”2
“Nil”, Osmanlı döneminde çivitin Arapça karşılığı olarak kullanılıyordu. Araştırmacılar çivitin Osmanlı’da saç, sakal boyamada kullanıldığını, ayrıca nazardan korumak amacıyla çocukların kulak tozuna (kulak arkasındaki çukur yer) ve alınlarına çekildiğini aktarıyor. Kadınlar da nili, süslenirken bir çizgi şeklinde çekmek suretiyle güzel yüzlerini nazardan korumak için kullanıyor.3
Çivit Nasıl Kullanılır
Geldik çivitin bizim çamaşır tarihimizdeki yerine. Önce nasıl kullanıldığını aktarmaya çalışalım. Dönemin kılavuz kitapçıkları “çivitleme suyunun hazırlanması”nı şöyle anlatıyor: “Bir leğene kâfi miktarda ılık su konur, bir tülbent içine konulan iyi cins çivit su içinde sallanarak suya açık tatlı mavi renk verilir. Rengin güzelliğini kontrol için evvela bu suya bir parça batırılır, istenilen renkte olmuşsa çamaşırlar yek diğerini müteakip batırılarak çivitlenir ve sonra sıkılarak kurutulmak üzere asılır. Nemli iken toplanır, muntazam şekilde katlanarak sepete yerleştirilir ve kurumaya meydan verilmeden ütülenir.”4 Bir başka kitap ek uyarılarda bulunuyor: “Eğer çivitli suda çamaşırların katları iyi açılmazsa çivit çamaşırların üzerlerinde dalgalı gibi durur. Bazı kimseler çivitli suya sabun da karıştırırlar. Bu doğru değildir. Çünkü yıkanmış pamuklu çamaşırlarda sabun kalırsa çamaşırı çabuk eskitir ve yumuşak olmaz.”5
Türkiye’de erken Cumhuriyet döneminin en meşhur ve “’iyi cins” olarak tanınan çivitinin orijinal adı Colman’s Azure Blue’ydu. Aslen İngiliz. Uzun yıllar boyunca Türkiye’de kullanılan tanınmış bir marka. Alametifarikası “öküz başı”. Önce ithal ediliyor, ardından 1931 yılından itibaren İstanbul’da üretilmeye başlanıyor; daha doğrusu ithal edilip paketlenmeye. Colman’s’ın İngiltere tarihine girersek ayrıntılarda yolumuzu kaybedebiliriz. Colman’s esas olarak bir hardal markası. Sonraları Reckitt & Sons firmasıyla birleşiyor ve çiviti kendi adını vererek satmaya başlıyor. Kullandığı boğa başı logosu ilk olarak 1855’te şirketin hardalında karşımıza çıkıyor. Türkiye’de ise boğa öküze dönüşüyor. Öküz bu topraklara daha mı yakışıyor acaba?
metal levha, 31 × 41 cm
İşin ilginç tarafı adı çivit olmasına karşın tamamen sentetik bir ürün. Esas olarak beyaz çamaşırı optik olarak beyazlatmak için sentetik ultramarine mavi pigmenti kullanılıyordu. Neden çivit deniyordu peki? Çünkü “çivit” kelimesi, yüzyıllarca o benzersiz koyu mavi rengin ve bu rengin sağladığı “beyazlatma” işlevinin tek adıydı. Gerçek çivit suda kolay çözülmez, tortu bırakır ve eğer dozajı kaçarsa çamaşırı beyazlatmak yerine kalıcı mavi lekeler içinde bırakırdı.6 Colman’s tam bu noktada, o zahmetli bitkisel çiviti öğütüp içine dolgu maddeleri ekleyerek dozajlamış, “hata payı düşük” paketler hâline getirmişti. Özetlersek Colman’s işe bitkisel çivit paketleyerek başladı. Öte yandan 19. yüzyılın ortalarında kimya sanayisi, bitkisel çivitten çok daha ucuz ve kumaşı “boyama” riski olmayan ultramarine blue pigmentini seri olarak üretmeye başladı. Önce Reckitt, ardından Colman’s kutunun içine artık Hindistan’dan gelen indigoyu değil, laboratuvarda yapılan bu mavi pigmenti koymaya başladı. Ama ürünün adı değişmedi, çünkü tüketici çivite alışmıştı. Eğer kutuya sentetik maddelerin adlarını yazsalardı kimse almazdı. Onlar da “çivit (indigo)” adını bir ticari marka ismi olarak kullanmaya devam etti.7
Öküzbaş Reklam Tarihi
Geldik ürünümüzün Türkiye’deki tarihine. Çamaşır yıkarken çivitlemeyi seçen evlerin sayısı bir hayli fazla. Colman çiviti kalitesinin yanı sıra reklamlarıyla da öne çıkıyor. “‘Öküz Başın’ Esrarı” başlıklı, boyutu afiş ile el ilanı arasındaki reklam malzemesi resimli roman tadında! Afişimiz Bayan Melahat’ın çamaşırlarını bir türlü istediği beyazlıkta yıkayamamasının hüznünü aktararak başlıyor. Ama Melahat (elbette beyaz elbiseleri ışıl ışıl parlayan) komşusu Semiha’nın tavsiyeleriyle doğru yolu buluyor: “Semiha: ‘Bu lekeler ne ayol, ne marka çivit kullanıyorsun?’ diye sorunca Melahat da ‘Bilmiyorum, hangisi ucuzsa onu alıyorum’ deyince Semiha dayanamadı ve: ‘Hata ediyorsun, ‘Öküzbaş’ çiviti kullanmadıkça bu işin içinden çıkamazsın’ diyerek komşusunu ikaz etti.” Hikâyenin ayrıntılarını öğrenmek isterseniz, afişimiz aşağıda yayında:
Colman Öküzbaş Çiviti’nin ilginç bir reklam malzemesi de okul defterleri. Benim iki ayrı çeşidini görebildiğim bu defterlerin kapakları (ön, arka, iç kapakları) Öküzbaş’ın ilanlarıyla dolu… Çivit ve okul arasında nasıl bir ilişki olduğunu sorarsanız, hemen kapak içindeki ilanı okumaya başlamanızı tavsiye ederim: “Kar gibi beyaz elbiseli kimselere çok kere rastlarsınız. Hatırınızda tutunuz ki bunu Öküzbaş Çiviti temin etmiştir. Siz de okulun en temiz çamaşır ve elbise giyen kar gibi yaka takan okuru olmaya çalışınız. Bunu temin etmek için annenize söyleyiniz.” Neyi söyleyelim? Elbette Öküzbaş Çiviti’nin faziletlerini!
Bir başka okul defterinin iç kapağında farklı bir ilan “Evinizde çamaşırı kim yıkar?” başlığıyla meraklandırıyor öğrencileri. “Herhalde ya nineniz, ya ananız yahut da bacınız! Onlara bu akşam, Colman Öküzbaş Çiviti’nden bahsediniz.” Nedenleri belli, halis “beyazlık” elbette…
Geldik Öküzbaş’ın Türkiye maceralarının en ilginç bölümüne. Öküzbaş Çiviti üreticimiz, Colman adını 1937 yılında bastırdığı yirmi sayfalık broşürünün kapağında iyice küçültmüş, iç sayfalarda ise külliyen atmış. Marka, tüketici karşısında Öküzbaş Çamaşır Çiviti olarak arzı endam ediyor. Firmanın bütün gayreti de ilk sayfada belirttiği gibi “Öküzbaş Çiviti’ni başından nihayetine kadar Türk işçilerinin yaptığını kanıtlamak”.
Broşürün ikinci sayfasındaki açıklamaları okuyarak bilgilenmeye devam edelim: “İstanbul’un tanınmış bir fotoğrafçısı [Foto Ethem] tarafından fabrikada çekilen işçilerimizden bir grubun resmini diğer sahifede göreceksiniz. İşçiler kamilen hâlis Türktür. Her birinin ismi resmin altına yazılıdır. Günün birinde İstanbul’a yolunuz düşerse fabrikamıza uğrayınız ve işçilerimizle görüşürseniz Öküzbaş Çiviti’ni imal etmekle haklı olarak övündüklerini öğrenirsiniz. Ustabaşımız Şakir ile erkek ameleden Halil, İrfan ve kız işçilerden Nigar ile Necmiye, fabrikanın 1931 senesinde kuruluşundan beri Öküzbaş Çiviti’ni yapmak için çalışmaktadırlar.” Dönemin Türkçülük akımlarının da yoğun katkısıyla, bir Rum semti olan Feriköy’ün tam ortasında, toplam on kişilik işçi kadrosunu “halis Türk” evlatlarından oluşturmuş bir çivit fabrikası bulunduğunu böylece öğrenmiş oluyoruz!
Öküzbaş marka çivit çok beğeniliyor olmalı ki hemen taklitleri de çıkmış. “Fil başı” amblemini kullanan Türk Çamaşır Çiviti Fabrikası 1930’lu yıllarda gazetelerde küçük ilanlarla kendini göstermeye başlıyor. Antetli kâğıtlarında da “piyasadaki emsalinden bin kat daha iyi” olduğunu ileri sürüyor. En büyük kozu halis Türk çiviti olduğunu ilan etmek elbette.
Colman’s, okyanus ötesinden getirdiği mavi tozunu Cumhuriyet’in yükselen milliyetçilik dalgasında “Öküzbaş”adıyla vaftiz ederek Türkleştirmiştir. Bu, bir yabancı sermayenin “yerli malı” maskesi takarak verdiği en başarılı hayatta kalma mücadelesidir.
21 Ağustos 1936
1. Bu konuda Türkçe iki önemli kaynak kitap var: Michel Pastoureau, Mavi (Bir rengin tarihi), çev. İnci Malak Uysal (İstanbul: İmge Kitabevi, 2005). Victoria Finlay, Renkler (Boya kutusunda yolculuklar), çev. Kudret Emiroğlu (Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2007).
2. Semiha Zehra Özharat, “XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında Ayıntab Şehri Esnafı,” Gaziantep Üniversitesi Ayıntâb Araştırmaları Dergisi 2(1), (2019): 22-23.
3. Ülkü Çetinkaya, “Osmanlı dönemi kadın süs malzemelerinin divan şiirine yansımaları,” Türkiye Araştırmaları 13 (Güz 2010): 71-72.
4. S. Arel, (Ekonomik Surette) Çamaşır Yıkamak (Ankara, 1939), 25.
5. A. Hilmi Yolaç, İdeal Kadın (Ev İşleri Ekonomi ve Teknolojisi) (İstanbul: İnkılap Kitabevi, 1946), 146.
6. Bkz. Jenny Balfour-Paul, Indigo (Londra: British Museum Press, 1998), 146-147.
7. Helen C. Long, The Colman's Mustard Story: History of a Family and a Firm (Peterborough: Jarrold Publishing, 1998), 84-87.
boya, çivit, Gökhan Akçura, gündelik hayat, hijyen, marka, mavi, renk