Karayipler’de Bir Adada
Her Mevsim Sıcak
Olan Bir Yerde
Yaşama Hayali Olanların Dikkatine!

İster kurumsal dünyanın tam ortasında olun, isterseniz kendi işinizin patronu, yılın soğuk günlerini yaşarken bembeyaz kumlu, mavinin en açık tonlarının uyumla dans ettiği plajları hayal ediyorsanız bu metin sizin için. Esasında daha çok benim için. Çünkü ben İstanbul’da yaşarken tam da bu tarifteki hayalperesttim. Kışın geçmesini iple çeker, denize girilemeyen her günü bir kayıp olarak görürdüm. Sonunda, kendimi kışın olmadığı bir hayata yerleştirebildim. Bu hayatı yaşamaya başladığımda, İstanbul’da da henüz kış başlıyordu ve adada her şey yolundaydı. Arkadaşlarım donarak işe giderken ben plaja gidiyordum ve bu sefer farklı yarımkürelerde de değildik. Tropik bir adada hayat tam hayal ettiğim gibi hem fiziksel olarak hem de zihnen sıcaktı. Mevsim buranın kışıydı ve ada halkı botlarını giymiş sokaklarda geziyordu. Bıyık altından gülümsememek çok zordu buranın kışının buralılarda yarattığı algıyı izlerken.

Sonra yaz geldi.

Türkiye’ye de yaz geldi. Sonunda memleketle aynı mevsime girmiştik ama bizim için işler hiç yolunda değildi. Ben İzmir’de doğdum, büyüdüm. Sıcağın ne demek olduğunu gayet iyi bilir, sıcağa da iyi dayanabilirim. Ama nemin ne olduğunu pek bilmiyormuşum. Burada evleri olan yabancılar yılın altı ayı burada kalırken mayıs-kasım ayları arasında ise Kuzey Amerika’da yer alan memleketlerine dönüyorlardı. Bunun zevküsefa beklentisinden olduğunu düşünmüştük, yaz aylarında burada yaşamanın zorluğundan olduğunu zamanı gelince öğrendik.

Hava durumu tahminlerinde hava sıcaklığı 28-30 derece arası gözüküyor. Nem oranı ise %90’lara kadar çıkıyor. Antalya gibi diyebilirsiniz ama benim bulunduğum yaz ayları Antalya’sından daha dayanılmaz bir basıklık ve sıcaklık var. Bir de yetmezmiş gibi her gün yağmur yağıyor ve yağmur işi daha da kötüleştiriyor. Yağmur havayı hiç serinletmiyor, bittiği anda yerdeki sular buharlaşmaya başlıyor ve nem oranı %100’e yaklaşıyor. Nefes almak zorlaşıyor ve insan kendini klimalı bir yere atma ihtiyacı hissediyor.

Ben kendimi bildim bileli klima pek sevmem, hem havasını sevmem hem de bireysel bir rahatlık için dünyaya bu kadar karbon gazı salınımı yapma hakkını kendimde görmem. Bu adaya geldiğimizde de klima kullanmayı reddettik. Kliması olan evlerde dahi klima açmayarak kendimizle gurur duyduk. Sonra klimasız bir eve taşındık, ne de olsa klima sevmiyorduk.

Sonra yaz geldi.

Tropik iklimlerde havanın sıcaklığı 24 saat aynı kalabiliyormuş. Bu küçük Karayip adasında da benzer şekilde hava sıcaklığı gece en fazla iki üç derece düşüyor. İşte bu hiç değişmeyen hava gece uyumayı da imkânsız hâle getiriyor. Evin her odasında tavan pervaneleri var. Onlarsız herhalde bir saat bile geçiremezdik. Ama sıcaktan bayılmak üzere uyanmamak ya da ter içinde kalkmamak için pervaneler yeterli olmuyor. İnsan bir klimaya ihtiyaç duyuyor. Evet, karbon gazı salınımımı artırmaya ihtiyaç duyuyorum ama keyif için değil sağlık için.

Adada yaz hayatının tek derdi sıcak değil ne yazık ki. Bir de sinekler var. Aynı Türkiye’de olduğu gibi yaz aylarında burada da tüm haşerat ortalığa çıkıyor. Karıncalar daha ısırgan, sinekler sayıca fazla oluyor. Deniz kenarı yerlerde güneş batmaya yakın imkânı yok durulmuyor. Bunu da, tabii ki deneyerek öğrendik. Buralarda plajlar saat beş altı gibi kapanıyor. Ama deniz kenarları hep bizim. Hasan’ın doğum günü için saat dört gibi plaja gittik; şarabımız, atıştırmalıklarımız, her şeyimiz tam. Plaj örtümüzü serdiğimiz yerde karıncalar vardı, sorun etmedik. “Nihayetinde %80’i tropik orman olan bir adadayız, buralar onların” dedik. Sonra güneş batmaya başladı. O karıncalar birden vahşileşti ve ayaklarımızı ısırma yarışına girdiler. Sonra sivrisinekler belirdi, tek bir aileden değil en az üç farklı çeşit sivrisinek. Biri ufak, biri siyah beyaz kareli, biri bildiğimiz gri sinekler. Sinekler ve karıncalar çılgınca saldırmaya başlayınca hızlıca her şeyimizi toplayıp plajı terk ettik. Saat yedi buçuk sularıydı. Anladık ki altıdan sonra plajlarda kalmaya çabalamak mantıklı değilmiş.

Sinekler sadece plajda değil evlerde de büyük dert. Bizim evin iki balkonu var. Sabahları aşırı sıcak oluyor, çıkamıyoruz; gölge bile sıcak. Akşamları hafiften serinliyor ama sinekler her zaman kazanıyor ve bir türlü balkonda bir yaz gecesi rüyasını yaşayamıyoruz. Önce kremler sürüyoruz. İlkin en doğalını aldığımız bu sinek kovucu kremler artık işe yaramıyor. Üzerime Raid sinek zehri sıkacak kıvama geldim bir ayda. Arada hâlâ doğal yöntemler deniyoruz. İşe de yarıyor ama hiçbiri sürdürülebilir değil. Yumurta kartonu yakıyoruz mesela, duman içinde oturuyoruz balkonda, hiç sinek gelemiyor. Ama on sekiz yumurtalık bir karton dört saatte bitiyor. Bu yöntemle sineksiz yaşayabilmek için haftada yüz elli altı yumurta yememiz gerekiyor. Hak verirsiniz ki o kadar yumurta yiyemiyoruz. Yumurtayı yemeden kartonu nasıl buluruz diye biraz düşündük. Etraftan yumurta kartonu toplasak dedim ama kimse yumurtasını yiyip kartonunu sokağa atmıyor ki. Onun yerine balkondaki hafif esintiyi sineklere bırakıp salonda pervanelerle oturuyoruz, tüm vücudumuzu sinek kovucu kremle kaplıyoruz, salonu ilaçlıyoruz ve sabahın olmasını bekliyoruz.

Ama tüm bunlar hayat kalitemizi olağana çekmiyor. Karayipler’de yaşama hayalim Karayipler’de kalıyor. Bu kadar sıcakta, bu kadar yüksek nemde, bu kadar çok sivrisinekle aynı adayı bir yaz boyunca paylaşamayacağımızı anlıyoruz. Evet, hep hayalini kurduğum adadan taşınıyoruz. Bu sıcakların esas çözümünü bizden önce keşfeden tüm yabancılara selamımız olsun. Dağlık Meksika hikâyelerinde görüşmek üzere.

{Fotoğraflar: Selen Bayrak, 2018}

Cozumel, Karayipler’de Bir Adada, Meksika, Selen Bayrak, sivrisinek