Roma,
Alfonso Cuarón, 2018,
ekran görüntüsü,
kaynak: Netflix
Cleo’nun Avlusu

Kadraja diyagonal yerleşmiş yer karoları, ilk saniyelerde tam bir sessizlik, sonra birkaç kuş cıvıltısı. Hafif ve hamarat ayak sesleri, bir musluğun açılması, suyun önce usulca sonra kuvvetle hortuma yürümesi, süpürgenin taş üzerinde çıkardığı hışırtı. Bir gün öncenin kiri pası kayıp giderken ışıklı bir kare beliriyor kadrajın ortasında: Bir avuç gökyüzünün sudaki yansıması. Kadraj içinde kadraj, sular akarken titreşen, köpükler gittiğinde sakin. Önce sıkışık ve klostrofobik, sonra bir ucundan öbürüne süzülüp giden bir uçağın yansımasıyla bizi kendi içimizde yolculuklara çıkaran aydınlık bir ufuk. Uçak kaybolup gittikten sonra ağır ağır yükseliyor kamera ve biz Cleo’yu o zaman tanıyoruz. Burası onun avlusu. Evin hizmetkârı ve dadısı. Güne ilk uyanan ve hayatı başlatan.

Henüz görmemiş olanlar bile tahmin etmiştir; Alfonso Cuarón’un Meksiko’daki üst orta sınıf mahallesi Roma’da geçen çocukluğunu anlattığı filmden söz ediyorum. Netflix yapımı film 75. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan almış, Oscar töreninde topladığı ödüller öncesinde bile alabildiğine ünlenmişti. 1970’lerin Meksika tarihinden, Cleo’nun Liboria Rodríguez’dan esinlendiğine ve oyuncu Yalitza Aparicio’nun rolüne nasıl hazırlandığına kadar pek çok yan bilgiye de maruz kaldığımız için Roma’yı (2018) izlemeyenler dahi görmüş kadar oldular; filmi kendi hikâyesi ve diliyle değerlendirme şansımız azaldı.

Bu ek bilgiler filme dair algımızı an be an değiştirebiliyor. Mesela filmde temsilini gördüğümüz Corpus Christi katliamına dair yönetmenin sağcı ailesiyle devrimci amcasının farklı yorumlarını öğrenince amca karakterini filmde görmediğimiz için hayıflanıyoruz. Meksika tarihiyle Türkiye arasındaki benzerlikleri, ilkinde şahinle, ikincisinde kurtla temsil edilen paramiliter sağcı örgütlenmeleri, her ikisinde devrimci öğrencilerin uğradığı kıyımları ve devletin işlediği cinayetleri düşünmeden edemiyoruz. Sonuç olarak filme dair hissiyatımız ister istemez Richard Brody’nin başlığına yaklaşıyor: “Filmde eksik bir ses var.

O ses kimin sesi diye sorduğumuzda ise, cevaplar yine çatallanıyor: Liboria Rodríguez’e ait sınıfsal, ya da Corpus Christi katliamındaki CIA parmağına işaret eden ulusal ses mi, hatta bizim coğrafyamızdan baktığımızda Meksika ile Türkiye arasındaki benzerliği vurgulayan tarihsel ve eleştirel bakış açısı mı? Kuşkusuz bunların hepsi eksik filmde, ama o zaman da şu sorular gündeme geliyor: Bu seslerin tümünü kattığımızda filmin duygusu kalır mı? Film siyah beyaz çocukluk anılarından anakronik ve analitik bir metne dönüşmez mi?

Bütün bu endişelerle benim filme dair duygu ve düşüncelerim de bir sarkaç gibi iki uç arasında salınıp duruyor. Bir yanım, Corpus Christi’nin sırf Taksim Meydanı’ndaki 1 Mayıs 1977 katliamıyla değil, 10 Ekim 2015’deki Ankara Gar katliamıyla olan benzerliğini de hatırlatıp, o yılların siyah beyaz bir nostaljiyle temsiline karşı çıkıyor. Diyor ki aklımın o eleştirel sesi, madem olayların perde arkasına dair söz söyleyebilen bir amcası vardı, Cuarón hiç değilse onu da katamaz mıydı filme? Sonra duygu yanım ağır basıyor ve hatırlatıyor: Cuarón filmi Cleo’nun gözünden anlatıyor, ama aslında onun hatırladığı Cleo’yu görüyoruz biz, yani aynen Cleo’nun avlusunda suya yansıyan uçağı gördüğümüz gibi, Platon’un mağarasında boyunlarından bağlı oturan ve sırf duvara yansıyan gölgeleri görenler veya Badiou’nün 2012’de yayımlanan çevirisinde kullandığı metaforla sinema salonuna hapsolmuş izleyiciler gibi.*

Filmin finalini hatırlayınca, Cuarón’un amacı bize bütün bu soruları sordurmaktı belki, diyorum. Her birimizi kendi geçmişimize götürmek, o geçmişle filmdekini kıyaslatmak, o zaman ne yapıyordum ve gerçeğin hangi parçasına bakıyordum diye düşündürmek. Hâlâ izlememiş olan varsa fazla ipucu vermeyeyim ve filmin tadını kaçırmamak için son sahneye dair sadece şunları sormakla yetineyim: Sudaki uçağı gölgelere, Cleo’nun avlusunu mağaraya ve son sahneyi şu anki hâlimize benzetebilir miyiz acaba? Şu an gördüğümüz gökyüzündeki uçağın aslı mı, yoksa hâlâ ekrandaki yansıması mı?

* Filmin ilk ve son sahneleri arasındaki bu bağlantıyı Victoria Holbrook’un 19 Şubat 2019 akşamı Harvard Mezunlar Derneği için yaptığı “Gerçeklik Nedir ve Nasıl Bulabiliriz? Platon, Kur’an-ı Kerim, Kıta Avrupa Felsefesi ile Nörobilimden Cevaplar” başlıklı konuşmasını dinlerken kurdum. Alain Badiou’nün Plato çevirisine referans da aynı konuşmadan.

Alfonso Cuarón, Feride Çiçekoğlu, Meksika, Meksiko, Roma (film)