San Juan Chamula
ve Kilisesi

Bir kilise hayal edin. Katolik kilisesi. On beş, yirmi metre yüksekliğinde, tek katlı, üç çanlı, beyaz üzeri mavi bordürlü. Mavi bordürlerin üzerinde çiçekler, geometrik desenler. Kilisenin tam karşısında ahşaptan yapılmış dev bir haç; aynı bordürler gibi mavi ve desenli. Haçın ortasında İsa’nın vesikalık bir çizimi. Kiliseye giriş paralı. Hemen yandaki “Kutsal Bitkiler Botanik Bahçesi”ndeki kulübeden bir bilet almanız lazım. Bileti verirken aynı uyarıyı iki kez yapan bir satıcı: “Kilisede fotoğraf ve video çekmek kesinlikle yasak, kesinlikle. İspanyolca konuşuyorsunuz değil mi? Bakın asla fotoğraf çekmeyin.”

Bu çifte uyarının sizi çok şaşırtmadığını düşünün. Buraya gelmeden önce onlarca kişi tarafından bu konuda zaten tembihlenmişsiniz, kilisenin içini belgelemek gibi bir niyetiniz yok. 25 pesoluk biletinizi ve kulağınıza küpe olacak uyarınızı alıp kiliseye girdiğiniz an yine de ilk yapmak istediğiniz şey fotoğraf çekmek. Günlerden pazar, kilisenin en popüler günü. Çocuklarını vaftiz ettirmek isteyenler, evlenecek olanlar, dertleri olanlar, dilekleri olanlar, kısacası şehirde dini ihtiyacı olan herkes kilisede. Daha önce hiç böyle bir ibadethane görmediğiniz için kafanız karışık, gözleriniz hayli açık, kameranız ise kesinlikle kapalı. Görsel olarak belgeleyemeyeceğiniz bu kiliseyi dikkatli gözlerle inceliyor ve beyninize kazıyorsunuz.

Eminönü’ndeki altgeçitler kadar kalabalık olan bu kilisede oturmak için banklar yok. İki yanınızdaki duvarlara dayanmış ahşap vitrinler var. Her vitrinin içinde bir ‘aziz’ heykeli. Bu, ismen Avrupai ve Katolik azizler, fiziksel olarak bir hayli buralılar. Üzerlerinde renkli kurdeleler, hepsinin boynunda plastik ya da metal çerçeveli bir ayna, içinde durdukları vitrinlerin önlerinde birer oymalı ahşap sehpa ve üç vitrinde bir sehpaların arkasında oturan serbest giyimli kimseler. Daha henüz iki adım atabildiğiniz kilisede etrafa bakmaktan ilerleyemiyorsunuz. Estetik kaygı gözetilmeden döşenmiş gözüken beyaz yer fayansları, yeşil çam yapraklarıyla örtülmüş. Sağınız solunuz sergileme ünitelerindeki azizler, önünüz metrelerce çam yaprağıyla kaplanmış fayans ve aralarda yerde oturan aileler.

Bu ailelerin babaları, onlarca mumla gelmiş ibadethanelerine. Mumları fayanslara özenle yapıştırıyorlar. Teker teker yakıyor ve Tzotzilce1 dualarını etmeye başlıyorlar. En küçüğü maksimum bir yaşında en az üç çocuktan ve bir eşten oluşan geri kalan aile bireyleri de sessizce mumlara bakıyor. İlk aile ilginizi çekiyor, biraz orada durup onlara bakıyorsunuz. O sırada arkadan bir teyze geliyor. Elinde çömlekten yapılmış, diğer kiliselerde İsa’nın kanını temsilen şarapla doldurulan graal benzeri uzun bacaklı bir kâse. Kâsenin içinde bir hayli duman ve koku çıkararak yanan kömür benzeri şeyler. Teyze hem duasını ediyor hem de seçtiği aziz vitrinlerini tütsüsünün dumanına boğuyor. Tütsü de çam gibi kokuyor, kopal adı verilen bir çeşit reçine bu yaktıkları: Kehribar gibi takı da yapılıyor, daha genç reçinelerse dini ayinlerde kullanılıyor.

“Esasında güzel de kokuyor” diye düşünerek ilerlemeye çalışıyorsunuz. İnsan kalabalığından ilk anda görülemeyen, yerde oturan başka bir aileye denk geliyorsunuz. Bu aile beş kişi. Üç kız çocuğu, bir anne, bir baba. Baba yakmış mumlarını duasını ediyor, annenin kucağında bir yaşını yeni geçmiş bir bebek, yandaki çocukların en büyüğü ise altı yaşında ya var ya yok. Ortanca kızın elinde bir kola şişesi, içeduruyor kolasını. Anne bir ara kızın elinden kolayı alıyor, elindeki küçük plastik şişeye biraz döküyor, veriyor kucağındaki bebenin ağzına. Bir ila otuz beş yaş aralığındaki beş bireyden oluşan bir ailenin tamamı kilisede mumlarını yakıp kola içiyor. Yandaki aile başka bir gazoz içiyor; soldaki bir azizin önünde oturmuş aile, mumların arkasına iki kutu içecek koymuş, duaları bitince içecek. Bu ritüelden pek bir şey anlamıyorsunuz. Sonradan öğreniyorsunuz ki, Mayaların şaman inançlarında insanın içindeki kötülükler, kötü gözler, hastalıklar gaz olarak dışarı çıkarmış. Aklınıza küçükken sizi okuyup üflerken aralıksız esneyen/geğiren babaanneniz geliyor. Eskiden şeker kamışından yaptıkları alkollü içecekleri pox2 içip kötülükleri ağızlarından gaz hâlinde çıkaran bu halk, emperyalizmin dev hizmetiyle artık kola içerek bu dini ritüeli hızlandırır olmuş. Sadece kola değil tabii, gazlı herhangi bir içecek. Bebeklere üzülüyorsunuz, nüfusundaki obezlik oranı bugünlerde ABD’yi bile geride bırakan Meksika’nın bu hastalığı alt etmesinin ne kadar zor olduğunu fark edip iç çekiyorsunuz. Bir yaşındaki bebeyi, anası babası ve kolasıyla bırakıp ileri birkaç adım daha atıyorsunuz.

Dev gibi bir kilise bu, ya da içinde hiç mobilya olmadığı için size öyle geliyor. Normalde kiliselerde altarın olduğu yerde bir evlilik töreni var. Kadın beyaz gelinliğini, erkek ise yöresel tören kıyafeti beyaz postunu giymiş. İkisi de hayli bakımlı, rahip de abaya benzer özel bir kıyafetle boy gösteriyor. O kadar kalabalık ki bir yerden sonra ilerleyemiyorsunuz. Parmak ucuna kalkıp töreni izlemeye çalışıyorsunuz. Tören de Tzotzilce, hiçbir şey anlamıyorsunuz. Bir an din adamı İspanyolca konuşmaya başlıyor: “Biz de burada, tanrının huzurunda sizleri evlendiriyoruz.” Sonra yandaki en genci yetmiş yaşındaki teyzeler grubu şarkı söylemeye başlıyor. İlk kez duyduğunuz bir melodi, en büyük yeteneğinin şarkı söylemek olmadığı açıkça belli olan yedi sekiz teyze tarafından söyleniyor. Biraz dinliyorsunuz, sonra sağınızdaki hareketlenme dikkatinizi çekiyor. Beyaz postunu giymiş başka bir adam, elindeki cam şişeden şeffaf bir içki dolduruyor minik bardaklara. Bu bardaklar esasında kilise mumlukları, ama Meksika’nın Hıristiyanlıkla olan ilişkisi sonucu zamanla yerel içecek bardaklarına dönüşmüş. Her bölge kendine ait alkollü içkisini altı haçlı cam mumluklarda içiyor. Düğünü kutlamak için olduğunu düşündüğünüz pox dağıtım merasimi hayli uzun sürüyor, şişelerce içki dağıtılıyor. Size vermiyorlar tabii, sadece düğün davetlilerine. O sırada fark ediyorsunuz, aziz vitrinlerini korumakla görevli sivil halk da kutu biralarını yudumluyor. Sonra tütsü kokularına karışan bir alkol kokusu alıyorsunuz. Kilisedeki erkekler arasında kanında alkol dolaşmayanının olmadığını anlıyorsunuz. Pox’un hemen ardından cam şişede kola çıkıyor tabii, çok talep görmüyor bu sefer ama yine de alıcısı çıkıyor.

Düğün bitti sanırken rahip tekrar konuşmaya başlıyor. Parmak ucunda daha ne kadar durabilirsiniz ki diye düşünüp, geriye dönüyorsunuz. Azizleri biraz daha inceleyeyim derken bir amca gelip sizi öteliyor. Onun ihtiyacı olan aziz vitrinini meşgul ediyormuşsunuz. Kenara çekilip mumlarını özenle dizmesini izliyorsunuz. Hemen yan vitrinin masasının önünde görevli çocuk, yerdeki bitmek üzere olan yanan mumları kazıyor, kalıntıları çöpe atıyor. Yeni dua ekibi için yerler tertemiz. Kilisenin her yanında bir şeyler yanıyor. Yerler olduğu gibi çam yaprağı, tüm yerlilerin kıyafetleri uzun post ya da etekler. “Bu kilisede yangın çıkmaması bir mucize” diyor, kapıya doğru yöneliyorsunuz. Oradaki bir amcaya aynaları soruyorsunuz, İspanyolca konuşmadığı için anlamıyor. Arkadan daha genç bir adam geliyor, “aynalar dua ederken bizden uzaklaşan ruhumuzu tekrar içimize yansıtmak için” diyor. Sizin azizlere has bir özellik sandığınız ayna meğer inananlar içinmiş. Hıristiyanlık öncesinde var olan haçlar gibi aynalar da sabitmiş. Kiliseden çıktıktan sonra öğreniyorsunuz ki, kapıdaki mavi haçın Hıristiyanlıkla alakası yokmuş. Mayaların şaman inançlarında “hayat ağacı” adı verilen kolları dünya, cennet, rüzgâr ve suyu, ortası da insan kalbini sembolize ediyormuş. Katolik kilisesi buralara geldiğinde haçları görünce çok şaşırmış. “Ortasına İsa resmi koyalım hem sizin hem bizim haçımız olsun” demiş, Maya halkını ikna etmiş ve insan kalbine hem fiziki hem de duygusal olarak İsa’yı yerleştirmişler.

Hayatınızda gördüğünüz en ilginç ibadethaneden henüz çıkmış olmanın verdiği şaşkınlıkla dini düşünürken, şu bilet alırken hiç bakmadığınız kutsal bitkiler bahçesine gidiyorsunuz. Hemen arkada onlarca haç, hepsi toprakta bekliyor. “Bunlar niye buradaki acaba?” diyorsunuz, ama buna cevap verecek kimse yok çevrenizde. “Belki de sadece eskiyen haçlardır” diyorsunuz. Kola, alkol, tütsü, çam yaprakları kokusu hâlâ burnunuzda, botanik bahçesindeki her biri başka bir dini gün için gerekli gül, defne, papatya gibi kutsal bitkilere bakıyorsunuz. Kafanızda tek bir düşünce: “Ben bu kiliseyi bir daha görebilir miyim acaba?”

1. Tzotzilce Meksika’nın Ulusal Yerel Diller Enstitüsü’nde kayıtlı 68 yerel dilden biri. Bir Maya dili olan Tzotzilce, Chiapas eyaletinde yaşayan Mayaların İspanyol öncesi dönem anadili. Bugün de kilisenin bulunduğu San Juan Chamula’nın resmi iki dilinden biri. Diğer dil İspanyolca, ama halk kendi arasında çoğunlukla Tzotzilce konuşuyor.

2. Pox: Chiapas’ta yaşayan Mayaların şeker kamışı ve mısırdan damıtarak yaptıkları yüksek alkollü içecek. “Poş” diye okunuyor.

{Fold içindeki imge: San Juan Chamula kilisesinin kutsal bitkiler bahçesindeki haçlardan ayrıntı, fotoğraf: Selen Bayrak, 2018}

din, kilise, Meksika, Selen Bayrak