Hayvan Pazarlarında Bir Gezinti

Hasır doku baskılı, bez ciltli bir kitabın kapağında bir büyükbaş hayvan illüstrasyonu, hayvanın gözlerinin geleceği yerde kitabın ve fotoğrafçının ismi yazıyor: YULARYusuf Darıyerli. Hep yaptığım gibi, önsözü ve ithafları atlıyorum. Fotoğraflar başlamadan önce müellifin çift dilli hazırladığı kitabın ismini —belli ki yerelliğe bir vurgu için— çevirmediğine dair notu gözüme çarpıyor. Seher vakti toplanmış adamlarla başlıyor kitap. Tüccarları ve bakıcıları ile birlikte hayvanlar, ilerleyen sayfalarda pusların arasından beliriyor. Fotoğrafçının tercih ettiği keskinlik ve kontrastla belki de daha da çorak gözüken topraklara ve soğuktan ya da güneşten bu topraklar kadar sertleşmiş tenlerine bakıyorum adamların. Bu kitapta sadece tek bir kadın görebildim. Demek hayvan pazarlarında kadınlara pek yer yok, aksini de beklemezdim zaten. Darıyerli ile yargısızca hayvan pazarlarında geziyoruz. Fotoğraflar her sayfada başka bir şekilde konumlanmış, klasik üsluptaki fotoğraflar bu şekilde daha akıcı bir okunuşa sahip oluyor. Fotoğraflardaki hayvanlar da onların bakıcıları da Darıyerli’ye pek ilgi göstermiyorlar. İdealin çok uzağında koşullarda hayvanlar sürüleri içinde birbirleriyle yakın bir ilişkideyken, sahipleri ya da bakıcıları da pek farklı bir hâlde değiller.

Yular, Yusuf Darıyerli, 
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Hayvan yetiştiriciliği ve hayvan pazarı bana çok uzak konular, hayvanlara çocukluğumda en yaklaştığım an kurban bayramlarıydı. Yusuf Darıyerli’nin fotoğraflarına bakarak bu insanları tanıyabilir miyim? Yoksa onların sert ve sevecen ve yorgun ve aylak hâllerine kafamda kurduğum kırsal imgesini mi yansıtıyorum? Herhalde öyle olmamalı. Kırsala romantik bir özlemle bakmam mümkün değil, ben kırsalı hep böyle fotoğraflardan tanıdım. Genelde fotoğraflardakilerin seslerini pek duyamadım. Ama Darıyerli’nin fotoğraflarında da, tıpkı Nikos Economopoulos’un oyun dolu resimlerinde, yer yer Alp Sime’nin karanlık bakışında da gördüğüm bu coğrafyaya ait ismi konulamaz bir hissiyat bana tanıdık geliyor. Sime ve Economopoulos gibi mütevazı ve bilge bir bakışla çekilmiş bu fotoğrafların bana söylediklerine inanacağım.

Kitapta üç ayrıntı ise, oyunlu bu kitabı benim için daha da zengin kılıyor. Bunlardan ilki, İstanbul’da uzun süredir içinde olduğumuz, yeniden inşa dönemine geri götürüyor. İnekler, koyunlar ve keçiler Anadolu’nun farklı yerlerinde inşaat atıklarının üzerinde geziyorlar. Kente ya da kasabaya yakın bir mera kalmadığından mıdır acaba bu hâl? Sıvasız cepheler ve bitmemiş yapılar arka planda duruyor. Fazlasıyla kanıksadığımız bir hâl, artık şaşırmıyoruz. Kitabın geneline yayılmış ve bir ineğe kanat da olmuş kamyon süslemeleri, beni yakalayan diğer bir unsur. Son olarak karelerin kenarında köşesinde çiftleşirken beliren hayvanların doğallığı ve onları zapt etmeye çalışan insanların gülünçlüğü ve zalimliği üzerinden kendi zalimliğime bakıyorum. Sonuçta ben et yiyorum.

Kitabın vurucu yanlarından biri Darıyerli’nin fotoğrafçıyı olduğu noktadan geri çeken optiklerle, oldukları ortam içinde hayvanlar ve sahiplerinin ilişkisini ve hayvan pazarlarının karmaşasını göstermesinde. Bazen karenin bir tarafında büyük bir mücadele olurken, bir at sessizce bir köşede otluyor. Bir diğerinde pazarlığın ortasında arkada bir at şaha kalkmış. Darıyerli’nin fotoğrafları karenin her köşesine farklı anları, kişileri katmanlı bir şekilde yerleştiriyor. Bu, birçok anın hizalanışını gösteren bu fotoğraf genre’sının bir nevi tanımlayıcı özelliğidir desek yanlış olmaz. Oyunlu kadrajlarıyla birçok fotoğrafta ikinci bir bakışta keşfedilecek ayrıntıların izini sürmek bana keyif veriyor. Titiz baskılarıyla bu siyah beyaz fotoğraflar belki de görebileceğimden daha çok renk gösteriyor.

Kitap bana gıda, tarım ve kırsalda üretimin problemleri üzerine Avrupa’dan iki çalışmayı hatırlatıyor. Bunlar karakter ve amaç olarak hayli farklı fotoğraf kitapları olsa da, burada anılmaları yersiz olmaz. Mathieu Ausselin, Monsanto: A Photographic Investigation isimli kitabında bu tarım endüstrisi devini ve kurbanlarını takip ediyor. Fotoğraflarda bir araştırmacı gazeteci tavrıyla, sadece varılmış olunan durum değil, belgeleri ve tanık ifadeleriyle neredeyse bir dava dosyası oluşuyor. Ausselin’in kitabı geçtiğimiz sene birçok festivalde ödüle layık gördü ve ilgiyle takip edildi. Dünyanın birçok yerinde kentin sırtını döndüğü kırsalın depresyonunu ve çiftçi intiharlarını daha iyi anlamayı sağlayacak bir kitaptı. Diğer bir kitap ise, 2014’de kaybettiğimiz (ve kanımca 80’lerin en heyecan verici fotoğraf kitaplarından biri olan Waffenruhe’nin müellifi) Michael Schmidt’in Lebensmittel’ı. Senelerce sürmüş projede Schmidt, endüstriyel gıdanın hâlini her fotoğrafta biricik bir üslupta, grafik ve görsel semantik oyunlarla derinleştiriyordu. 30 × 40 cm büyüklüğünde ve 500 sayfalık bu kitaba baktıktan sonra paketli her gıdaya bakışın değişmemesi mümkün değil. Bu bağlamda buralardan bir projeden de bahsetmek lazım. 2014’de ikincisi düzenlenen Diyarbakır fotoğraf günlerinde Sevgi Ortaç’ın yürütücülüğünde başlamış Bexçeyê Bajêr Bajarê BexçeYular gibi bir ‘pratikten’ değil Hewsel bahçeleri gibi bir ‘yerden’ başlayarak gıda-üretim-kent ilişkisinin aktörlerine odaklanıyor. Yer yer duygularla çağrıştıran, yer yer bilgi verici görsel araştırmalar olarak tabir edebileceğim kısa multimedya anlatılarını bir araya getiriyordu.

Kitap son sayfalarda fotoğrafların çekildiği yerleri ve seneyi listeleyen bir künye, Darıyerli’nin özgeçmişi ve teşekkürler ile sonlanıyor. Tekrar önsöze dönüyorum. Darıyerli buradaki metninde, kitabın açılışında bize gösterdiklerini kelimelerle özet bir şekilde yineliyor ve daha önceki Panayır projesi ile ilişkilendiriyor. Kitabının, “Hayvancılığın görünen sahnesi” olarak tabir ettiği pazar yerleri üzerinden ülkemizde “hayvancılık, sağlıklı et ve hayvan refahı” konularında farkındalığın artmasına hizmet etmesini umduğunu öğreniyorum. Belki de bunun, her ne kadar titiz bir düzenle hazırlanmış, on yılı aşkın bir gözlemle üretilmiş, zanaatı kusursuz fotoğrafları içerse de böylesi suskun bir kitaptan kesinlikle fazla bir beklenti olduğunu belirtmek lazım. Yine de birçok araştırmacının, sosyoloğun, kuramcının Darıyerli’nin kitabından ilham alabileceğini de düşünüyorum. Bahsettiğim suskunluk aslında böylesi çetrefilli bir konuyu resmederken saygı duyduğum bir tercih. Önümüzdeki senelerde kent ve kırsal ilişkisini yeniden tanımlamazsak, kırsalı tamamen kaybedeceğimize inancım tam. Belki de İstanbul gibi mega kentlerdeki yaşam zorluğundan kaçanların başlatacağı bir ‘gentrifarming’ bizi biraz da olsun kurtarabilir. O zaman böylesi bir kitap hafızamız olarak daha da önem kazanacaktır, şimdilik ise klasik fotoğraflardan keyif alanlar için hayvan pazarlarında tatmin edici bir gezinti sunacak.

YULAR 
Yusuf Darıyerli 
Türkçe-İngilizce 
ISBN 978-975-8069-35-4 
Yayıncı: İlke Basın Yayım 
Önsöz: Yusuf Darıyerli 
Çeviri: Nancy F. Öztürk 
Tasarım: Martin Hinze 
132 sayfa, 22 × 20 cm 
80 duotone fotoğraf 
Şubat 2017

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, fotoğraf, kitap, Yusuf Darıyerli