Düğümlere Dolanmak

Sıcak sarı bir bez cilt kapakta iki dal ya da bir halat iç içe geçiyor, kitabın arka kapağında Düğüm ve Cemil Batur Gökçeer yazıyor. Cebime sığacak büyüklükte bir kitap, ama cebime giremeyecek kadar sert ve cebimde yaşamayacak kadar narin. Açar açmaz karşıma çıkan, yan kâğıdına basılmış metinleri görmezden geliyorum. Bu bildiğim bir seri, ama her farklı konuşlandığında farklı bir seçki, farklı bir duygu ile gözüme çarptı. Birinci hamur incecik kâğıtlara basılmış fotoğraflar Batur’un kimyasal ya da fiziksel teknik müdahalelerini, koşup yaklaşırken gördüklerini paylaşmak için sizi içeri çekiyorlar. Belki de benim gözlerim iyi görmüyor, Batur’un fotoğraflara sakladığı detayları ve numaraları kaçırmaktan korkuyorum ve kitaba daha çok eğiliyorum. Kendine yabancılaşmış seri üretim orta Anadolu kasabalarının sokak görüntülerini, her biri ayrı biriciklikte kırsal alandan manzaralar kovalıyor. Bunların içinde bazen bir kız çocuğu, bazen bıçkın delikanlılarla tanıştırıyor bizi Batur. Tanıştırdıklarıyla laubali olmamıza izin verecek gibi de değil: Kendisinin onlara karşı fazlasıyla sevecen bir duruşu var, bazen onları koruyor, bazen onlarla dalga geçiyor. Acaba aralarında tehdit ettiği ya da korktuğu var mı? Beni elimden tutup pavyonlara, yatak odalarına sokuyor; sanki birini arıyoruz ama Batur da aradığı kişinin varlığından emin değil. Oysa peşinde olduğu hikâyenin gerçekliğini tüm coğrafya bağırıyor.

Düğüm, Cemil Batur Gökçeer,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Anlattıkları hikâyelerin peşinden koşarken, bir kayıp hikâyesi ile bir arayış hikâyesi birbirine giriyor. Gerçekliğinden kendisinin bile emin olmadığı bir kaybın peşinde bir yolculuğa çıkıyoruz. Çözmeye çalıştığı düğüm ise, görüntüler içinde daha da karmaşıklaşıyor. Ona anlatılan ezoterik hikâyeler, bozunmuş görüntülerde beliren kimyasal anomaliler, farklı bir boyuttan ya da âlemden gelmiş ziyaretçiler gibi okuru da kovalıyor.

Batur’un Düğüm’ü bir kitap formuna getirmesi çok zaman aldı. Müellifi gibi sarı, babacan bir hisse sahip bu kalın kapaklı bez ciltli kitap Batur’un ilk kitabı. Yine Free Fall gibi bir fotoğrafçı tarafından tasarımı ve uygulaması yapılmış bir kitap ile karşı karşıyayız. Batur’un kitabın Ankara’da ve makul bir fiyat içerisinde üretilmesine önem verdiğini biliyorum. Düğüm ise, hayli uzun zamandır dolaşımda olan bir seri. İlk kez Ankara’da Torun’da sergiledi. Uzaktan, yerleştirme fotoğraflarıyla izleyebildiğim bu sergiyi resimlerin mekânın her noktasına çok dikkatli bir şekilde konumlandırıldığı karanlık bir sunuş olarak algılamıştım. Ama bundan önce Batur ile bu seri, hatta bu kitapta renkli gözüken ama benim ilk gördüğüm zamanlardan siyah beyaz hatırladığım bir erkek portresi vesilesiyle tanışmıştım. 2011’de, Türkiye’de çekildiğini bildiğim ve beni en çok heyecanlandıran fotoğraflardan birisi idi.

Batur kariyerine, Empire Project’in Sıraselviler’deki ilk yerinde yine gerçek ile kurgusalı, kavramsal olan ile pratik arasında akışkan geçişler taşıyan bir seri olan Mağara Albino ile devam etmişti. Daha sonra gördüğümüz Şşt ise dar mekâna konumlanışıyla ilgi çekici, fotoğrafların yakınlığı ve büyüklüğünün uyandırdığı dokunma arzusuyla etkileyici, ifade ettiği utangaçlığıyla sıkıcı bir sergiydi. Her ne kadar sergi olarak heyecan verici olsalar da, belki de sergide eksik kalan ama ciltli bir kitabın kaçınılmaz yönlerinden olan dizilim ya da doğrusallık Batur’un anlatılarının ihtiyacıymış diye düşünüyorum şimdi.

Kitaptaki hikâye için söze başvurmaktan kaçınmamış. Farklı formatlarda, farklı tekniklerde fotoğraflar, kâğıt üzerinde kolayca çözülmeyecek bir yapı ile seriliyorlar. İncecik birinci hamur kâğıtlar, boş sayfalarda sızdırdıkları ile kitabın akışını hızlandırıyor.

Düğüm’ün biricikliğini, ancak birkaç farklı kitap ile karşılaştırarak ortaya koymak mümkün. Bunlardan bir tanesi, koleksiyoncuların ilk baskılarını avlamaya devam ettiği Christian Patterson’un Redheaded Peckerwood’u. MACK etiketli bu kitap Amerika’dan genç bir seri katil ikilisinin hikâyesinin izini sürmeye çalışıyor. Kitabı, kurgusal unsurlarla desteklenen görsel antropolojik bir çalışmayla bu hikâyeyi anlatan bir country ballad’ı olarak düşünülebilirsiniz. Burada gerçek bir hikâyeyi, sanatçının düzenlediği natürmortlar ve manzara fotoğraflarının yanı sıra, onlara eşlik eden el yazmaları ve diğer tarihsel belgeler ile takip edebiliyoruz. Büyük, parlak ve sert bir kitap bu. Diğer benzer bir tavır ise Alec Soth’un 300 adetlik Broken Manual’ında yer alıyor. Kitap, aslında toplumdan uzakta yaşamayı tercih eden kişilerle sosyolojik ya da antropolojik diyebileceğimiz bir dizi değiş tokuşu [exchange], sözel bir ilişki ağı yerine görsel bir ilişki ağı içerisinde sunuyor. Batur’un, kanımca daha fazla kopya basarak tekrar yayımlaması gereken Düğüm ise, bu çalışmalarda arka plan teşkil eden hikâyeyi (anlatıyı?) sözel, düz, lineer bir yapıdan bozup görsel olarak etkin bir şekilde çok üsluplu ve çok katmanlı bir anlatıyla dönüştürmesiyle farklılaşıyor.

Çoktan söylemiş bulundum. 136 kopyalık Düğüm’ün tekrar yayımlanması gerekiyor. Bu hâliyle potansiyelindeki etkiyi bırakmadan üzeri örtülebilir ve arkeologlara güvenecek olsak da geleceğin siyasi iklimine güvenebilir miyiz, emin değilim. Kurgusu ve görselliği bu kadar iyi olan bir kitap, resimlerde kullandığı ince unsurları gösteremeyecek kadar küçük. Batur’un, ben kitaba daha yakından bakmaya çalışırken, uzaktan kıkırdayışını duyabiliyorum. Müellifin, çalışmalarını ve Düğüm’ü senelerdir takip etmemiş olan ve “anlamadım” refleksiyle uzaklaşacak okurları umursamadığı belli. Bütün kusurlarıyla Düğüm’ün Türkiye’de geçtiğimiz yıl çıkan en iyi fotoğraf kitabı olduğunu düşünüyorum.

Bu kitap orta Anadolu peyzajı üzerine duygusal bir deneme değil, bu kitap görsel antropolojik bir çalışma ve karşılaştırma değil, bu kitap kadın cinayetleri üzerine bir ağıt da değil ve bu kitap orta Anadolu’nun içe kapanık sosyal ağları üzerine değil. Düğüm tüm bu durumları fotoğraf ve etrafındaki tüm teknikleri çekinmeden kullanarak betimlemiş, yine kitap formatının el verdiği birçok stratejiyi bir arada kullanarak yapıyor bunu. Kompleks bir düğüm, belki de en çok düğümü çözmeye çalışan birisinin sıkıntısı ile betimlenebilir. Batur’un da yaptığı bu: Kendisinin sözel olarak çözemediği, bir mantıksal aksa oturtamadığı ama yarattığı duyguları ve durumları, yani uçlarını gördüğü bu düğümü çözmeye çalışırken daha çok dolayarak anlatıyor.

Düğüm 
Cemil Batur Gökçeer 
Kapak illüstrasyonu: Mert Batırbaygil 
İngilizce çeviri: Zeynep Arıkan 
Kendi yayını, Ekim 2017, 1. basım / 136 adet 
Indigo Baskı, 18 × 13 cm, 112 sayfa, sert kapak 
İç kâğıt: Munken Pure 90 gsm 
Baskı: Filmsan, Ankara 
Cilt: Emek İş

Düğüm, Ankara’da Ka Fotoğraf Geliştirme Atölyesi’nde, İstanbul’da Fil Books’ta görülüp satın alınabilir veya
Torna’dan sipariş edilebilir.
1. baskısı tükenmek üzeredir.
2018-2019 içinde ikinci baskısı gerçekleştirilecek ve
yaygın dağıtıma çıkacak.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, Cemil Batur Gökçeer, fotoğraf, kitap