Hatırlamayı Unutma!

Kare siyah bir kitabı elimde tutuyorum. Siyah karton kapak bir zarf gibi arka tarafa dönüyor ve oradaki bir kesiğin içine giriyor. Ön ve arka kapakta birer kırmızı nokta; biri daha büyük, üzerinde “TUT” ve “KEEP” yazıyor. Ön kapağın altında el yazısıyla Orhan Cem Çetin’in ismini görüyorum. Kapak içi künyeye ayrılmış, FiLBooks’un bu yeni kitabının ismi de TutKeep’miş. Bir fotoğraf kitabı ithafı da bir fotoğrafla olmalı… Bir akvaryum balığı fotoğrafının altında bir suçlama mı yoksa bir özür mü olduğunu anlamadığım bir ithafla başlıyor kitap. Kitaptaki biri Türkçe diğeri İngilizce iki metnin birbirinden az da olsa farklı olduğunu önceden biliyorum. Sayfaları çevirdikçe, kısa metinleri çoğu yakın çekim olarak adlandırılabilecek fotoğraflar izliyor. Dokulu bir kâğıtta reaktif mürekkeple yoğun bir kontrast elde edilmiş. Yumuşak bir hissi var kitabın ve doygun renklerle çatışan bir kontrast oluşuyor.

TutKeep, Orhan Cem Çetin,
FiLBooks Yayınları, 2018, 15 × 15 cm, 80 sayfa, fotoğraf: Ali Taptık / Onagöre

Orhan Cem Çetin fotoğraf, performans ve güncel sanat alanlarında aktif bir sanatçı, ama daha çok fotoğrafları ve yazılarıyla tanınıyor. Buralardaki genç fotoğrafçılar için yol gösterici, ferahlatıcı ve eleştirel bir ayna, profesyonel fotoğrafçılık ve eğitimciliğiyle de camiaya önemli katkıları olmuş bir kişi. Her sanatçı bu kadar farklı alanda aktif olmayı tercih etmiyor; benim için bu çok yönlülük, bir sanatçının düşünsel derinliği ya da zanaatındaki mükemmellik kadar değerli.

TutKeep’i yorumlamanın birçok farklı yolu var. Hatırlayan öznenin konuşmalarına ve bunların fotoğrafla ilişkisine odaklanmak bir tanesi. Cem Çetin’in makro fotoğraflarının tutsak edici bir tarafı olmuştur hep. Fotoğrafların teknik mükemmellikleri ile tanıdık nesnelere çok yakından bakmanın yabancılaştırıcı etkisi arasında gidip gelmenin keyfi bunlardan biri. Böyle bir bakışta soldaki anekdotlardan çıkarılabilecek (çıkarsanabilecek) nesneleri fark etmek ve tanımlamaya çalışmak basit ama keyifli bir yol. Birbirinden çok az farklı iki metni, iki dilde iki farklı birey olan bir anlatıcının bakışından izlemek de bir olasılık.

Belki de ilk taklit ettiğim sanatçılardan biri olduğu için bu kitabı farklı bir şekilde yorumlamaya çalışacağım. Parallax’daki yazılarından, Hayalet Gemi’deki foto-grafik-metin sayfalarına, Geniş Açı’daki köşesinden (bu kitap ile aynı tarihlerde ikinci baskısı FiLBooks tarafından yayımlanmış olan) Bedava Gergedan’a metinlerini takip ettiğim Cem Çetin’in bilinçli bilinçsiz, bu oyunlardan öte bir oyun kurguladığını düşünmek istiyorum. Kitabın 2008 yılında üretildiğini bildiğime göre bu yorumda kendimi de zorlamış olacağım. Kronolojik olarak çok mümkün olmasa da, TutKeep’i farklı serilerinin arasında kaybolmuş bir fotoğrafçının hikâyesi olarak görmeden edemiyorum. El yazısının detayları bana “Böyle Fotoğraflar Yok” (1997), makrolar “Kusursuzluk Zaman Alır” (2011) gibi serileri hatırlatıyor. “Fortuna”da (2007) olabilecek fotoğrafları gördüğümüz kesin. Renkli aydınlatmalar bana “Renk’arnasyon”u hatırlatıyor. (1993 tarihli “Renk’arnasyon” serisini 2000 tarihli Karakutu Cep Fotoğraf Albümleri’nden görmüş olanlardanım.) Tüm bu işlerin ortak yönünün, aslında çok kişisel noktalardan çıkıp hayli soyut bir görselliğe giderken bu kişisel hikâyelerden uzaklaşmaları olduğunu düşünebilir miyim? Peki Çetin’in bu kitapta hatırladıkları gerçekten kendi hatıraları mı? O zaman, şimdi tüm oeuvre’ne tekrar bakarken buradaki anekdotları bir psikanalitik okuma için bırakılmış izler gibi mi okumalıyız? Tarihler de tutarlı değil zaten, fazla ileri gidiyorum. Biri bana haddimi bildirmeli. Tanıyıp tanımadıkların için yazmanın zorluğu biraz da burada… Ama arada bir şişe var ezilmiş; Çetin’in 90’larda yerle bir olmuş çöpleri fotoğrafladığı bir serisi olduğunu biliyorum.* Bunları görme şansım olmadı hiç, bu şişenin onlarla bir alakası var mı? Yoksa gezgin bir fotoğrafçı değilsen bazı konular seni hiç bırakmıyor mu?

TutKeep, Orhan Cem Çetin,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Fotoğraf kitapları demişken Karakutu Cep Fotoğraf Albümleri’ni anmadan ilerlememeliyim. Karakutu Albümleri, Türkiye’de büyük bir yayıncılığa ya da kurumsal sponsorluğa bel bağlamadan kotarılmış bir yayın dizisiydi. Bu serinin tamamına ulaşmayı hâlâ hırs edindiğimi de itiraf etmem lazım. Aytaç Uzmen, Manuel Çıtak, Sedat Antay gibi isimlerin fotoğraflarına tekrar tekrar bakabilme şansını bana veren böyle küçük yayınlardı. Dahası bu yayınlarda belki de şimdiki fazla cool havalarımızda yitirip, sosyal medyada birbirimizi anarken yeniden ürettiğimiz bir vefa ve yapım kültürünün izlerini görmek mümkün. Fotoğraf albümleri, o zaman belki Çetin’in ama benim de hatırladığım kadarıyla aslında İstanbul’da birçok farklı sanatçının kullandığı ürünlerin ilanlarına da yer veriyor. Fotoğraf kitapları yayıncılığına odaklanmış bu seri üzerine daha fazla araştırma olsun istiyor insan. Yine benzer bir şekilde bir fotoğrafçı girişimiyle kurulmuş, Cemre Yeşil’in direktörlüğünü yaptığı FiLBooks’dan çıkan TutKeep Cem Çetin’in çok katmanlı fotografik pratiğiyle tanışmak için iyi bir giriş olarak düşünülebilir. Böylesi uzun ve çeşitlilik içeren kariyeri, sanat tarihsel olarak konumlandıracak bir yayın için ise daha çok beklememiz gerektiği açık.

TutKeep çok incelikli bir kitap: Nesne olarak basit tasarımı, çift katmanlı metni, sanatçının farklı serilerini anekdotlarla birleştirmesi ve sarmalsı yapısıyla Çetin’in fotoğraflarına ve bakışına birçok farklı okuma olanağı veriyor. TutKeep ve sayesinde raftan inmiş “Renk’arnasyon”a bakarken Çetin’i kendi zihnimde yeniden konumlandırmaya çalışıyorum. Acaba “Renk’arnasyon”u, günümüzün Lucas Blalock gibi hayli sükseli sanatçılarının öncülü olarak görmek mümkün mü? Neden olmasın? Dijital müdahalenin kendini ve arkasındaki emeği gizleyişini fark edecek bu erken renk müdahalelerini, basitçe sürrealist bir bakış olarak göremem değil mi? Ya da Çetin’in işlerindeki farklı dönemleri nasıl yorumlamalıyım? Mesela TutKeep’de öyle fotoğraflar var ki, —belki de biraz da bakışlarındaki gündelik ve sade hâlleriyle— benim için ilk akla gelen Çetin görüntülerinden uzak, “Komşuluk” (2009) ve “Yeni Çağ” (2011) serilerini hatırlatıyorlar. Acaba bu iş için hatırlarken mi planladı hepsini? Hatırladıkları geleceğe dair bir şeyler olabilir mi? Böyle sinsi düşünceler tetiklemesi acaba üslubundan mı? Sonuçta bu fotoğraflara eşlik eden “infilaklar” başka patlamalara da yol açıyor.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

* 17 Ocak 2018 tarihli not: Çetin’in merak ettiğim bu serisi 2 Ekim—15 Kasım 2018 tarihleri arasında Evin Sanat Galerisi’ndeki “Sahne Arkası”nda yer almış. Merak ettiğim bu işi çevrimiçi paylaştığı için çok teşekkürler. 

Ali Taptık, fotoğraf, kitap, Orhan Cem Çetin, TutKeep