Dünyevilik ile Kutsallık Arasında
Aslıhan Demirtaş’ın
Kaide Yerleştirmesi Üzerine

Mart ayının başında, Taksim Gümüşsuyu’ndaki mütevazı sergi mekânı collectorspace’e,1 sessizce bir iş yerleşti. Sıkıştırılmış bir toprak kütlesi, bir apartman dairesinin salonundan bir parçayı temellük etmiş olan şeffaf nişte, naif (saf) ama güçlü bir biçimde kendisini sergiliyordu. Yoldan gelip geçenlerin dikkatini çeken bu nesne, keskin bir geometrik hacim olarak biçimlendirilmiş bir toprak parçasıydı. Türkiye siyasetinin çetrefil gündemi hızla değişirken ve çoğumuza yer, yerleşmek, aidiyet, özgürlük, vatandaşlık, hak, demokrasi kavramları etrafında telaşlı ve yorucu turlar attırırken Taksim’in orta yerinde bir nesne öylece duruyordu. Toprak, “ben buradayım ve hiç bir yere gitmiyorum!” diyordu. Bu kütle, olağanca ağırlığıyla, haşmetiyle, gururuyla ve üstelik sakinliğiyle, etrafımızdaki her şeyin değişmesine, biz yerimizden kıpırdamasak da yerin ayaklarımızın altından çekilmesine kafa tutuyordu. Birçok şey onun etrafında olup bitiyordu ama o, bütün bunların ötesinde, telaşsızca duruyordu.

Mimar Aslıhan Demirtaş’ın Kaide ismini verdiği bu yerleştirme, mülkiyet, miras, sahip olma kavramlarını sorgulama amacı taşıyor. Toprak herkesin üzerinde hak iddia ettiği, kolayca işgal ettiği bir nesne. Oysa Demirtaş’ın ifade ettiği üzere, “toprak herkesin değil hiç kimsenindir!” Bu cümle, toprakla şiddet üzerinden kurulan hegemonik ilişkiye eleştirel bir bakış sunuyor: Toprak, onu her temellük edenin metalaştırarak sömürebileceği ya da üzerinde hüküm sürebileceği bir nesne değil. Toprağın varoluşsal niteliği ve değeri, onun kullanım değerini değiştiren her türlü gücün ve popülist eğilimin çok üzerinde.

Bu nedenle, öncelikle burada meselenin bir boyutunu toprakla kurulan iktidar ve kullanım ilişkisi oluşturuyor. Sözgelimi, Yedikule bostanlarının, verimli ve üretken olmasına, çeşitli yeşilliklerin ve sebzelerin yetişmesine ve çoğalmasına imkân sağlamasına rağmen, yerel yönetim bu doğa parçasının imara açılmasını kolaylaştırabilecek bir araç olarak parka dönüştürmek istemişti. Bu kullanım biçimi ve hakimiyet isteği, verimli doğa parçasından üstün pozisyonda duran ve onu hangi biçimde kullanacağına karar veren iktidarın egemenlik anlayışına işaret ediyor. Doğayı ve onun kendiliğinden ürettiklerini, kültürel miras olarak kabul etme anlayışının yerini, toprağın hunharca kullanıldığı banal kötülük alıyor.

Kaide, Aslıhan Demirtaş,
collectorspace, yapım aşaması, 2017, fotoğraflar: Ali Taptık

Egemen iktidara ve toprağın biyopolitik bir nesne olarak sömürgeleştirilmesine karşı çıkmak üzere, onun kullanım biçimini ve verili formunu dönüştürecek yeni ve farklı bir kullanım biçimi önermek, Aslıhan Demirtaş’ın Kaide işinin en çarpıcı yanı. Toprağı, kolayca hükmedildiği zeminden alıp geometrik bir forma bürünecek şekilde katmanlar hâlinde sererek sıkıştırdığı ve bir kaide hâline getirdiği yerleştirme, toprağın yeni ve farklı bir biçimde kullanılmasına imkân veriyor. Bu kullanım, ‘oyunu’ da beraberinde getiriyor. Her yerleştirmenin —enstalasyonun— içinde barındırdığı bu oyun, Agamben’in2 tarif ettiği üzere, mülk edinilmiş, karar verilmiş, benimsenmiş nesnelerin ya da kavramların yerini, onlara atanmış kullanım biçimini etkisiz hâle getirerek değiştirmesi anlamına geliyor. Böylece, her şeyin yerli yerinde olduğu kararlı ortam, birdenbire oyunun dağıttığı, kutsal olanın da yeni bir kullanımla içinin boşaltıldığı ancak bu sayede yeniden temellük edildiği dünyevi alana dönüşür. Sözgelimi;

Yün yumağıyla, bir fareyle oynarmış gibi oynayan kedi —ya da bir zamanlar ekonomik alana ait olan nesnelerle ya da eski dinsel sembollerle oynayan çocuk— avlanma faaliyetine özgü davranışlarını hiçbir şey elde etmeyeceğinin farkında olarak kullanır. Bu işlevler ortadan kaldırılmamışlardır, ama farenin yerini alan yün yumağı sayesinde etkisiz hâle gelmişlerdir ve bu biçimde olası, yeni bir kullanıma uygun hâle gelmişlerdir.

Nihayetinde, tasarım da nesnelerin kullanım değerini değiştirerek sağladığı üretimiyle, onların yeni biçimlerde kullanım olasılıklarını arayan bir mecra; bir başka deyişle dünyevileştiren bir pratik alanı. Demirtaş da, alelade bir toprak parçasının kullanım biçimini ve üstelik değerini değiştirerek onu dünyevileştiriyor. Böyle bir açıdan bakınca bu toprak kütlesinin yalınlığı, sakinliği, olağan ve durgun varoluşu, onunla yakın, duyusal, duygusal bir ilişkinin kurulabilmesini sağlıyor. Toprağın bu dünyevi hâli, ona kolayca ulaşabileceğimizi, onu farklı biçimlerde kullanabileceğimizi düşündürüyor. Yeniden ve başka bir biçimde kullanılan toprak, başka deyişle, dinsel göndermelerle yüceltilen toprağı, tekrar doğaya döndürüyor. Toprak toprağa karışıyor.

Kaide, Aslıhan Demirtaş,
collectorspace, 2017,
fotoğraf: Ali Taptık

Fakat bunu yaparken iki şey daha açığa çıkıyor: İlki, dünyevileştirilen toprağın, bir sanat işi ya da nesnesi olarak ister istemez kutsallık alanına yeniden çekilmesi. Bir başka deyişle, paradoksal biçimde toprak, sanatın yücelten aşkınlığına bürünüyor ve steril bir sergileme mekânı içinde izleyicisine sunuluyor. Haşmetli bir anıt niteliğinde olan bu nesne de, bir çok sanat nesnesi gibi aşkın hâle geliyor. İkinci olarak da, toprağın kullanım değeri değişiyor. Toprak alınan satılan, meta değeri olan, üzerine inşaat yapılan bir mülk. Ancak burada, bir ‘düşünme parçası’3 olarak, yaklaşık 1 metreküplük ve 1,5 ton ağırlığındaki bu sıkıştırılmış toprak, belki de 1 metrekarelik bir arsadan daha fazla ekonomik değere sahip olabilirdi. Demirtaş’ın amaçlamadığı, aksine karşı çıktığı bu durum, Kaide’nin4 bir tapusunun oluşturularak satışa çıkarılması ihtimalinin de sorgulanmasını beraberinde getiriyor.

Kutsallık ile dünyevilik arasında salınan Kaide, izleyiciyi bu ikilik arasında bırakıyor. Bir yandan, saksı içinde ya da yalın ayaklarımızın altında, ama bir şekilde gündelik hayatımız içinde toprağa ulaşabilir, dokunabilir olduğumuzu, toprağın samimiyetini hatırlatıyor, bir yandan da sıradanlaşmış toprak bilgimizi, mülkiyet ve temellük ilişkimizi yeniden sorgulatıyor. Alelade, sıradan bir toprak yığını, derlenmiş bir kaide olarak karşımıza çıktığında ve sergilendiğinde, onun ne yüce bir varlık olduğunu anlıyoruz. Kutsallık burada bir illüzyon olarak karşımıza çıkıyor ve işe yarar hâle geliyor.

1. Kaide [Plinth], 8 Mart–31 Mayıs 2017, collectorspace, İstanbul.

2. Agamben, G. (2011) Dünyevileştirmeler, İstanbul: Monokl Yayınları.

3. Bir sanat işi olarak da nitelendirilebilecek olan bu iş, Demirtaş’a göre daha çok bir düşünme pratiğinin parçası olarak adlandırılıyor.

4. Çuvallarla mekâna getirilen toprak, yine çuvallarla mekândan ait olduğu doğaya geri döndü.

Aslıhan Demirtaş, dünyevilik, Ezgi Tuncer, Kaide, meta, mülk, oyun, sanat, sergi, temellük, toprak