Chen Shiang-chyi,
Goodbye, Dragon Inn
(Ming-liang Tsai, 2003),
set fotoğrafı: Lin Meng Shan,
kaynak: Zagreb Film Festival
Şubat Tatili

Güz döneminin son senaryo dersini biraz erken bitirdik. Ödevler güzeldi, hani tam geçemeyecek durumdakiler bile grup ödevlerinde çaba harcamışlardı, sonuç olarak herkes geçmişti, ben dahil, ikinci dönem buluşmak üzere iyi duygularla vedalaştık. Öğrenciler gruplar hâlinde çıkarlarken, duruma göre kimiyle sarılıp öpüştük, bazılarıyla uzaktan el sallaştık, son grup balkon kapısı önünde sigara içmeye hazırlanırken Kerem sordu: “Size de sarayım mı hocam?” “Sar” dedim, bugün de içeyim artık! Beklerken öğretmen masasına oturup son derse gelemedikleri için mazeret mesajı yollamış olanlara telefondan cevap yazmaya başladım. Bazılarına çok geçmiş olsun, bazılarına yine kaytardın ama hadi neyse… Zamanın izini kaybetmişim, Kerem balkon kapısını tıklatıp, “biz üşüdük gidiyoruz” deyince fark ettim. Yeni sardığı sigaramı verdi, kalemlerimin arasına zula ettim, sınıfın koridor tarafındaki kapısından çıkmak üzere eşyalarımı topladım.

Çıkarken sınıfa son bir defa göz attım: E-1 binasının 307 numaralı, üç basamaklı, her basamağında yaklaşık 20 sandalye dizili, arkadan ışık aldığı için storları en aşağıya kadar indirdiğimizde bile projeksiyonu biraz sorunlu, yayvan ve tuhaf sınıfı. Kuştepe’den buraya taşındığımızdan beri, yani Santral kampüs olalı ikinci sınıf senaryo dersimin değişmez mekânı. Arada yalnızca bir yıl —şimdilerde adının kısaltılmış hâlinden başka hiçbir şeyi ilk tasarlandığı amacı hatırlatmayan kadersiz— ÇSM binasındaki sınıflardan birine konmuştu da ders, lafımı sözümü şaşırmış, öğrencilerin yüzlerini tanıyamaz olmuştum. İster istemez bir parantez açmak gerekecek buraya: Kısaltması ÇSM olan bina Santralistanbul Çağdaş Sanat Müzesi olarak başlamıştı hayatına. Sınıflara dönüşmesinin hikâyesi bu paranteze sığmaz, o yüzden geçiyorum.

Ama çıkarken 307’ye son bir kez göz attığımda, buraya sığmayacak o hikâye ile birlikte kendi hikâyem de “bir film şeridi gibi” geçti gözlerimin önünden. Daha ilkokula gitmezken eve gelen misafir çocuklarını yemek masasının altına sokup onlara o sıralar neye merak sarmışsam ona dair zorla ders verişimi, ikici sınıfta Jules Verne’in İki Sene Mektep Tatili kitabını okuduğumda çocuklar okula dönsünler diye gözyaşı döküşümü, 1979 ile 1999 arasında 12 Eylül darbesi münasebetiyle yirmi sene mecburi mektep tatili yaptığımda sınıf özleyerek burnumun direğinin sızlamasını ve sonra neyse ki… derken baktım iş uzuyor, 307’nin ışığını kapattım, tam kapıyı çekiyorum gözlerim doldu, elim kapı tokmağında öylece kalakaldım.

Bu duyguyu bir filmden hatırladığım sonradan geldi aklıma. Oysa filmi izlerken pek de kendime yakın bulmamış, hatta hayli sıkılmıştım. Bahardı ve İstanbul Film Festivali’ydi. Kendisi de filmde anlatılan sinema salonunu andıran Kadıköy’deki Rexx sinemasının, bir süre önce dörde bölünmüş olsa da, alt katta kalan hâlâ büyük ve görkemli salonunda izlemiştim filmi. Yine filmdekini andıran tuvaletlere gittiğimde, sağa sola su sıçratan yan yana lavabolarda ellerimizi yıkarken başka bir kadınla filmin ağır temposundan, film içindeki filmin dövüş sanatları güzellemesinden ve filmdeki sinemanın pisuarlara dizili erkek izleyicilerinden kurtulmuş olmanın sevinciyle sohbet etmiştik. O yıl festivalin uluslararası yarışma bölümünde film Altın Lale alınca şaşırdığımı hatırlıyorum. Yıl 2004’müş ve üzerinden tam 15 yıl geçmiş.

Filmin duygusunu ancak şimdi idrak edişim şaşırtıcı geldi: Bana sezdirmeden içimde yaşayıp giden ne filmde gösterilen 1966 tarihli Dragon Inn filmine dair nostaljiymiş, ne de o filmin erkek izleyicileri. Ben aslında o son gösterimin ardından sinemanın ışıklarını kapatıp çıkan gişeci kadının duygusunu saklamışım tenimde. Goodbye, Dragon Inn (Ming-liang Tsai, 2003) filminden bana kalan, o isimsiz karaktermiş meğer. Karakteri canlandıran Chen Shiang-chyi’nin adını bu yazı vesilesiyle öğrendim, ezberlemek için sabah yürüyüşünde kendi kendime yineledim.

Feride Çiçekoğlu, film, okul