fotoğraf: 一人寿司-Hitori Sushi (CC BY-SA 2.0)
Köpeğin Tasması

Kurdun gölgesi kendindendir. Kedi patisini kendi sıcaklığından çıkarır; dokunduğu yerde ağırlık bırakır. Köpeğin tasması ise ondan değildir. Ama onu o yapan da tasmasıdır. Kurt yürür, gölge eşlik eder. Kedi durur, pati kalır. Köpek ise bir şeyin ucunda yaşar. Ucun adı bazen iptir, bazen emir, bazen düzen, bazen “Şimdi sırası değil.” Aynı bağın farklı adlarıdır bunlar. Bir ad daha vardır: Özgürlük. 

Köpeğin hikâyesi doğanın değil insanın hikâyesidir. Köpek insanla birlikte beklemeyi öğrenir; insanla birlikte susmayı, doğru zamanı kollamayı. Yürüdüğü yol çoğu zaman kendi yolu değildir ama tekrarlandıkça “kendi yolu” sanılır. İnsanın kendine dair en eski yanılgısı da budur: Alıştığını seçtiğini zannetmek. Tasma ilk anda hakaret gibi gelmez. Çoğu zaman şefkatle takılır. “Koruyorum.” “Kaybolma.” “Yanlış yapma.” Yanlış yapmak… Asıl mesele çoğu zaman budur. Yanlış yapmamak için öğrenilen her refleks zamanla doğru gibi yaşanır; doğru gibi yaşandıkça sorgulanmaz, sorgulanmadıkça savunulur.

Tasma köpeği hızlandırmaz; onu yönlendirir. Yön insanın en kolay devrettiği şeydir. Çünkü yön devredildiğinde yük hafifler. “Biri biliyor” hissi gelir. “Biri bakıyor.” “Biri sorumluluk alıyor.” İnsan sorumluluğu bıraktığı yerde rahatlar; rahatladığı yerde yürür; yürüdüğü için de özgür sanır kendini. Hareket özgürlüğün en ikna edici taklididir. Bu yürüyüşün gönüllü oluşu tesadüf değildir; iktidarın en dayanıklı biçimi çoğu zaman zorla değil razı olunarak taşınır.

Sokakta ince bir gerilim vardır: “Buraya değil.” İlk çekişte canın yanmaz; ikincide kızarsın; üçüncüde öğrenirsin; dördüncüde çekişe gerek kalmaz. Boyun ipin ne isteyeceğini önceden bilir. Beden akıldan önce uyumlanır; akıl sonra gelir ve uyuma gerekçe bulur. Bu yüzden insanlar çoğu zaman susmayı seçtiklerini sanır. Oysa susmuş oldukları için susmayı doğru bulmaya başlarlar. İtaat böylece bir davranış olmaktan çıkar; kişilik özelliği gibi taşınır. Kedinin patisi insanı uyutuyordu; köpeğin tasması insanı uyanıkken yürütür.

Tasma yalnızca boynu tutmaz; dili de tutar. Dil tutulunca düşünce sakatlanır; düşünce sakatlanınca ahlak devreye girer. Ahlak bekçi olur. “Uyum iyidir.” “Sükûnet olgunluktur.” “İtiraz aceleciliktir.” Bu cümlelerin hiçbiri bağırmaz; bağırmadıkları için tehlikelidirler. Sessizlik çoğu zaman erdem diye paketlenir; böylece itaat iyilik adına taşınır. İyi niyet bazen en sağlam kilittir; çünkü anahtarı dışarıda aratır. 

Bazen tasma korkuyla takılmaz; geçimle takılır. Ay sonuyla, borçla, “İdare et”le. Gelecek bir umut olmaktan çıkar; bekleyen bir dosyaya dönüşür. İnsan bu noktada tercih yapmaz; katlanır. Katlanmaya alışır; alışkanlık karakter gibi görünür; karakter gibi göründüğünde korunur. İnsan katlandığı şeye bağlanır. Ve bazı yürüyüşlere özgürlük denir; adı böyle olduğu için kolaylaşır, kolaylaştığı için görünmezleşir. Bu yürüyüşe özgürlük denmesi, liberal düzenin en sessiz başarısıdır. Müdahale geri çekilirken yön kalır; hatta daha ustaca kalır.

Şehir bu yürüyüşü tanır. Kaldırım yüksekliği, ışık süresi, vitrin aralığı ona göre ayarlanmıştır. İnsan fark etmeden uyum sağlar; köpek zaten hizalanmıştır. Kimse acele etmez ama kimse gecikmez de. Mekân davranışı öğretir, tekrar davranışı doğruya çevirir. Böylece şehir yalnızca bir fon değil bir eğitmene dönüşür. Yürüyüş kişisel sanılır; oysa kişisel olan yalnızca adımların sayısıdır. Geri kalan her şey çoktan kararlaştırılmıştır. Bir yerlerde, kimsenin özellikle dinlemediği, temposu hiç değişmeyen bir melodi akmaktadır; yürüyüş ona uyar, melodi kimseye uymaz. 

Sabah adam durur; köpek yanındadır, tasma kısadır. Işık kırmızıdır; yol boş olsa da geçilmez. Yeşil yanınca ikisi aynı anda yürür; kaldırım daralınca omuz içeri alınır, köpek zaten içeridedir. Tokaya dokunulur; ne gevşek ne sıkıdır. Vitrinde adam kendi yüzünü arar, köpek yere bakar; ikisi de aynı şeye değil aynı düzene bakar. Tabelada “Geçici” yazar; tarih okunmaz. Geçicilik, burada bir süre değil bir rejimdir: Okunmayan tarih uzadıkça kelime kalıcılaşır. Kavşakta ışık yoktur ama durulur; uzaktan bir gölge kıpırdadığında bekleme uzar. Yürüdüklerini sanırlar; oysa görünmez bir doğrultunun içinden geçerler. Eve dönünce tasma çıkarılır; iz yoktur, akşam yine takılacaktır. Tasma sandalyenin arkasında asılıdır; görünür ama bakılmaz; adam “Altar”, köpek “Argos”…

Bu yürüyüş bittiğinde geriye bir iz kalmaz; ne boyunda ne de elde. Ama tekrarlandıkça bir şey yer değiştirir. Tasma artık dışarıda değil içeridedir. Dışarıdaki bağ içeri taşınınca insan bunu olgunluk sanır; “Artık kendimi tutabiliyorum” der. Oysa tutulan çoğu zaman kendisi değildir; kendisine öğretilmiş doğrultudur. Yazgı bazen büyük felaketlerle değil küçük tekrarlarla kurulur: Her gün aynı çizgiye basarak, her gün aynı kelimeyi yutarak, her gün aynı ışıkta durarak. Ve o temposu değişmeyen melodi fark edilmeden iç sese dönüşür: mi mi fa sol sol fa mi re | do do re mi mi re re…

Ve işte burada köpek olur. Köpeğin tasması ondan değildir ama onu o yapan da tasmasıdır. Çünkü tasma yalnızca bağlamaz; biçim verir. Bir süre sonra halka boyunda değildir; kas hafızasındadır, dildedir, alışkanlıktadır. Bağ görünmezleştiğinde kopmuş sanılır; oysa bağ yalnızca yer değiştirir. Bazı tasmalar kopmaz; kopmuş gibi görünür. Ama gerçekte yalnızca deri değiştirir. Ve insan değiştiğini sanır.

Altar Kaplan, hayvan, kent, köpek, özgürlük, sokak, şehir