Fakir Kapıları
Mimarlık Bağlamında
Toplumsal Dışlanma Örnekleri

Toplu taşımada ayrımcılık [segregation]; şehirlerdeki mahalle ayrımcılığı, güçlü sınıftan bir sürü bakımdan farklı, dar gelirli halkın ve diğer belirli grupların şehrin kenarlarına itilmesi; o bölgelerin istenmeyen, uzak durulması gereken mekânlar olarak anılması; soylulaştırma gibi ayrımcılık yöntemleri ile pekiştirilen toplumsal dışlanma; kökeni toplumsal ayrımcılığa dayanan ve mekânda ayrımcılığa yayılan bir yaklaşım. Yapılaşmış çevrede gözlenen ve özellikle gelire göre yapılan ayrımcılık, son zamanlarda daha da küçük ölçeğe inmiş durumda. Bir emlak komisyoncusunun da dediği gibi, ‟… bu iki sosyal tabaka karşılaşmak durumunda kalmayacak”1 tutumu üst sınıfları dar gelirli kesimden ayırıyor ve sistem toplumsal dışlanmayı böylece küçük ölçekte de besliyor. Sarah Schindler’in makalesine göre, mimarlık kuramı çalışan bilim insanları, mimarlığın toplumsal dışlanmada oynadığı payın büyük olduğunu savunuyor. Belirli bir mekânda alınan tasarım kararları belli gruplar için faydalı sonuçlar sağlarken, diğer grupların aleyhine işliyor,2 aynı zamanda mimarlık ‟dışlamak için kullanılabilir ve kullanılmaktadır.”3 Geçtiğimiz aylarda okuduğum birkaç makale sayesinde ‘fakir kapıları’ [poor doors] olarak adlandırılan ayrımcılık uygulamasının günümüzdeki örnekleriyle karşılaştım. Fakir kapıları ismi verilmiş girişler servis girişi, arka kapı, yan kapı gibi kavramların bir sürekliliği olarak düşünülebilir. Özetle, tasarlanan konut yapılarında yaşayan dar gelirli sakinlerin yapıya erişimi konutun lüks dairelerinde yaşayan kişilerin kullandığı ana kapıdan değil, aynı cephede bulunmayan farklı bir kapıdan sağlanıyor ve bu kapılara ‘fakir kapısı’ deniyor.

Fakir kapıları terimi 2013 yılından beri kullanılıyor, ama uygulamanın daha eski örnekleri mevcut. New York City’de bu uygulamanın zamanında kolayca gerçekleştirilmesinin nedeni 2009’dan beri Kapsayıcı Konut Programı’nın (Inclusionary Housing Program) içinde yer alan bir yasal boşluk. Daha yakın tarihte özellikle İngiltere’de gözlemlenen bu ayrımcılık uygulamasının ismi sadece kapıları içerse de, bu durum söz konusu konut projelerinin kamusal alanlarını, çocuk oyun alanlarını, araç park bölgelerini, çöp toplama alanlarını bile kapsayabiliyor. The Guardian’ın bu konu hakkındaki ilk makalelerinden birinde, İngiltere’deki lüks konut projelerinde bu uygulamanın sıklıkla görüldüğünden bahsediliyor. Bu durumun nedenlerinden biri de planlama şartnamesinde bulunan, her konut projesinde uygun fiyatlı veya sosyal konut olarak hizmet verecek dairelerin bulundurulması şartı. Eğer proje bu şartı sağlamıyorsa imar izni alamıyor.4 Proje sahipleri de bu şartı yerine getirirken toplumsal dışlanma olgusunu beslemeye devam ediyor. Genelde bu tip projelerde yatırımcılar ve gayrimenkul geliştiricileri bu ayrımın olmasını özellikle istiyorlar. Projenin ilk aşamasından itibaren uygun fiyatlı konutlarda yaşayacak insanları daha az kabul ediyor ve mimarlık bağlamından daha yaygın olan bu algının yarattığı problemi daha da alevlendiriyorlar. Yüksek fiyatlara satılan lüks daireler ile daha dar gelirli insanların yaşadığı daireler nasıl aynı dolaşımın parçası olabilir? Lüks daireleri satın alanlar, neden uygun fiyatlı dairelerde yaşayan kişilerle karşılaşsın? Proje yatırımcıları ve geliştiricilerinin (ve lüks dairelere gücü yeten müşterilerin) gözünde böyle bir karşılaşma, lüks yaşam izlenimini zedeleyecektir. Bu durumda müşteriler bu mekânları satın almayı istemeyecektir. Olumsuz bir genelleme yaptım, kuşkusuz bu daireleri satın alanların bir kısmı da bu uygulamayı gereksiz, haksız ve ayrımcı buluyordur.

Diğer yandan işin bir de pratik açıdan düşünülmesi lazım. Konut projelerinde dar gelirli kişiler için ayrılmış konut bölümleri ile özel mülkiyet bölümleri farklı kurumlar tarafından yönetiliyor. Bu yönetim ayrımı Robert Evans’a göre fakir kapılarının oluşmasının başlıca nedenlerinden. Sosyal konut kurumları yapıdaki dolaşım, bakım ve temizlik masraflarının altından kalkılabilir olması için bu ögelerin, servislerin lüks denklerinden ayrı olmasını tercih ediyor.5 Lüks apartman binalarının bu masrafları o kadar uçuk ki, devlet konut yardımı bütçesi bu miktarları karşılayamıyor. Bu nedenle ayırmak toplumsal olarak ne kadar utanç verici olsa da ekonomik olarak mantıklı bir karar gibi duruyor. Bütün bu durum, makalede Michael Edwards’ın da dediği gibi günümüz sosyal konut sisteminin kalitesizliğinin doğrudan bir sonucu. Yeterli sosyal konut inşa edilmedikçe bu tip sorunlar oluşmaya devam edecek.

Kırmızı ile taralı alan herkese
açık olarak planlanmış, fakat
öyle kullanılmayan çocuk oyun alanı.
Sarı çerçeveli alan ise,
Wren Mews sosyal konutlarında
yaşayanlar için eklenmiş oyun alanı
(harita verisi: Google Maps).

Geçtiğimiz aylarda karşıma çıkan, Güney Londra’da Henley Homes’un yürüttüğü konut projesindeki çocuk oyun alanının sadece daireleri satın alan kısmın erişimine açık olması, Wren Mews sosyal konutları tarafında oturan dar gelirli kiracıların ve/veya devlet tarafından uygun fiyatlı dairelere atanan ailelerin bu bölgeye erişememesi skandalına dair haberler6 bu konuda dikkatimi çeken en önemli örneklerden oldu. Daire sahiplerinin çocukları bu geniş oyun alanında oynayabiliyor. Bu alanı sosyal konut bölgesinden ayıran kısım belediyeye sunulmuş projede geçiş kapısı olarak gözüküyor ve açık alanlar yapıya yerleşecek kişilere aile dostu mekânlar olarak tanıtılıyor. Uygulamada ise, sosyal konuttan bu bahçeye geçiş bir çitle engelleniyor ve oturanlara oraya erişim izinlerinin olmadığı söyleniyor. Yani dar gelirli aileler bu oyun alanını sadece izleyebiliyor. Bir yandan da hakaret gibi, bu daire sakinlerinin çocuklarının oynaması için ufacık bir alan yapının arkasında uygulanmış. Haberde sosyal konut sakinlerinin çocuklarına neden orada oynayamadıklarını açıklamalarından, daha doğrusu açıklayamamalarından bahsediliyor. Düşünsenize, çocuğunuz aynı konut yapısında yaşadığınız, aynı okula gittiği arkadaşlarıyla evinizin önündeki oyun parkında oynayamıyor. Çocuğunuz onları pencereden izlerken ‟Neden gidemiyorum ki?” diye, aşağıda oynayan arkadaşı da ‟Neden gelemiyor ki?” diye soruyor ve bu soruların anlamlı bir cevabı yok. Haberde beni en rahatsız eden alıntı ise Warwick Estates temsilcisinin söylediği şu sözler: ‟… yapı salıncak alanına baksa da, sakinlerin buraya erişimi yok. Bunun çok geçerli bir nedeni var —bu sakinler servis aidatına katkıda bulunmuyorlar. Bu hiçbir şekilde ayrımcı değil, fakat adil ve makul.”7

Çocuklar oyun alanının keyfini çıkarıyor, fotoğraf: Graeme Robertson,
kaynak:
The Guardian

Devamında bu haberler ve itirazlar ses getirince binanın yönetimine dahil olan kurumlar (emlak geliştirme kurumu Henley Homes, Wren Mews yapısının mülkiyet hakkının verildiği kurum Guinness Partnership, özel mülkiyeti işleten Warwick Estates ve Lambeth Belediyesi) topu bir süre birbirlerine attıktan sonra Henley Homes mekânı herkese açmakta bir sakınca görmediklerini belirtiyor. Ama konut projesinin sakinleri bu durumu düzeltmeye yönelik verilen sözleri yeterli ve inandırıcı bulmuyor.8 Bu, halkın ve yetkililerin dikkatini çekebilen örneklerden. Kimbilir bu kadar ses getirmeyen başka kaç projede bu uygulanıyor, o yapılarda yaşayanların itiraz etmeye çekinmelerinden/üşenmelerinden ya da durumu yorgunlukla kabullenişlerinden hiçbir değişiklik olmuyor. Yüksek gelirli ev sahipleri apartman görevlileri tarafından araba kapılarından lüks giriş lobisine eşlik edilirken, dar gelirliler toplu taşımadan evlerine yürüyüp çöp bidonlarının dizildiği yan sokaktaki bir kapıdan binaya giriş yapıyor, farklı asansörleri kullanıyor, çöplerini başka bidonlara atıyorlar; çocukları da hâliyle başka alanlarda oynuyor. Bunu kiracıların ses çıkarmamalarına bağlamak da büyük haksızlık; bütün yasal yollardan bu durumu değiştirmek için çaba gösterilse bile —bir genelleme yapılacak olursa— sistem onlara karşı.

15 Hudson Yards’ın Haziran 2018’deki hâli, fotoğraf: Godsfriendchuck,
kaynak: Wikimedia Commons

New York City’e geri dönersek, Bill de Blasio, New York City Belediye Başkanı olduğu dönemde fakir kapısı uygulamasını kınadığını ve yasaklama sürecinde olduklarını söylemişti;9 planladıkları bu yasa daha sonra kabul edildi.10 Aradaki yaklaşık beş yılda neler oldu bilmiyorum, fakat bu fakir kapısı uygulamasını çok güncel bir örnekte tekrar görüyoruz. Michael Kimmelman’ın değerlendirmesinde belirttiği gibi ‟Amerika tarihinin en büyük karma kullanımlı özel gayrimenkul girişimi”11 olan ve aklınıza gelebilecek bütün yıldız mimarların tasarımlarının bulunduğu Hudson Yards projesinin tamamlanmış ilk etabında, lüks dairelerin bulunduğu gökdelenlerin içinde aynı zamanda uygun fiyatlı konut seçenekleri de uygulanmış. ‟… zengin daire sahipleri ve devlet destekli konutlarda yaşayan kiracılar için ayrı girişler bulunan bir apartman kulesi” olan 15 Hudson Yards yapısında yine bu ayrımı görüyoruz.12 New York City Belediyesi’nin bu projenin gerçekleştirilmesinde ekonomik olarak katkısının yüklüce olduğunu düşünürsek, yasal şartların esnetilmiş olması mümkün. Gerçekten ne olduğu ancak derin bir araştırmayla ortaya çıkacaktır, ama dediğim gibi bu derece göz önünde ve şehre mimari değer katması beklenen bir projede böyle ayrımların hâlâ uygulandığını görmek heves kırıcı. Hudson Yards, bulunduğu bölgeyi canlandırmak için tasarlanan, herkesin erişebileceği, toplumsal içerici [socially inclusive] bir mekân olarak sunulan bir master plan olsa da, bu tip küçük detaylar bu ölçekteki, arkasında milyar dolarlar dönen bir projenin reklam sloganlarına inanılmaması gerektiğinin bir göstergesi.

Bu konu üzerine kafa yorarken aklıma gelen birkaç düşünceyi de kısaca paylaşmak istiyorum:

• Genelde uzun mesafe uçuşlarında, tren yolculuklarında vs. birinci sınıf / ekonomi sınıfı ayrımcılığı olsa bile, bildiğim kadarıyla herkes söz konusu araca aynı platformdan ve kapıdan erişmek durumunda, yani tabakalar birbirleriyle temasta bulunmayacak gibi bir beklenti yok, bilinçli bir ayrımcılığın varlığından söz edemeyiz sanırım.

• Toplumsal dışlanma olgusunu müzelerin evriminde de gözlemleyebilir miyiz? Satın alan ya da ısmarlayan burjuva ailelerden başka kimsenin göremediği sanat eserlerinin halka sergilenmeye açılmasıyla müze kavramının ortaya çıkması, bu ayrımcılığı yumuşatmış ya da tamamen silmiş olabilir mi?

• Yine kamusal mekân üzerinden düşünürsek, şehirlerdeki özel (anahtarsız girilemeyen ve belirli kişilerin kullanabildiği) ve halka açık olarak ayrılan parkları da bu ayrımcılığa katabilir miyiz? Aslında aklımdaki soru, herkesin her yere eşit olarak erişimi mümkün mü, ya da mümkün olmalı mı?

Toplumdaki eşitsizliği besleyen ve mimarlık alanında da sıklıkla karşımıza çıkan ‘fakir kapıları’ ve benzeri tutumların yakın zamanda yok olacağına dair pek inancım yok. Özellikle girdiğimiz iklim krizi döneminde, ekonomik ve politik tutumların son derece tutucu bir yöne hızla ilerlemesiyle bu gelişmelere karamsar bakan biri olarak tahmin ediyorum ki bu örnekler daha da sıklaşacak ve çeşitlenecektir.

1. Hilary Osborne, (2014, 25 Temmuz). “Poor doors: the segregation of London’s inner-city flat dwellers”. The Guardian. Yazarın çevirisi: ‟so the two social strata don’t have to meet.”

2. Sarah B. Schindler (2015). ‟Architectural Exclusion: Discrimination and Segregation through Physical Design of the Built Environment”. Yale Law Journal. no: 124. s. 1945.

3. a.g.e. Yazarın çevirisi: ‟… can be, and is, used to exclude.”

4. Osborne, a.g.e.

5. Oliver Wainwright, (2014, 30 Temmuz). ‟‘Poor doors’: not the worst thing about social housing”. The Guardian.

6. Harriet Grant, (2015, 25 Mart). ‟Too poor to play: children in social housing blocked from communal playground”. The Guardian.

7. a.g.e. Yazarın çevirisi: “Although … the block overlooks the swing area, the residents have no access to it. This is for [a] very good reason – being that [they] do not contribute towards the service charges, … This is in no way discriminatory but fair and reasonable.”

8. Harriet Grant, (2019, 27 Mart). ‟Segregated playground developer now says all children are welcome”. The Guardian.

9. Ariella Cohen, (2014, 22 Temmuz). ‟De Blasio Administration Vows to End the ‘Poor Door’”. Next City.

10. Ryan Hutchins, (2015, 21 Haziran). ‟Accord reached on 421-a program, rent law renewal”. Politico.

11. Michael Himmelman, (2019, 14 Mart). ‟Hudson Yards is Manhattan’s Biggest, Newest, Slickest Gated Community. Is This the Neighborhood New York Deserves?”. The New York Times. Yazarın çevirisi: ‟The largest mixed-use private real estate venture in American history, …”

12. a.g.e. Yazarın çevirisi: ‟… an apartment tower with separate entrances for the wealthy condo owners and the subsidized renters-”

konut, mimarlık, Serra Aşkın, sınıfsal ayrışma, sosyal konut