Luma Arles, 2017
Tasarım Bienali Seyir Defteri
Frank Gehry’nin Gölgesinde
Luma Arles

Bu seferki seyahatim beni güney Fransa’ya götürüyor. Arles kentinde Luma Vakfı tarafından kurulan Luma Arles kampüsünü, İstanbul’a yazın henüz gelmediği bir hafta sonu güneş altında deneyimliyorum. Arles, Camargue bölgesinin küçük kasabalarından biri. Tiyatro festivali ile ünlü olan Avignon kentine yakınlığından dolayı gitmesi benim için daha da cazip bir kent, ama o ayrı bir hikâye.

Doğa güzellikleri, bölgede üretilen doğal ürünleri, peynirleri, pazarları, daracık sokakları ve büyük bir titizlikle korunan Romalılardan kalma binaları ile UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almayı fazlasıyla hak ediyor. Bu güzelliklerden ve özellikle göz kamaştırıcı ışığından etkilenmiş olacak, Vincent van Gogh, hayatının en verimli on yılını (1888’den 1889’a kadar) burada geçiyor. Tüm bunlara rağmen kentin üzücü bir yanı da var: Turizm dışında pek bir ekonomik geliri yok ve büyük bir işsizlikle savaşıyor.

Arles’a gelme sebebime geri dönersek, şehrin güzellikleri nedeniyle burada kurulan Luma Arles ve Luma Vakfı. İsviçreli ornitolog, aynı zamanda La Roche farmasötik şirketinin varisi Hans Lukas “Luc” Hoffmann, 1947 yılında Camargue bölgesine araştırma yapmaya geliyor. Bölgenin tabiatının etkisi altında kalan Luc Hoffman, servetinin bir kısmını Camargue bölgesinin benzersiz sulak alanlarını korumaya adıyor. 1954 yılında burada Tour du Valat biyolojik araştırma istasyonunu kurduktan sonra ise 1961’de dostlarıyla Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nı [World Wildlife Fund] kuruyor. Hâl böyle olunca Hoffman ailesi için Arles kenti farklı bir anlama bürünüyor. Bu anlam, Luc Hoffman’ın kızı Maja Hoffman’ın yıllar sonra kurduğu Luma Vakfı ile pekişiyor.

LUMA Foundation, 2004 yılında İsviçre’nin Zürih kentinde kurulmuş, kâr amacı gütmeyen bir vakıf. Vakfın amacı, geniş bir perspektifte, çevre sorunları, insan hakları, eğitim ve kültür alanlarındaki birleştirici projeler ile sanat, fotoğraf, yayıncılık, belgesel ve multimedya alanları üzerine çalışan bağımsız çağdaş sanatçıları desteklemek. Ailenin büyük bir koleksiyonculuk geleneği olduğunu belirtmeme gerek yok diye düşünüyorum.

1968 yılında, Fransız ulusal demiryolu sistemi için onarım ve üretim yapan SNCF demiryolu fabrikalarının boşaltılması ile Arles’da büyük bir arazi boşta kalıyor. 19. yüzyıldan kalma bu yirmi dönümlük büyük, boş sanayi sitesi Luma Vakfı tarafından alınıyor ve Parc des Ateliers [atölye parkı] adı altında yeni bir sanat kampüsü olarak hayata geçirilmeye hazırlanıyor.

Bu dönüşümü gerçekleştirmek üzere 2014 yılında Luma Arles ve hemen ardından deneysel kültür merkezini geliştirmek ve hayata geçirmek için çekirdek bir grup kuruluyor. Kampüsün yeni imzasını mimar Frank Gehry oluştururken, alanda bulunan beş heybetli endüstriyel binayı New York merkezli Selldorf Architects restore ediyor. Halka açık olacak park kısmının peyzaj mimarisini ise Bas Smets çalışıyor.

Parc des Ateliers, Arles, 2017
(önde Jean Prouvé’nin
prefabrik evleri)

Tüm bu ön bilgiler ve daha önce gördüğüm fotoğraflar ışığında, Arles’a varır varmaz bir gazetede Gehry trophy [Gehry kupası] olarak adlandırılan binayı ve Luma Vakfı’nın geri kalan mekânlarını görmeye gidiyorum. Bu arada, Luma Vakfı’nın adı Maja Hoffman’ın çocukları Lucas ve Marina’nın isimlerinden oluşuyor.

Uzaktan güneşin ışığını yansıtan ve Alice Harikalar Diyarında’dan zıplamışçasına parlayan bir kule ile karşılaşıyorum. Güzel mi güzel ama insan, durduğu yerde çevresi ile hiç uyumlu olmadan nasıl bir şey olacak diye sormadan edemiyor. Anladığım kadarıyla, bu kuleye karar verilene kadar birçok tasarım reddedilmiş, fakat bu binanın da herkesi memnun etmesi pek mümkün görünmüyor.

Ben ise, Gehry şaheseri olmasından ziyade, malzeme kullanımı, hayata geçirmek için yapılmış Ar-Ge ve titizlikle, yapboz oyunu gibi bir araya gelmiş görünümüne heyecanlanıyorum. Bu heyecan içinde asıl alanın girişini kaçırıyor ve arka sokağa giriyorum. Yolda, beş TIR üzerinde, beş bin metrekarelik bina cephesi için özel tasarlanmış üç yüz metal panelden beşini montaj beklerken buluyorum. Bir panelin gölgesinde mangal yakıp bekleyen TIR şoförlerinden geri dönmem gerektiğini öğrenip, elli sekiz metre yüksekliğindeki kulenin dibine doğru ilerliyorum.

Parc des Ateliers’deki tek yeni yapı,
Frank Gehry, 2017

Ana kapıdan girdikten sonra gözlerime inanamıyorum: Restorasyonu tamamlanmış La Mécanique Générale adlı ana sergi salonu, atölye salonları ve bitmeyi bekleyen binaların arasında yer alan, Jean Prouvé’nin yüzyılın ortalarında tasarladığı üç adet prefabrik ev. Tabii ki benim cahilliğim; Maja Hoffman’ın koleksiyonunda bunların yer aldığını orada öğreniyorum. Bu güzelleri inceledikten sonra nihayet dokuz bin metrekarelik binaya yaklaşıyorum. Tur başlar başlamaz yüz on milyon avroluk yatırımı anlatıyorlar. 2014 yılında inşaatı başlayan ve bitmesi için 2018 yılı hedeflenen kampüste atölyeler, kütüphane, arşiv, galeri alanları ve sanatçı stüdyolarının olacağını ve adeta sanat için ‘kaynak merkezi’ kurulacağını anlıyoruz. Bu ‘kültür merkezinin’ sadece seyirci çekmeyi hedeflemediğini, yaratıcı insanlar için bir merkez olacağını vurgulamalıyım.

Unutmadan Gehry bu binayı tasarlarken Van Gogh’un eserlerinden, hatta en çok “The Starry Night” [Yıldızlı Gece] eserinden esinlenmiş. Binanın işte bu yüzden pırıl pırıl parlamasını istemiş diye düşünüyorum ve o anda rehberimizden cephe panelleri üzerine her biri birbirinden farklı on bir bin adet paslanmaz çelik blok geleceğini duyuyorum.

“Grand Hall”, Parc des Ateliers,
Arles

Gezimin diğer bir parçası ilk defa düzenlenen Luma Days [Luma Günleri] etkinliği. Vakfın halka açık bir katılım platformu olarak tasarladığı etkinliğe, kendimi gezmekten alabildiğim noktada katılıyorum. Sanat, tasarım, teknoloji, aktivizm ve ekolojinin kesiştiği noktada bulunan Luma Günleri, kendine yerel ve küresel arasında bir arabulucu rolü biçen bir girişim. Luma Günleri, yaratıcı ve işbirliğine dayalı süreçlerin uygulanması sayesinde Arles ve kırsal bağlamı için sürdürülebilir senaryolar çizmeyi hedefliyor.

Luma Günleri kapsamında, uluslararası ve lokal uzmanları bir araya getiren beş günlük atölyeler kent için fikirler üretiyor ve küresel dünyada var olma yolunda, bir gelecek çizmeye çalışıyor. Tüm bu çalışmalar bir konferans ile tamamlanırken gerçek çözümlerin önerildiği ve yerel yönetimin dinlemeye gelip uygulamalar üzerine tartıştığı, her yerde görmeye alışık olmadığım üretken bir ortama şahit olduğumu fark ediyorum.

Luma Günleri, 2017,
fotoğraflar:
 Victor Picon 
ve Jean-Baptiste Marcant

Birçok tartışmaya yol açan Luma Arles girişimi ve parlayan yıldız gibi yerini bulmaya çalışan Frank Gehry binası, bir süre daha kenti ve kentin kültür sanat hayatını gölgede bırakacak gibi görünüyor. Ancak gelen seyirci ve katılımcılara bakarak, gelecekte buranın büyük bir hareket üreteceğini ve çevresine olumlu etki edeceğini şimdiden söylemek mümkün. Şu anki hâliyle üretmeye devam eden Arles, açık zihni ile mutlaka büyük yol alacaktır.

Son olarak şuna dikkat çekmeden bitirmek istemem: Luc Hoffman ve kızı Maja Hoffman’ın Zürich, Paris, Londra, New York gibi sanat şehirleri yerine bu küçücük kasabayı tercih etmesi ve yaptıkları bu büyük yatırım takdire değer. Elbette Arles ve Luma Arles ile söyleyecek daha çok şey var, ama seyahatimizden şimdilik bu kadar.

{“Luma Günleri” dışında tüm fotoğraflar: Deniz Ova}

Deniz Ova, kentsel dönüşüm, Luma Arles, mimarlık, Tasarım Bienali Seyir Defteri