Shenzhen, Nantou,
©UABB (Shenzhen)
Organizing Committee,
fotoğraf: Zhang Chao
Tasarım Bienali Seyir Defteri
Çin’de Bienal
ve Tasarım Müzesi
Peşinde

Dünyanın dört yanında tasarım ve mimarlık bienalleri neler konuşuyor, temalara ve kente nasıl yaklaşıyor, ne gösteriyor, seyirciler bienalleri nasıl karşılıyor merakı, beni bu sefer Shenzhen’e götürüyor. Uzun süredir uzaktan takip ettiğimiz, Shenzhen ve Hong Kong arasında yer alan, Kentsel Tasarım ve Mimarlık Bienali [Bi-City Biennale of Urbanism\Architecture], kısa adıyla UABB’ye, 4. İstanbul Tasarım Bienali yardımcı küratörünü ve kendimi zorla davet ettiriyorum. Şaka bir yana, uzun bir uğraştan sonra büyük bir heyecanla hazırlanmaya başlıyoruz. Ancak Çince bilmiyoruz ve gitmeden önce etkinliğin web sitesinden açılış etkinlikleri ile ilgili sınırlı bilgi edinebiliyoruz. Organizasyon tarafından da nazik sözler dışında bize sadece yer, tarih ve saat bilgisi iletilmiş olduğu için, gerçekten davetli olduğumuzdan dahi şüphe ederek İstanbul Tasarım Bienali’ni anlatmaya gidiyoruz.

Gitmişken çok merak ettiğimiz, 2017 Aralık başında açılan Design Society müzesini de geziyoruz. 5. UABB yani 2013 Bienali’nin bir mirası olarak görebileceğimiz bu girişimin hayata geçişini, 7. UABB deneyimlerimden hemen sonra, yazımın ikinci kısmında paylaşacağım.

UABB, 2005 yılında Shenzhen belediyesi şehir planlama departmanı tarafından sadece bir mimari vitrin olarak değil, Çin’de benzeri görülmemiş hızlı kentleşme sorunlarına odaklanan bir etkinlik olarak tasarlanıyor. 2007 senesinde yanı başında olan ve kardeş kent kabul edilen Hong Kong’un da katılımıyla Bi-City bienali oluyor. Bienal, Shenzhen, Hong Kong, Çin ve dünya genelinde kentleşmeyi, insan yerleşiminin ve gelişiminin farklı yönlerini, kentlerin günümüzde yaşadığı sorunları ortaya koyup tartışırken, her edisyonunda Shenzhen’i de bir vaka olarak işliyor. Bienal, neredeyse her seferinde kentte bölgesel değişim ve/veya mekânsal girişim ile sonlanıyor. Bu nedenle olsa gerek, küratörler genelde Çin’in önde gelen mimarları veya hocaları arasından seçilirken, 2011’de ilk defa Çinli olmayan bir küratör, Terence Riley seçiliyor. Böylece bienal uluslararası camiada daha görünür hâle geliyor.

Çin hükümetinin, finansal ve politik olarak desteklediği bienal, kentsel gelişim veya dönüşümde katalizör görevi görüyor. Kent stratejilerinin bir parçası olarak tasarlanan UABB yalnızca 25 senelik bir geçmişi olan Shenzen’de daha da etkin. Shenzhen’in tarihi elbette çok eski, ama her şey 25 yıl önce Çin devletinin Pearl River delta bölgesinde özel ekonomik bölge [special economic zone] projesini kurmasıyla başlamış. Bölgenin dünyanın imalat merkezi hâline gelmesiyle çevresinde bulunan kentler orantısız bir hızla büyüyor. Dağınık küçücük köylerden oluşan Shenzhen, bu kentlerden sadece birisi. Kent, 1978’de 30.000 kişiye ev sahipliği yaparken şu an 12 milyon nüfusa yaklaşmış. Çin ekonomisinin ilk dört şehrinden birisi. Hızlı bir büyüme modeli benimseyen kentte, halen köy hayatının izleri sürülebiliyor. Kentsel köy [urban village] adı verilen adacıklar tüm şehre yayılıyor.

Shenzhen, Nantou, ©UABB,
fotoğraflar: Zhang Chao

15 Aralık 2017 tarihinde başlayan ve 17 Mart 2018’e dek sürecek olan 7. UABB, tam da böyle bir kent köyünde sahneleniyor. Bienalin küratörleri Hou Hanru, URBANUS Mimarlık ofisinin kurucuları Liu Xiaodu ve Meng Yan, bienalin temasını “Cities Grow in Difference” olarak belirlemiş. Bienalin manifestosu hayli uzun. Açılış sırasında URBANUS tarafından adeta bir propaganda metni gibi okundu —Çinceye aşina olmadığım ve dilin melodisinden dolayı yanlış yorumluyor olmam da çok olası. Hemen ardından küratör Hanru —biraz şaşkın ve oraya ait değilmiş gibi görünse de— eksikliği hissedilen sanatsal yanı güzel tespitleriyle tamamlıyor.

Bienal Çin’de ve dünyada mevcut kentleşmeyi eleştirel bir biçimde yorumlamakla kalmayıp, alternatif modellere ve gelecekteki şehirlerin temsiline de yer veriyor. Kentin küreselleşmiş ve ticarileştirilmiş karmaşık sisteminde, çeşitli kültürel, toplumsal mekân ve günlük yaşamda bir arada yaşamanın altı çizilmiş. Küratörler, kentlerdeki gerçekliğe bakarak, farklılıkların “birlikte varoluşunu” ve farklılıklarla büyümeyi teşvik eden yeni bir kentsel çeşitlilik kavramı oluşturup, birliktelik çağrısında bulunmuşlar. Özetle UABB, en acil kentsel konularda bir tartışma açarak kent, mimari ve günlük yaşamın iyileştirilmesi için bienali bir laboratuvara dönüştürmüş.

Tema işlenirken her bir küratör kendine ait bir alt başlıkla serginin bir bölümünü oluşturmuş: “Global South,” “Urban Village” ve “Art Making City.” Bienalin tarihinde ilk kez Hou Hanru küratörlüğünde bir sanat bölümüne de yer verilmiş, çünkü küratörlere göre kentsel gelişim sanatsız düşünülemez.

Sergiler, bir kentsel köy olan Nantou eski şehrinde yer alıyor. Ana sergi için köyün kalbinde âtıl bir fabrika binası kullanılmış. Anladığım kadarıyla, burası kalıcı olarak şehre kazandırılmış ve farklı sanatsal ve okul faaliyetlerine ayrılmış. Şehrin ara sokakları, parklar, meydanlar ve farklı konutlar da projenin parçası hâline gelmiş.

Factory Zone Square ve
Guang Yu ve Choi Wing Kei’nin işi
“Dai Pai Dong with Flower Plaque”,
©UABB, fotoğraflar: Zhang Chao

Bienale, dünyanın dört yanından mimar, sanatçı, tasarımcı, akademisyen, araştırmacı, üniversiteler ve bir o kadar da yerli (Çinli) proje katılmış. Serginin bir salonu tamamen akademilere (dünyanın tüm ünlü mimarlık fakülteleri dersem sanırım yanlış olmaz) ayrılmış. Burada sanki dönem sonu veya mezuniyet sergisi için yapılmış projeler yan yana sıralanmış ve birbiriyle dikkat çekmek için yarışıyorlar.

Sergi içinde bölümleri ayırt etmek son derece zor. Sergi akışını takip etmek ise mümkün değil. Bir ara kendimi Ahmet Öğüt’ün bir işine bakarken buluyorum ve evet “Art Making City” bölümündeyim diyebiliyorum. Duvarda yönlendirmelerin eksik olması veya yalnızca Çince olması bu zorluğu yaratıyor. Aralarda İngilizce metinler var, dağıtılan basılı harita da kısmen yardımcı oluyor. Kentin farklı noktalarında yerleştirilmiş panolar ve işaretlemeler harita ile eşleşince bir mantık oluşturabiliyorum ve en azından doğru mekânları gezdiğimizden emin oluyorum. Katalog sınırlı sayıda ve sadece basın için üretilmiş ve tükenmiş. Açılış sonrası elimde olmadığından gezdiğim işlerle ilgili eksik bilgilerimi maalesef tamamlayamıyorum. Öte yandan, sürekli yabancı katılımcı, Çin’de yaşayan mimar ve tasarım profesyonelleri ve yabancı gazetecilerle karşılaşıyoruz ve hayat biraz kolaylaşıyor. Herkes programın son durumu veya mutlaka görülmesi gerektiğini düşündüğü projeleri birbiriyle paylaşıyor. Yine de, bir şey kaçırma hissi bende her daim hâkim olduğu için serginin keyfini tam çıkaramıyorum. Birçok projeden çok etkileniyorum, ama sergi akışını tam anlamadığım için bir eksiklik hissiyle ayrılıyorum. Yine de belirtmekte fayda var, hissettiğim sıkıntı mesleki deformasyondan kaynaklanıyor olabilir. Etrafıma baktığımda, genel seyircinin büyük bir keyifle projelere daldığını, katıldığını görüyorum. Seyirciler, gördüklerinden mutlu olduklarına dair bir izlenim bırakıyorlar bende.

Atelier Bow-Wow, “Fire Foodies Club” ©UABB, fotoğraf: Zhang Chao
ve bienal kafesi, fotoğraf: Deniz Ova
Kamusal alandaki işlerden:
Hitnes, “The Feast” ve RUN,
“The Five Cereal Ritual”,
fotoğraflar: Deniz Ova

Ön izlemeden sonra, sergiler WeChat uygulaması üzerinden kayıt olursanız ücretsiz gezilebiliyor. Görünüşe göre, halka açıldığı gün sergilerin hâlâ inşaat tozu içinde olması veya bazı işlerin tamamlanmamış olması kimsenin neşesini bozmuyor. Akın akın gelen aileler büyük bir heyecan içinde köylerinin ortasında yer alan sergiyi beş duyuları ile geziyorlar. Her gün için programlanmış çocuk etkinlikleri bahçe bölümünde başlamış ve seyircilerle bir ahenk içinde. Çocuk etkinliklerinin zenginliği, programın dikkat çekici bir parçası. Öğrendiğim kadarıyla, normalde kentte çocuklar için sınırlı etkinlik oluyormuş ve bienal bu boşluğu geniş bir seri etkinlik ile dolduruyormuş.

Merkezde bazı binalar bienal vesilesi ile boşaltılıp müzeye dönüştürülmüş. Sanatsal projeler, tarihi binalara, endüstriyel tesislere ve sıradan kiralık dairelere bile beklenmedik şekilde dahil edilmiş. Bu dahil edişin bedeli, bazı kentlilerin iş ve yaşam alanlarının gasp edilmesi olmuş. Aynı zamanda ‘boş’ araziler kamusal alanlara dönüştürülüp kent köyüne kazandırılmış. Tüm bunlar tabii ki, URBANUS mimarlarının belediyenin değişim stratejilerinde yer alan önemli aktörlerden biri olması ile mümkün olmuş.

Baode Meydanı’nda URBANUS tarafından tasarlanmış olan bienal sonrası kültür merkezine dönüşmesi beklenen iki yapı, ©UABB (Shenzhen) Organizing Committee, fotoğraf: Zhang Chao

Bienalin teması “kentsel köyler” olmasa da ana mekânın bu köylerden birinde yer almasından dolayı köyün hikâyesi hiç aklımızdan çıkmıyor. Urban Village’ler şehre yeni gelen göçmenlerin yaşadığı “varış kentleri.” Şehirli hayatın başladığı bu “köylerde,” farklı bir dinamik, eski ve yeni dünyanın bir arada var olduğu bir yaşam biçimi oluşuyor. “Varış kenti” olarak adlandırılıyorlar çünkü buraya gelenler ucuz yaşam şartları arıyor, geçici bir süre kalıyor, ya hayatlarını değiştirip kent hayatının bir parçası oluyor ya da birkaç sene çalışıp köylerine geri dönüyorlar.

Konuyu biraz daha derinlemesine okumak isteyenlerin, UABB’nin e-flux architecture ile hazırladığı özel “Urban Village” serisini takip etmelerini tavsiye ederim. Özellikle Joshua Bolchover’ın katkısı konuyu detaylı anlatıyor: “Palimpsest Urbanism.

Bienal deneyimini burada bitirip 2013 senesinden bu yana geliştirilen ve 2 Aralık 2017 tarihinde kapılarını açan Design Society’nin yönettiği yeni Deniz Dünyası Kültür ve Sanat Merkezi’ne geçiyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi her bienal şehirde bir iz bırakmış. 2013 yılında Hollandalı Ole Bouman “Urban Border” teması altında bienale yeni bir soluk vermiş. 5. Bienal kapsamında ilk defa Shekou semtinde âtıl bir fabrika binası sergiler için kullanılmış. Çin’in en büyük ekonomik aktörlerinden biri olan China Merchants şirketi de, aynı tarihlerde Shekou semtinde devasa bir gayrimenkul projesi yürütmeye başlamış. Hâl böyle olunca deniz manzaralı rezidans ve ofis binaların ortasına bir kültür ve tasarım merkezi inşa etmek farz olmuş.

2011 yılında China Merchants Londra’daki Victoria and Albert Museum (V&A) ile flört etmeye başlamış ve 2014 yılında 5 yıllık bir sözleşmeyle ilişkileri pekişmiş. V&A, yeni sanat merkezinin kurucu ortağı olurken, Design Society Ole Bouman direktörlüğünde merkezi işleten tasarım topluluğu olarak göreve başlamış. Kurum Sea World Culture and Arts Center (SWCAC) yani Deniz Dünyası Kültür ve Sanat Merkezi olarak kapılarını halka açıyor. V&A bina içinde bir galeriyi sahipleniyor ve danışmanlık anlaşması yapıyor.

Fumihiko Maki, Design Society, Shenzhen, Design Society izniyle

Çin’in 200 milyon dolara mal olan ilk özel kültür ve tasarım merkezi, Pritzker ödüllü, efsanevi Japon mimar Fumihiko Maki tarafından tasarlanmış. Modern bir mimariye sahip olan binayı görünce beklentilerim karşılanmıyor. 71.000 metrekarelik bina altı kattan oluşuyor. Bir kültür merkezi olarak çok sayıda etkinlik ve eşzamanlı sergi barındırmak için tasarlanmış. Binanın katlarında, galeriler, etkinlik alanları, V&A galerisi, park manzara galerisi, Shenzhen UCCN değişim merkezi, Shekou reform ve açılış müzesi, Guanfu müzesi, bir tiyatro, üç adet birbirinden farklı çok amaçlı salon ve çeşitli F&B mağazaları var. Bu kültür tasarım merkezi bizim de yakından bildiğimiz kültür AVM’lerinden biri olarak aklıma kazınıyor.

Müzenin veya merkezin misyonu Çin ile dünya arasında kültürel bir ara yüz oluşturmak, tasarımın yeni sınırlarını keşfetmek ve Shenzhen’i dünyadaki tasarım kentlerinden biri olarak konumlandırmak. Pekin’deki merkez hükümetin bu yatırımlara sıcak bakması ve desteklemesi elbette bir ajanda peşinde olmasından kaynaklanıyor: Hükümet, tasarımın ekonomi için ne anlama geldiğini, sadece imalat ile bir yere varılmadığını ve gerçek kârın inovasyon ile geldiğini fark etmiş. Teknoloji dünyasının imalat üssü olan Shenzhen için böyle bir kültür sanat ve tasarım merkezinin uzun vadede zihni açık yaratıcı bir nesil için çalıştığı açıkça ortada.

“Values of Design”, V&A Gallery,
Design Society,
©Victoria & Albert Museum

V&A müzesinin ilk sergisi “Value of Design” [Tasarımın Değeri], müzenin 2,5 milyon eserden oluşan koleksiyonundan titizlikle seçilmiş, 20. ve 21. yüzyıl tasarımlarına odaklanan 250 eserden oluşuyor. Sergi, tasarım objelerinin değerini nasıl ölçtüğümüzü ve tasarladıklarımızın değerlerimiz tarafından nasıl belirlendiğini sorguluyor. Geniş bir bakış açısıyla tasarıma atfettiğimiz değerlere, bu tasarımların ve ürünlerin insanların kültür ve yaşam biçimini nasıl şekillendirdiğini anlatıyor. Bu okuma yedi tema altında gerçekleştirilmiş:

Performance, cost, problem solving, materials, identity, communication ve wonder; yani performans, maliyet, sorun çözme, malzeme, kimlik, iletişim ve merak. Sergi tasarımı Sam Jacob stüdyosu tarafından yapılmış ve ilk bakışta serginin kendisi gibi geleneksel ve sıkıcı duruyor, ancak sergileme detaylarına baktıkça, hikâyeyi okudukça anlam kazanıyor.

Genel izlenimi bir kenara bırakıp V&A Müzesi’nin sergisinden sorumlu küratör Brendan Cormier ile Çin macerasını konuşuyoruz. Brendan, Shenzhen’e yabancı değil. Daha evvel, China Merchants Shekou ve V&A işbirliğinin bir parçası olarak, Luisa Mengoni ile birlikte 2015’te UABB kapsamında sunulan “Unidentified Acts of Design” [Tasarımın Tanımlanamayan Eylemleri] sergisinin eş-küratörlüğünü yapmıştı.

Bir sergi oluşturmak her seferinde yeni bir macera, ancak bunu tamamen farklı bir kültür ve yabancı bir yerde, diline hâkim olmadığınız bir ülkede gerçekleştirmenin ayrı zorlukları olduğunu tahmin ediyorum. Küratör olarak yeni çalışma ortamını nasıl deneyimledin ve bu sergilere olan yaklaşımını nasıl etkiledi?

İzleyicinizi anlamak, herhangi bir yerde bir sergi hazırladığınızda, en büyük zorluklardan birisidir. Kültürüne aşina olmadığınız, dilini anlamadığınız yabancı bir ülkede küratörlük yapmanın bu projeyle ilgili ek bir meydan okuma oluşturduğu konusunda haklısın. Projenin en başında bir kitle araştırması yaptık, müze veya V&A galerisini ziyaret edebilecek tasarım uzmanlarından, küratör ve akademisyenlere, ailelere ve semt sakinlerine kadar varan farklı insanlara danıştık. Başka bir ülkede çalışırken karşılaşılan yaygın yanlış kanılardan birisi bütün bir ulusu tekil bir izleyici olarak genellemektir. Bizim durumuzda bu tipik bir “Çin izleyici” tanımlamak anlamına gelirdi. Birçok yerde olduğu gibi, Çinliler izleyici olarak inanılmaz derecede çeşitlidir. Bu sorunu çözmenin anahtarı, nesneler ve tasarım hakkında konuşurken mümkün olduğunca cömert, açık ve kesin olmaya çalışmak ve insanların her bir tasarım ile bağlantı kurabileceği evrensel yönlerini bulmaktı.

Londra’da V&A Müzesi antik çağdan günümüze uzanan bir tasarım tarihçesi sunuyor; “Values of Design” adlı sergi, tarihi geçmişi ve birçok tasarım katmanını çok akıllıca sahneliyor, belki uzun bir hikâyeyi kısaca anlatıyor. Sergiyi hazırlarken vurgulamak istediğin önemli noktalar neydi?

Tarih boyunca farklı tasarım uygulamalarını ve tasarlanmış nesneleri birleştiren birçok ortak konu var ve bu iddiayı güçlendirmek için koleksiyonun eklektik niteliğinden yararlanmak ilginçti. Bağlantılarını göstermekle elde edilecek çok şey olduğunda tasarımları tarihi, coğrafi ve disiplinli silolardan ayırıyoruz.

“Values of Design”, V&A Gallery,
Design Society,
©Victoria & Albert Museum

Tasarım, günlük hayatta ve özellikle Shenzhen’de nerede duruyor?

Shenzhen, her yerde olduğu gibi, tamamen tasarlanmış nesnelerle dolu bir şehir, biz sadece o adla tanımlamıyoruz. Örneğin Shenzhen’in bir okul üniformasını sergiye dahil ettik. Bu üniforma haute couture olmayabilir ancak belirli bir gruba ait olduğunuzu gösteriyor, klasik bir tasarım işlevini yerine getiriyor. Shenzhen’i başka yerlerden farklı kılan şey, muazzam imalat aparatıyla olan yakın ilişkisidir. Halen Shenzhen’de imalat devam ediyor ve bu durum genç tasarımcıların, girişimcilerin ve mühendislerin yeni projeleri başlatmasını kolaylaştırıyor. Yani her zaman tasarım olarak anılmasalar da günün sonunda Shenzhen’de birçok tasarlanmış ürün var.

İzleyiciler arasına katıldığında yaşadığın deneyim Londra’dakinden nasıl farklı oluyor?

Yine yerel izleyiciler hakkında çok fazla genelleme yapmaktan çekiniyorum. Ancak şimdiye kadar gözlemlediğimiz ziyaretçilerde büyük bir heyecan ve merak var. Bu büyük ölçüde Design Society’nin ülkedeki ilk büyük tasarım müzesi olmasıyla alakalı. Buradaki birçok insan için tasarım müzesi fikri yeni.

Önümüzdeki iki yıl boyunca neler olacak, yeni planlar nedir?

Galeri önümüzdeki iki yıl boyunca kalacak. Sergide ifade edilen ana temaları tamamlayıcı nitelikte dersler, tartışmalar ve atölye çalışmalarından oluşan bir kamusal program yaratmaya çalışacağız. Aynı zamanda Design Society küratörlüğünde bitişik galeride çeşitli sergilere ev sahipliği yapacak. V&A’in turneye çıkan sergilerinden iki adedi de Shenzhen’e gelecek. Önümüzdeki yıllarda Design Society ile işbirliği için yeni fırsatlara açık bakıyoruz.

Sorunlarımızın gittikçe daha da karmaşık bir hâle geldiği bir dünyada tasarım müzesinin rolünü nasıl görüyorsunuz?

Tasarım müzelerinin tarihine bakarsanız, çoğunlukla estetik kaygılar altında ‘iyi tasarım’ kavramlarını geliştirmek için aracı kurumlar olarak kurulmuşlar. Bugün tasarım anlayışımız hem genişledi hem de daha nüanslı hâle geldi. Tasarım müzelerinde tasarımın iki yüzünü anlatmak önem taşıyor: Bir tanesi tasarımın dünyanın birçok karmaşık problemiyle (atık, kirlilik, eşitlik vb.) yakın ilişkisini göstermek, diğeri de tasarımın bu sorunları çözme potansiyeline sahip olduğunu anlatmak.

Yine bir seyahatin sonunda farklı bir kültür, etkinlik, mekân ve sayısız insan ile tanıştıktan sonra 4. İstanbul Tasarım Bienali telaşına dönüyoruz. Yazımın sonuna gelmişken 7. UABB Bienali’ne katılmamıza aracı olan Hou Hanru ve bize haber verdiğimiz andan itibaren yol gösteren ve hayatımızı kolaylaştıran Merve Bedir ve Aric Chen’e sonsuz teşekkürler.

Bi-City Biennale , Deniz Ova, Design Society, Shenzhen, Tasarım Bienali Seyir Defteri, Victoria and Albert Museum