fotoğraf: Russell Toris (CC BY 2.0)

Güncemsi
Dağ, Fetih ve Güzellik

Susan Sontag’ın “Büyüleyen Faşizm” başlıklı metnini dağ, fetih ve eğiklik çerçevesinde1 düşünmeye çalışmışken, aynı metinde ele alınan güzellik mefhumuna da değinmek istedim. Sontag, oyuncu/yönetmen Leni Riefenstahl’ın Nazi bağlarından arındırılmaya çalışılan sanatının faşist sanat estetiğiyle örtüştüğüne işaret eder. Nazilerle olan bağlarının temize çekilmesi için üstün çabalar gösterilen Riefenstahl’ın, kariyerinin başında oynadığı Nazi ideolojisiyle uyumlu dağ epiklerindeki temayı daha sonra kendi yönettiği filmlerde de devam ettirdiğini söyler. Sontag’ın, Riefenstahl’ın estetik anlayışındaki devamlılığı incelerken üzerinde durduğu mefhumlardan biri güzelliktir. Ona göre Riefenstahl kaba bir propagandist olmaktan ziyade her zaman bir güzellik düşkünü olduğunu kabul etmiştir: 

“İlk elden şunu söyleyebilirim ki, güzel olan her şey beni kendiliğinden çekiyor. Evet: Güzellik, uyum. Belki de bu bileşime dikkat kesilmek, biçimin böyle özleminin duymak, pratikte Almanlığa özgü bir durum. Ancak bunları kendimde tam olarak görmüyorum. Dolayısıyla bu yönelişin kaynağı bendeki bilgiler değil, bilinçdışı… Daha ne eklememi istiyorsunuz? Salt gerçekçi, hayattan bir dilimi kapsayan, sıradan, gündelik olan şeyler ilgimi çekmiyor. […] Beni büyüleyen, güzel, güçlü, sıhhatli ve canlı şeyler. Ben uyum peşindeyim. Uyum gerçekleştiğinde mutlu oluyorum. Bunu söyleyerek sorunuzu cevaplamış olduğum kanısındayım.”2

Sontag faşist sanatın fiziksel kusursuzluğa ait ütopyacı bir estetik yaklaşım sergilediğini belirtir. Nazi yönetimi altındaki ressamlar, heykeltıraşlar genellikle çıplak olanı betimlemişlerse de bedensel kusurların temsil edilmesi yasaktır. Düşünür, bu çıplaklığın sağlık dergilerinde görülecek türden resimlere benzediğini söyler. Bunun hem mutaassıpça aseksüel hem de teknik anlamıyla fantezinin kusursuzluğuna sahip olduğu için pornografik olduğunu ifade eder.3 Riefenstahl’ın güzel ve sağlıklı olanı öne çıkarmasının bundan daha gelişkin olduğunun hakkını verse de onun aynı değerlerle sanatına icra ettiğini belirtir.4 Bu tür bir güzellik anlayışının homojen olduğu ifade edilebilir. Kusurları ve/veya farklılıkları dahil etmeyen, yalnızca aynılıkta köklenen bir kusursuzluk anlayışı söz konusudur. Kusursuzluk çatlaksız, çizgisiz, dümdüz bir mermerin soğuğunda onaylanır.

Zeynep Özar Berksu zamanımızdaki güzellik anlayışına mercek tutmaya çalıştığı yazısında estetik uyumun tiranlığında, güzelliğin homojenleştiğini ifade eder.5 Çağımızın hepimize çok değerli, biricik olduğunu pompalarken kendimizi ifade ederken tektipleşmemizi talep ettiğini söyler. Berksu’ya göre bu özellikle güzellik söz konusu olduğunda geçerlidir. Güzellik pazarlandığı hâliyle yalnızca bir dizi özellik ya da orantı değil kolektif bir idealdir ve bu idealin peşinden benliği silmek uğruna koşulması gerekir. Kişi bu ideale ne kadar uyarsa o kadar çok övülür, onaylanır ve ait olmasına izin verilir. Ancak bu durum kişiyi onu kendi yapan farklılıklarından vazgeçmesi gerekliliğiyle baş başa bırakır. Burada Sontag’a bir dönüş yapalım.

Sontag, Riefenstahl’ın daha sonra çektiği filmlerde de devam ettirdiği dağ epiklerinde dağa tırmanmanın, Führer’e tapınmada somutlaşacak, hem güzel hem de korkutucu, yüksek, mistik bir hedefe ulaşmaya sınırsız özlem duymanın bir metaforu olduğuna dikkat çeker.6 Ona göre faşist sanat teslim olmayı göklere çıkarır, akılsızlığa methiyeler düzer ve ölümü cazip gösterir.7 Berksu’nun eleştirilerini yönelttiği güzellik anlayışı da Führer’e tapınmada somutlaşacak mistik hedefle, bu hedefe özlemle benzeşmektedir. Bir “ideal” uğruna seni sen yapan farklılıklarından vazgeçmek bir teslimiyet değil midir? Berksu dudakları dolgunlaştırılmış, kırışıksız gergin ve pürüzsüz cilde sahip, elmacık kemikleri belirginleştirilmiş yüzlerin birbirine benzerliğinin bir tercih değil dikte edilen standartların yarattığı bir homojenlik olduğundan bahseder. Estetik müdahalelerle zamanın izi silindiği gibi yine kişiyi kendisi yapan asimetri, kusur ve düzensizlikler de giderilmeye çalışılır. Botoks, dolgu, yüz gerdirme gibi pratikler bedenin kendine özgü hatlarını düzleştirerek homojenleştirilir. Söz konusu olan kusursuz bir aynılık arayışıdır.

Berksu bu durumun, kişinin yaşlanmayı ve kendi bedenini kabul etmesinin artık bir başkaldırı olarak kabul edildiği boyuta vardığını dile getirir. Ona göre estetik müdahaleler yalnızca bedeni değiştirmez, beden hakkındaki düşünceyi de değiştirir: Beden kusursuz hâle getirilmelidir, kusursuz hâle getirilmesi gereken bir şeydir. Ancak bu kusursuzluk arayışı ve bu doğrultudaki uyum gösterme refleksinin kişinin bedeninin kendisine ait olduğu hissini kaybettirdiğini de ekler. Bedenliliğimizi yitiririz. Sosyal canlılar olarak uyum göstermek bir noktada hayatta kalmanın, hayatı yaşamanın ve kendini daha güçlü kılmanın bir yoluyken, kendine rağmen uyum göstermek kendini hiçe sayma noktasına vardığında orada artık herhangi bir özgürleşme imkânı söz konusu değildir. Özgürleşme imkânı tam da kişi kendine rağmen uyum göstermek zorunluluğuyla baş başa kalmadığında mümkün olabilir.

Sontag’ın ve Berksu’nun metinlerine değindikten sonra, çok etkilendiğim ve daha önce de ele aldığım sanatçı Sophie Ristelhueber’den8 bahsetmek istiyorum. Sontag’ın faşist estetiği irdelerken hem jeolojik bir oluşum olan dağdan, onun algılanma şeklinden bahsetmesi hem de güzellikten ve bu çerçevede bedenin kusursuzluğundan bahsetmesi bana Ristelhueber’i anımsattı. Sanatında en başından beri alan, bölge, arazi, toprak, savaşlar ve onların hikâyelerine yer veren Ristelhueber, araziler (topraklar) ile bedenlerin aynı şey olduğunu söyler. Karasal ve bedensel olana yayılan yaraların, sakatlanmaların yinelenen izlerinin yapılanmalarını odağına alır.

Diğer taraftan, zemin siyaseti düşünürü Paul Carter zeminin üzerinden buldozerle geçilmesinin sömürgeci bir hareket olduğunu ifade eder. Toprağa bağlı olmayan öznellik Carter’a göre sömürgecilikle ilgilidir. Zeminin üzerinden buldozerle geçilip düzlenmesi, üzerinde süzülen bir öznellik anlayışını pekiştirir. Carter sömürgeciliğin hareketinin ilk koşulunun zeminin temizlenmesi ve düzlenmesi olduğunu söyler ve engebeli olanın pasif, geçilebilir kılındığına dikkat çeker. Medeni dünyanın, uzamı üzerinde harekete engel olmayan bir düzlük olarak kavramsallaştırdığını ve sömürgecilikten kurtulmak için zemini fiziksel, maddesel olarak ele almak gerektiğini belirtir.9

Bu noktada Berksu’nun botoks, dolgu, yüz gerdirme gibi pratiklerle bedenin kendine özgü hatlarını düzleştirerek homojenleştirildiği ifadelerini anımsayabiliriz. Bahsedilen homojen güzellik anlayışı, kusursuzluk olarak dayatılan aynılıktır. Beden kusursuz hâle getirilmesi gereken bir şey olarak kabul edilir. Kusursuz olan çatlaksız, çizgisiz, pürüzsüz ve düzleştirilmiştir. Düzleştirme bedenin kusursuz hâle getirilmesidir. Burada belki düzleştirme kelimesi üzerinde durmak gerekir. Düzleştirme hem fiziksel olarak düz olmayanı düz hâle getirme hem de farklılıkları silen homojenleştirme, aynılaştırma pratikleri anlamında düşünülebilir. Zemin zapt edilmeli, kontrol altına alınmalı, düzleştirilmelidir ve onunla baş edilmelidir; beden zapt edilmeli, kontrol altına alınma, düzleştirilmeli ve yine onunla baş edilmelidir. Ristelhueber çok yerinde bir şekilde araziler (topraklar) ve bedenlerin aynı şey olduğunu söyler. Zemin buldozerle ehlileştirilir, dümdüz edilip pasif kılınır; beden estetik ve çeşitli müdahalelerle kendinde özgü hatları düzleştirilerek aynılaşıp homojenleşir. Teknolojik gelişmeler (bir buldozer de cerrahi bir pratik de olabilir) özgürleşme imkânını kendinde taşırken kolaylıkla bir baskı aracına dönüşebilir.

Özgürleşme imkânını yitirmemek için baskı aracına dönüşen unsurları konuşmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum. Bedeni iyileştirmek, değiştirmek, dönüştürmek bir özgürleşme biçimi şeklinde de karşımıza çıkabilir. Ancak iyileştirme, değiştirme ve dönüştürme farklılıkları yok etme, aynılaşma ve homojenleşmeyle ilişkili bir düzleştirme olduğunda, mevzubahis olan Berksu’nun deyimiyle tiranlıktır. Güzellik aynılık ve homojenlikle yoğurulmuş kusursuz bir ideal biçiminde kabul edilip yüksek bir mistik hedef olarak dayatıldığında, kişinin kendisine rağmen uyum göstermesi beklenen zorlayıcı bir aygıta dönüşür. Günümüzde ne yazık ki farklılığa tahammülsüz, farklı olanı parçalayan, yok eden, bunu da değişik yüksek, mistik hedeflerle meşru gösteren politikalar yükselişte. Bu politikalar doğrultusunda arazilere, toprağa, zemine ve bedenlere müdahaleleri göz önüne aldığımızda araziler (topraklar) ve bedenler aynıdır.

(güzelliğin homojenliği – bedenin uyumlanması – bir düzen – bir anlam – ya da anlam yitimi – anlam bazen ancak bozarak – bazen yalnızca bozarak – kadın yönetmenlerin body horror’larını düşünüyorum – bedeni sınırlarına kadar zorlamalarını – onu değiştirmelerini – dönüştürmelerini – anlamı açıklıkta yakalamak isteyen ya da onu icat etmek isteyen şairin dile yaptığı gibi – bedeni bozmalarını – orlan – jean marc taplin’e göre estetik ameliyatlarla – kendinden doğma düşlemini yeniden ele alan – kendini doğuran – tanıdığı yabancılaştırıp – tuhafı tanıdıklaştıran – titane – farklı bir otomobil sevdası – otomobilin bir biçimde bedenin yerini aldığını söyler le breton – bedeni anakronik kıldığını – insan-otomobil bağlantısının siborg figürüne dönüşmesi hakkında söyleyecek çok şey olduğunu [+] – otomobil sevdası deyince de hep sevim burak – toplu iğnelerle kelimeleri kalbe tutturan)

1. Lâl Hitay, “Dağ, Fetih ve Eğiklik”, Manifold, 20.01.2026.

2. Susan Sontag, Satürn Yıldızı Altında, çev. Osman Akınhay (İstanbul: Everest Yayınları, 2022), 95.

3. Age, 103.

4. Age, 106.

5. Zeynep Özar Berksu, “Homojenleşmiş Güzellik Çağı: Estetik Uyumun Tiranlığı”, vesaire, 02.11.2024.

6. Sontag, Satürn Yıldızı Altında, 87.

7. Age, 102.

8. Lâl Hitay, “Iskarta: Bir Talanın Hikâyesi (ya da Özgür Filistin)”, Birikim Güncel, 15.10.2025.

9. Age.

beden, dağ, faşizm, güzellik, Lâl Hitay, Leni Riefenstahl, Paul Carter, Sophie Ristelhueber, Susan Sontag, toprak, zemin