Şalimar Bahçeleri, Lahor, 2024,
fotoğraf: Waseem Ahmad Siddiqui

Evinizde Kalabilir miyim?
Babamın Vefat Yılı

Dün babamın vefat yıl dönümüydü. Bunu bana annem hatırlattı. Telefonun diğer ucunda, her zamanki sakin sesiyle babamı andı ve günün önemini belirtti. O an kısa bir sessizlik yaşadım, çünkü ben unutmuştum. Bu durum beni gün boyunca düşündürdü. İnsan nasıl olur da en yakınlarından birinin ölüm yıl dönümünü unutabilir? Neden annemin zihninde canlı kalan bir tarih benim hafızamda silikleşebiliyor?

Bu tür unutmalar yalnızca belirli günlerle ilgili değil. Zaman zaman kendimi geçmişimle aramdaki bağın yavaş yavaş gevşediğini hissederken buluyorum. Bazen aklıma şu soru geliyor: Acaba zaman geçtikçe birbirimizi unutuyor muyuz? Yoksa unutulan insanlar değil de onlarla ilgili ayrıntılar mı? Bir zamanlar hayatımızın merkezinde duran kişiler anılarımızın içinde yaşamaya devam ediyorlar, fakat onların doğum günleri, ölüm yıl dönümleri, birlikte geçirilen günlerin tarihleri yavaş yavaş bulanıklaşıyor. Bu durum beni huzursuz ediyor; çünkü unutmak bazen istemeden de olsa uzaklaşmak anlamına geliyor.

Babamın eksikliğini hissetmediğim bir hayatım hiç olmadı. Onun yokluğu farklı zamanlarda, farklı şekillerde karşıma çıktı. Bazen bir karar verirken, bazen hastalandığımda, bazen iyi hissettiğimde, bazen de yalnızca sessiz bir akşamda. Ancak beni asıl huzursuz eden şey, eksikliğini hissetmeme rağmen bazı şeyleri unutuyor olmam. Sanki duygularım yerinde duruyor ama onları hatırlatan işaretler ve yerler zamanla siliniyor.

Bu unutma meselesinin yalnızca zamanla ilgili olmadığını düşünüyorum. Bir yönüyle yaşadığımız yerlerle de ilgili. Yaklaşık yirmi yıldır ana yurdumdan başka bir yerde yaşıyorum. Günlerim burada geçiyor, yakınlıklarım burada kuruluyor, sorumluluklarım burada şekilleniyor. Ve eninde sonunda burayı dert etmeye başlıyorum. Sabah uyandığımda gördüğüm sokaklar, konuştuğum insanlar, meseleler hep buraya ait. İnsan fark etmeden yaşadığı yere uyum sağlıyor. Hayatını sürdürdüğü coğrafya onun dikkatini ve hafızasını yavaş yavaş kendine çekiyor.

Belki de bu yüzden bazen gerçekten unutuyorum. Öyle zamanlar oluyor ki yalnızca tarihleri değil, kelimeleri de unutuyorum. Hatta bir keresinde annemle konuşurken anadilim olan Urducada cümle kurmakta zorlandığımı fark etmiştim. Söylemek istediğim şeyi biliyordum ama doğru kelimeler aklıma gelmiyordu. Onların yerine Türkçe kelimeler çıkıyordu ağzımdan. Annem bunu fark ettiğinde biraz şaşkın, biraz da sitemkâr bir ses tonuyla, “Oğlum, sen artık kendi ana dilini mi unuttun?” demişti.

O zaman gülüp geçmeye çalışmıştım. Fakat sonradan bu soru zihnime yerleşti. Bir insan kendi dilini unutabilir mi? Sanırım cevap evet. Çünkü dil yalnızca kelimelerden ibaret değil. Dil, aynı zamanda yaşadığın mekân, zaman ve kurduğun ilişkiler ve içinde bulunduğun hayatla da şekillenir. Günün büyük bölümünü başka bir dilde geçiriyorsan, zamanla o dil düşüncelerinin doğal parçası hâline geliyor. Bu değişim bazen öyle yavaş gerçekleşiyor ki farkına bile varmıyorsun.

Ve hayatın içindeki pek çok ayrıntı da aynı şekilde değişiyor. Memlekette bir bayram olduğunda, bir kutlama yapıldığında ya da bir yas yaşandığında bazen sonradan haberim oluyor.

Kimi zaman daha da ileri gidiyor bu duygu. Öyle anlar oluyor ki sanki orada bir ailem olduğunu bile unutuyorum. Elbette onları gerçekten unutmuyorum; yüzlerini, seslerini, hayatımdaki yerlerini biliyorum. Ama gündelik hayatın yoğunluğu içinde onların varlığı zihnimin ön sıralarından geriye doğru çekiliyor. Bu durumu açıklamak kolay değil. Kendime defalarca “Neden unutuyorum?” diye sordum. Kesin bir cevabım yok.

Uzun yıllardır burada yaşıyorum. Buranın sokaklarında yürüyorum. Burada dostluklar kuruyorum. İstemsizce hem bedensel hem de zihinsel olarak kendimi burada buluyorum. Bu durum, geldiğim yere olan sevgimi azaltmıyor; fakat onun günlük hayatımdaki görünürlüğünü azaltıyor. Belki de göç etmenin en sessiz sonuçlarından biri budur. İnsan iki yer arasında yaşarken bir yere ait anılarını korumaya çalışır, fakat yaşadığı yer de sürekli yeni hatıralar üretir. Zamanla eski olan biraz daha sessizleşir.

Bu yüzden kendime sık sık şu soruyu soruyorum: İnsan bir yeri unutmamak için ne yapabilir? Oraya tekrar gitmek yardımcı olur mu? Çocukluğunun geçtiği sokaklarda yürümek, eski evinin önünde durmak, yıllardır görmediğin insanlarla yeniden konuşmak hafızayı canlandırabilir mi? Belki evet.

Bilmiyorum.

aile, baba, bellek, dil (lisan), göç, göçmen, hafıza, hatıra, unutmak, Waseem Ahmad Siddiqui