fotoğraf: Cem Tenikalp
VYZ

Uzun yolculuğun sonuna gelmişlerdi, yorgunlukla hemhal, istemsizce öpüştüler. Bu sansürlü hayatın tortusu sinmişti arkadaşlığa, seçimlerden özgürleşmeyi seçmişlerdi.

Bir kar küresi dünya, narin, perdelenmiş, sıkılgan. Bulutlar geçiyor insanların acılarına dokunmadan. Sözcüklerin cikletleştiği ilave müddet de tüketilmiş, skorlar eşit, sonsuz doğum sonsuz ölümle dengeli. Yutkunarak gözlerini kaçıranların devri başlamış, ayrılıklar şiddetli sessizliklerle damarlarda yükselip alçalıyor. Tam da olması gerektiği gibi zannediyor insan.

Kâğıtta somutlaşmak istemeyen düşüncelerle mücadele ediyorum. Klavye paramparça, harfleri gün gün yitirerek alfabeyle aramı açmışım, pişman mıyım, hem de çok, öyle pişmanım ki itiraf etmekten çekinmiyorum bunu, çünkü köprüler atıldı, yaşananlar gözlere çekilmiş mil gibi kor, güdük duygusallıklarda dalgalanan hercümerç âlemi yutmuş, ne seven var ne arzulanan, bir koca gün dönümü, asla gecesine kavuşamayan.

Sade değil ne yazık ki basit yazıyorum, herkes gibi olmayı öğreniyorum, o vahşi çocuğu uykuya yatırdım, mahzendeki kapkaranlık tabuta, kapatınca kapıyı geride kaldı değer verdiğim ne varsa. Anne baba kardeş eş çocuk vesaire, neredeler şimdi, sevmeyi öğrendiğim insanlar tarafından terk edilmeden önce mi başlamıştı her şey, yoksa onlar mı sorumlusu bu uyumsuzluğun, önemi de yok, ne kalpler kırıldı, ne haysiyetler çiğnendi, ne cesetler ötelendi, unutulur hepsi, suya salıyorum, enseyi karartmıyorum, uzanıyorum boylu boyunca okyanusun derinliğinde oynaşan yakamoza.

Met ve cezir gibiyiz, devam diyorsun duyabiliyorum, devam, sen pes edeceklerden değilsin, bir öfke salvosu bekliyorsun benden, fakat nafile, kimse kendisi değil bundan böyle, ben de bir başkası olmaya gidiyorum, Rimbaud gibi de değil üstelik, onların yürüdüğü koridorlardan geçmek miydi hayal, öyle sanıyordu akrabaların, çünkü hiç bakamadılar tam anlamıyla gözlerine, bu cümleleri yazabildiğim için mi alkışladın beni, diğerlerinin ilgisine muhtaç hissettiğimi mi zannettin, eski bene ait amatörce lakırdıları bırak artık.

Bunca önde gelen dolanıyor etrafta, zenginlik kuşanmış konuşuyorlar tok sesli, mesleklerinde devleşmişler, şehirleri var, imparatorlukları, dokunamıyorlar mı şuncacık acıya, tendeki ağrıyı sağaltamıyorlar mı, temrinlerle geçen ömür, kısırdöngüde külüstür bir seyrüsefer, emildi özsuyu onca zanaatlı çörtenin, iğdiş edildi kutsalın temsilleri, nereye kayboldu bekçi, kimsenin gitmediği yerlere doğru mu ilerledi ve mabet alev alev, bilgi kümülatif, bilgi geometrik, bilgi aritmetik, bilgi üstel artıyor, genleşen karanlıkta bir ince sızı, kronik kötürümlerin kardeşliğine talibiz demiş miydik, ayak diredikçe cezalandırıldık, o nedenle, içimde sadece yalnızlık kalıncaya kadar tutacağım nefesimi ve bir duman bulutu gibi üfleyivereceğim bedeni.

Öyleyse İskenderiye Kütüphanesi örneği uygun değil, öteki merkezin yitişine yetişmişiz, dayanamıyoruz geleceğe, rutinlerin rahatlatıcılığından başımızı bir an kaldırınca fabrikanın katları gökyüzüne yükseliyor, otomasyon çağında kimim ben, kelimelerle kurmaya çalıştığın anlam öbekleri kumdan kaleler, bir işe yarıyormuş gibi, sana ihtiyaçları varmış gibi davranmalısın, pozitif düşün, oysa bir kişi bile sormayacak hatırını, derin varoluş krizlerini günlük kaprislerle eş tutacaklar, böylesi daha kolay ve insanlar daima kolayı seçer.

Ekranlarda kimlik mücadelesi vermekteyiz hepimiz, uygulamaların serbestisinde bir hoş seda kaynaşıyoruz, ne kadar güzel gelişmeler oldu deyip gizlenmeye evlerimize koşuyoruz, daha bitirilmemiş onlarca makale var, ama olmasa da oluyor bunu deneyimledin, olmasa da oluyor, sanat tarihi örtüsünde kirli ayak izleri bırakmak için yıllarca okumana gerek yok, tamamı adice güç paylaşımlarında son bulacak, bilgi sanatlı bir taç olarak yerleşmeyecek kafatasına, bilgi biriktirilip silaha dönüştürülecek, yapıştırma felsefelerle kaçacağız boşluğa dalmaktan, sadece pozisyonumuzu korumaya odaklanacağız, elimizdekini kaybetmemek için snobluk setleri inşa edeceğiz.

Sahil turlarında damping mi var, Rockaway plajında sörf öğrenmek için Reinhardt ile Mike’a uğra, denizin güneşte parladığı öğleden sonrayı sonsuzluğa esnetmek mümkün, mutluluk zor ama neşe koşullarla gelen bir güncelleme gibi sızıverdi bünyene, beni özlemene gerek yok şimdi, kurtuluşu mu arıyordun, günbatımını seyretmek için körfezin karşısına konuşlan, kentin simgeleriyle doldur zihninin sisli yavanlığını, Grateful Dead şarkıları hoparlörden bangır bangır, yoldaki galerileri geride bırakırken bisiklet yarışında yükselen kahkahalar, evet olasılıklar, aynı dairede eskiyen varlığının yeni rüyalara ihtiyacı var, kurumlanan kanepede soluk yeşil battaniye, hava sıcakken bile kansızlık soğuğu, yaklaşan cenazelerle bölünen uyku müsveddeleri, beklemek Godot ile birlikte, beklemek bir metin bir metin daha.

Zaman makinesinden iniyorlar, fotoğraflarda siliniyorum yavaş yavaş, somutun sicimleri çekildikçe hafızamdan uzaklaşıyor imgeler, yaklaşan yığında parlak gözler ve salyalı hırçın dişler, aralarında o beliriyor ama elveda demeyecek, dudaklarındaki eflatun ruj dağılmış, niyetlerim gelecekle geçmiş arasında yalpalamakta, fazla mı uyuşuktum fazla mı heyecanlı, nerede yapıldı hatalar, bilmek mümkün değil elbet, çalmayan telefonun eksilmekte bataryası, azınlıkların çoğunluğa dönüşme inadı, sonunda aynı vahşet, onarılamayan hülyaların çocuksuluğa kastı, donanımının yetersizleştiği hipersürüş attosaniyeleri, Planck zamanında unutulan gençlik ferahlığı, falan filan, Doğu yönünde Battery Harris East.

Kendine yalan söyleme lüksün kalmadı, geride bıraktığın yılların tatminsizliğini kanında hissederek ihtiyarlıyorsun, arzu çürütüyor, çerçöp gibi kuruyorsun. Gece eskisi gibi yenilemiyor duyularını, neyse ki hüzün de eskisi kadar etkili değil, kabullenmek geleceğinin mecburiyeti, kabullen bunu.

Kelimeler birbirleriyle anılmaktan sıkılmış, titriyor, sabırsızlanıyorlar fakat dağılmalarına engel olmalısın, okunana dek silinmeyecekler ve diyeceksin bu olgun çocuk harf ilminden anlıyormuş, köpekgillerden sivri burunlu şerikleri misali yitirivermiş sürüsünü, sansardan hallice cüssesi tabiatta yolunu şaşırmış, ne de üzüldük, çok geç dediğimde henüz çok geç değildi de uzatmadın elini, zekânın zararları vardır ve şimdi bunu hep birlikte öğreniyoruz, buraya alıntılar çok çok alıntılar ekle.

Kullanılmış plak satan dükkânların loş köşelerinde dolanıyoruz, hangi cadde, yüz, yüz yedi, henüz yaşanmamış bu yılların bitmiş olduğuna inanabiliyor musun, gökdelene yaklaşan helikopterden aşağı bakıyorlar, egzotik mutfaktan aperatifler, East Village şubesinde duman altı cemiyet, karaoke atışmaları, Beach Channel Drive’dan sağa dön, Low Tide’da el sallıyor refakatçim, fiyakalı gençlerin coşkulu ıslıkları, plaja vuran neon ışıkların önünde bakışlarımız birbirine karışıyor, bir örnek sahte deri ceketlerle poz kesiyoruz, dünyaca ünlü taco’ları alelacele mideye indiren bronz tenli ebeveynler, panoramik okyanus kesitleri, esintiyle dans eden uzun kuyruklar kapılarda, buradalar, hepsi burada, aradığın dostlar, bulvarlarda dikilen siluetler üzerine kapanıyor, labirentvari kanallar arasından akan sıvı su değil, yoğun duygular taşkınlaşarak sele boğuyor iskeleyi, tuhaf imla kurallarını alıp terk etmelisin sahneyi, kimsenin düzmece anekdotlarına ihtiyacı yok, lütfen geri çekil, yaşamaktan zevk alanlara izin ver, dünyayı onu benimsemeyi becerebilmişlere bırak, hasta la vista.

Uzun yolculuğun sonuna gelmişlerdi, yorgunlukla hemhal, istemsizce öpüştüler. Bu sansürlü hayatın tortusu sinmişti arkadaşlığa, seçimlerden özgürleşmeyi seçmişlerdi.

Ömer Altan