Tasarım Üzerine Skeptik Saltolar
Sosyal Tasarım +
Müşteri

Not No. 3:
Bir kâğıdın üzerine çoğunlukla meslektaşlarımın göreceği şekiller çizerek küresel ısınmayı yavaşlatabilir miyim?

Muhtemelen istediğim büyüklükte bir etki yaratacak kadar insanın görmesinin mümkün olmadığı, görenlerde ise davranış değişikliğine yol açma şansı yüksek olmayan ve sonradan kimsenin geri dönüşümüyle uğraşmayacağı kâğıtlara çıktı alacağım için hayır. Ama daima kendimi insanın yol açtığı küresel ısınmayı engellediğime ya da engellenmesine yardımcı olduğuma dair kandırabilirim.

Keşke her şey o kadar kolay olsaydı. Keşke birileri, “çok akıllıca ve basit biçimde tüm insanlığı ilgilendiren bir problemi dile getirmiş” diye düşündüğümüz grafiklere bakıp, “artık kadınların da erkeklerden bir farkı olmadığına inanıyorum, bundan sonra iş yerimdeki kadın sayısıyla erkek sayısı arasındaki fark hakkında düşüneceğim” dediği bir dünyada yaşasaydık. Ya da pembe bir arka plan üzerine kadınlar tuvaleti piktogramıyla erkekler tuvaleti piktogramının arasına konulan bir eşittir işaretiyle yapılmış bir afiş gören bir takım adamların eşlerine şiddet uygulamaktan vazgeçtikleri bir dünyada. Ya da teröristlerin “bu afişte bir kurşun bin küçük çöp adamı katletmiş, ben daha fazla savaşmayacağım” diye kendilerine bir çekidüzen verdikleri bir dünyada.

Her şeye rağmen —bir sergi salonuna asılan afişlerle başarılma olasılığının çok yüksek olmadığı düşüncesini bir kenara bırakmaksızın— yalnızca bir yüzeye şekiller çizerek insan davranışını değiştirmenin mümkün olup olmadığına ikna olmuş ya da olmamış değilim. Sartre Çıkış Yok kitabında “Benden herhangi birinin bir şey beklemesi fikrine tahammül edemiyorum. Bu daima tam tersini yapmak istememe yol açtı.” dese de, insanların ufak grafik yönlendirmelerle davranışlarını değiştirdiği pek çok örnek olduğunu biliyorum. Durum bence o kadar da vahim değil. Çünkü insan bir süre sonra işin ucunun kendisine vardığını fark ediyor. Yanlış anlaşılmasın, çok altrüist hisler içinde olunduğundan değil, insanoğlu yine kendisine zarar geleceğinden çekindiği için sağına soluna bakıp ona bir şeyler söyleyenleri dinlemeye karar veriyor, o da bazen.

Pentagram ortaklarından
Naresh Ramchandani’nin
7 Mart 2015’te Londra’da gerçekleşen “People’s Climate March”
iklim yürüyüşü için emoji kullanarak tasarladığı pankart serisi,
fotoğraf: Zuleika Sedgley (Pentagram), kaynak: psfk

Davranışsal tasarımcı Sille Krukow plajdaki çöplerin geri dönüşüm için ayrılmadığını fark ettikten sonra, her bir cins atık için farklı renkte üç çöp kovası ve bunlara uygun piktogramlar çizerek bu plaja gelenlerin atıklarını ayırmalarına yardımcı olarak davranış değişikliğine yol açmayı başarmış. Krukow, geri kalan herkes gibi, bir azize olduğu için değil, plaja gittiğinde içinden binlerce çöp fışkıran bir yığınla karşılaşmaktan rahatsız olduğu ve bu yığının geri dönüştürülemeyecek olmasının gezegen üzerindeki izdüşümünün gelecek nesillere (yani kendi torunlarına, yani aslında yine kendisine) geri döneceğini bildiği için bu konuda çalışmış olmalı. Gerçi bu izdüşümün de farkına varmak için bireysel, ivedi ve gündelik beklentilerimizden bir basamak yukarı çıkmayı başarmak gerekiyor —bu da çok kolay değil, kimine göre mümkün bile değil.

“Design to nudge and change behaviour”, Sille Krukow, TEDxCopenhagen

Trafik işaretlerini de kolaylıkla bu “başıma bir iş gelecek gibi, iyisi mi şu şekil ne anlama geliyor bir düşüneyim” diye düşündürten grafikler kategorisine koyabilirim. Bu grafiklerin yerleştirilme frekansları, renkleri, dilleri, var oldukları yerler bir aciliyet arz ediyor. Dur tabelasını görünce çoğunlukla duruyoruz, çünkü ölmek istemiyoruz. Ama bu renklerde, hatta trafik tabelası şekline bürünmüş bir afiş gördüğümüzde artık aynı miktarda durmuyoruz. Belki beynimiz kandırma esasına dayalı pazarlama araçlarına artık duyarsızlaştığı için. Belki tasarımcının, afişi görenin “bu bahsedilenin bana geri dönüşü nedir” sorusunu cevaplayacağı kısa süreyi hafife alması yüzünden. Şimdilik çevre ve yönlendirme grafiklerinin, bir afişten biraz daha fazla davranış değişimine sebep olma potansiyeline sahip olduğunu düşünmenin yanlış olmadığı sonucunu çıkarıyorum galiba. Dev “Patates Beş Kilo” billboardlarının yanına sanki aynı önemdeymiş gibi, üstelik de daha küçük olarak serpiştirilmiş “Dikkat Tren Çıkabilir” levhalarına dikkat etmeyi seçmemiz, herhalde bundan. Ama dediğim gibi, şimdilik.

Bu durumda mesele bir yüzeye şekiller çizerek bir şeylerin değişmesini beklemek değil, o yüzeyin ne olduğuna, nerede olduğuna ve kim tarafından görüleceğine iyi karar vermek ve görülen kişi için ne önem taşıyacağını iyi analiz etmek gibi görünüyor. Hangi amaç için hangi materyali tasarlayacağını iyi planlamak gibi görünüyor. Yine de, ne kadar planlarsak planlayalım küresel ısınmayla ilgili bir değişiklik yapmaya birey olarak gücümüz yetiyor mu, hiç emin olamıyorum.

Not No. 4:
Müşteriye, “kusura bakma kaçmam lazım” demek caiz midir?

“İşin bir armağandır.” [Your work is a gift.]
—James Victore

Herkes herkesle çok iyi anlaşmak zorunda olmadığına göre, herkes herkesle çalışmak zorunda da değil. Bu kısma soru sormaya gerek yok. Peki bu durum kendi değerleri olan bireyin, yalnızca bu değerlerle paralel değerlere sahip diğer bireylerle çalışması gerektiği anlamına mı gelir? Buna da çok net hayır diyeceğim, çünkü aksinin yaşandığı örnekler biliyorum. Ortak nokta bulunabilince iş din, dil, ırk, yaş, cinsiyet, en sevilen yemekler falan ayrımı gözetmiyor, ortaya güzel işler çıkacağı varsa çıkıyor. Öyleyse şu soruyu sormak mı daha iyi: Bir projede herkesin farklı değerleri olduğunda bile buluşulabilen o ortak noktanın varlığı ya da yokluğu neye ya da nelere bağlı olabilir?

Bir şeyi maddelere ayırmaktan, lisedeki tarih derslerinde savaşların sonuçları bana madde madde ezberletildiğinden beri çekiniyorum; o yüzden bu sorunun cevabını tek bir madde olarak düşüneceğim çünkü bir, güzel sayı.

O zaman önce, sıfırı kendime hatırlatmakla başlayayım. Sıfır (0): Pek çok işte olduğu gibi tasarımda da müşteri tasarımcıya, tasarımcıdan kendisinde olmayan bir şeyi talep etmek üzere geliyor. Tasarımcı da, müşterinin talep ettiği şeyin karşılığında ondan (veya bu alışveriş tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak yeni durumdan) kendisinde olmayan bir şey alacağını ümit ediyor. Tasarım sektörü ‘hizmet sektörü’ olduğu için, bu cümledeki ‘şey’lerin yerine yalnızca ‘tasarım’ ve ‘para’ yerleştirerek sıfır maddesinden bahsetmek doğru olmuyor. Bu yüzden, çoğunlukla müşterinin tasarımcıdan istediği x’in tasarımcının aldığı maddi karşılıktan öte bir tatmin duygusu yaratması aranıyor. Başarı tanımları sübjektif olduğu için bu tatmin duygusunun da evrensel bir kısa yolu olamaz. Herkesin ateşini üfleyen rüzgâr farklı, ama kendi rüzgârının ne olduğunu düşünmekte fayda var ki ateş sönerse sebebini anlamaya başlamak için ortada en azından bir ipucu olsun.

Bir (1): Projenin esas amacı beni tatmin ediyor mu? Ediyorsa neden? İlk sorunun cevabı evetse ve ikinci sorunun cevabına kendimi inandırmayı başarabiliyorsam müşterinin yaratacağı çoğu sadistçe durumdan genellikle sağ çıkabilmek mümkün olabilir. Gül düşünerek:

Sen düşünceden ibaretsin 
Geriye kalan et ve kemik 
Gül düşünürsün, gülistan olursun 
Diken düşünürsün dikenlik olursun 
—Mevlânâ Celaleddin Rumi

Gül görünümlü dikenlik illüzyonunda beni arada bir silkeleyen şeyleri de bir noktaya kadar pembeye boyamanın yolunu bulabiliyorum. Diyelim ki, müşterinin üslubu çok tüketici. Üslubu etkileyen faktörler belirli bir yere kadar kontrol edilebiliyor. Örneğin tasarım sürecini bilmediği için zamanlaması gerçekçi olmayan isteklerde bulunuyorsa tasarım süreci anlatılabilir. İnsan çoğunlukla dinleyen bir varlık. Süreç anlatıldığı hâlde o gün canı sıkıldığı için maniküre gitmiş kaprisli ev kadını nazı yapıyorsa bu konunun benimle bir ilgisi olmadığını anlayabiliyorum. Müşterinin kendisi bir sebepten ötürü dikenlikte, ben de orada olayım istiyor. Bu koşulda yeri geldikçe yüksek sesle Eminem, yeri geldikçe Debussy dinleyerek şimdiye kadar pembe elde etmenin mümkün olabildiğini keşfettim. Yalnız bu maddenin altına çok mühim bir (*) koymak gerek: Bu koşmaya değer bulduğum havucun arkasından daha az koşacağım bir muadiliyle kısa zaman içerisinde karşılaşmam olasılıklar dahilinde mi? Burada tahmin var, o yüzden risk var, ama müşteri durmadan kırbaçlıyorsa bu olasılıkları araştırmakta uzun vadede fayda olabilir. Sonuçta koşmaya değer havuçlar gizemli yaratıklar, rastlanmadan bilinemeyebiliyorlar.

grafik tasarım, işveren, Kibele Yarman, müşteri, sosyal sorumluluk, Tasarım Üzerine Skeptik Saltolar