Yoksa Okur mu?
kendine has hatalar yapması ya da kişisel zaferlere ulaşması imkânsız.
O kadar ki Emily bir insan değil, istatistiksel bir veri. Emily’yi kendi kaderinden korumak imkânsız. »
Vincenzo Latronico’nun 2022’de yazdığı Perfection 2025 yılında İngilizceye çevrildi ve yayımlanmasını takiben neredeyse bir buçuk ay içerisinde 2025 Uluslararası Booker Ödülü kısa listesine seçildi. Hem kısa oluşu hem Berlin’de geçmesi hem de Uluslararası Booker kısa listesine hızlıca girmesiyle hemen ilgimi çekti. Kitap henüz Türkçeye tercüme edilmediğinden, İngilizce okudum.
Ana karakterler Anna ve Tom. Hikâye Anna ve Tom’a dairmiş gibi görünse de aslında öyle değil. Anna ve Tom’a dair her şey biraz muğlak. Nereli olduklarını veya nasıl göründüklerini bilmiyoruz. Onları “birey” yapan, diğerlerinden ayrıştıran hiçbir şey bilmiyoruz. İşlerini de bilmiyoruz, ancak sanatçı titizliği taşıyan, üretken tasarımcılar, “yaratıcı profesyoneller” oldukları anlaşılıyor. Yaşlarını da bilmiyoruz; “İnternet onlarla beraber olgunlaştı” bahsinden, en fazla 40’larının ortalarında olduklarını varsayıyoruz.
Bilmediklerimizin yanı sıra onların ait olduğu jenerasyonu ve modern hayatı hangi açılardan temsil ettiklerini gayet iyi biliyoruz: “Anna ve Tom bireyselliğin görsel farklılıklarda kendini gösterdiğine, her zaman çözümlenebilir olduğuna ve sürekli yenilenmesi gerektiğine inanarak büyümüştü. Her bir insandaki kendini ‘özel’ kılanı ortaya koyma isteği, gençlerin çevrimiçi profillerinden markalara, şirketlere, dükkânlara ve dünyanın dört bir yanındaki profesyonellere kadar yayıldığında, onlar buna çok iyi hazırlıklıydı.”1
Kitap yaklaşık on sayfa süren, bana göre biraz yavan ve fazlasıyla ayrıntılı bir girişle açılıyor: Evin ışıkları, dekorasyonu ve Anna ve Tom’un bitkilerine dair uzun uzadıya bir betimleme ve ardından gündelik rutinlerinin ayrıntıları. Berlin sanat dünyası ve gece hayatı, göçmenlik bürokrasisi, ev bulma sıkıntısı, Neukölln, U-Bahn, Berghain, Tempelhofer Feld gibi kimimize hayli tanıdık gelecek kilit kelimelerle bezeli deneyimlerin detaylarıyla devam ediyor. Anna ve Tom’un çevresindeki arkadaşları da kendileri gibi siluetler. Benzer işler yapan, benzer Avrupa ülkelerinden gelen, geçici hissi veren bu kişilerle, an ve durum elverdikçe, her zaman bir vesileyle münasebet kuruyorlar. Kitapta arkadaşları arasında hiç muhasebeci, ambulans şoförü veya veteriner olmadığı söyleniyor. Latronico, Anna ve Tom’un dahil olduğu kuşağa dair fikrini satır aralarında çok kere belirtiyor: Sosyal medya onların zevklerini öylesine biçimlendirmiş ki sandıkları kadar benzersiz değiller; aslında hepsi birbirinin kopyası gibi sıradan.
Yavaş yavaş kendileri için özellikle tasarlanmış sandıkları Berlin’deki yaşam değişmeye başlıyor. Takıldıkları restoranlar ve galeriler kapanıyor, İngilizce anadil olan Almancanın yerine geçmeye başlıyor. Bu görünür parıltının ardında, yavaş yavaş can sıkıntısı ve tatminsizlik mayalanıyor. İş aynı döngüyü tekrarlıyor, arkadaşları memleketlerine dönüyor, evleniyor veya isimleri Otto veya Ada olan çocuklar yapıyorlar. “Berghain’a giriş sırası artıkça onların sabrı azalıyor.”2
Mülteci ve konut krizi patlak veriyor. Tabii ki Anna ve Tom ile tüm tanıdıkları keskin çizgileri olmayan ve tam olarak tanımlayamadıkları bir sol görüşe sahip; elbette feministler ve sosyal adaletsizliğe karşı ses çıkartıyorlar. “İlerici” siyasi duruşları gündelik hayatlarına, karlı günler hariç Uber kullanmamak, nakit bahşiş bırakmak ve ton balığından uzak durmak şeklinde yansıyor. Ortadaki problemin bir parçası olduklarını yavaş yavaş idrak etmeye başlıyorlar. Kitaptaki en trajikomik bölümlerden biri 2015’teki göçmen krizinde nasıl eli kolu bağlı kaldıklarına dair: Almanya sınırlarını Suriyeli mültecilere açıyor; Anna ve Tom, Almanya’nın mültecilerin yerleşmesine yardımcı olmak için kampa gidiyor, ancak “yaratıcı profesyoneller” olarak yapmayı bildikleri hiçbir şeyin faydası dokunmuyor. Bir kolektife katılıp temel bir Almanca-Arapça sözlük için dizgi yapmayı teklif ediyorlar ama işi başkası onlardan önce kapıyor. Duruma aşırı öfkeli olmak dışında ellerinden hiçbir şey gelmiyor.
Anna ve Tom “kusursuz” hayatlarında giderek daha çok bunalıyor ve Berlin’e taşınırken yaptıkları gibi, çağdaşlarının katıldığı kervana katılarak önce Sicilya’ya sonra Lizbon’a göçmeyi deniyorlar. Ancak modern kusursuzluk arayışları hüsranla bitiyor. Kitabın sonunu açıklamak istemem, ama her millenial’ın hayali olan “miras” burada da kilit bir kelime.
Latronico kitabı kurgulayışıyla elini gösteriyor: Kitap bir deneyimler ve mülkiyet kataloğu, bir 21. yüzyıl hicvi. Okur olarak hikâyenin başından itibaren verilen “kusursuz”luk hissini paylaşamadım ve bu kusursuzluğa gıpta edemedim ama Anna ve Tom’a da tam anlamıyla gıcık olamadım. Zevk peşinde koşmayı bilgi peşinde koşmakla karıştıran ve aptalca hareket eden konformistler olmalarına rağmen, Anna ve Tom fazlasıyla ilişki kurulabilir karakterler. En basitinden benim de dahil olduğum okurların bir bölümünün, onların özenle geliştirdiği zevklerinin bir yönüyle –ya da en azından buna duyulan arzuyla– kendilerini özdeşleştirmeleri pek olası. Bir açıdan aynaya bakıyor hissi yarattığı için hikâyenin içinde kalabildim.
Fakat eleştirel bir tepegöz kitap ilerledikçe, Tom ve Anna’nın hayatlarını tanımlayan tüketimciliğin cazip olmaktan çıkıp daha baskıcı ve zorlayıcı olacağını kestirebiliyor. Modern hayatın haz odaklı koşu bandı elbette bu ikiliyi de yoracak; tahmin edildiği gibi de yoruyor.
Perfection ustalıkla kaleme alınmış, fakat okurda karamsar bir tat bırakan bir roman. Böylesine mesafeli ve “kişisiz” bir anlatının ne ölçüde sürükleyici olabileceği sınırlı; kimi anlarda üslup betimlediği dünyanın tekdüzeliğine yaklaşacak gibi oluyor. Yine de Latronico anlatısını dağıtmadan ilerlediği için bence bu kitapta başarıya ulaşıyor. Tek oturuşta okuduğum 115 sayfa boyunca, karakterlerini dikkatle ve adım adım kaçınılmaz kaderlerine taşımayı başarıyor. Kitabı okuma deneyimi, vasat bir oyuncunun usta karşısında hızlıca yenilişini izlemek gibi. Kahramanlarla beraber okur da yeniliyor.
Okuduktan sonra ilk başta hiç düşünmedim, sonrasında çok kereler düşündüm bu kitabı. Kendimi Anna ve Tom’dan farklı görmeme rağmen (eminim onlar da kendilerini benden farklı görürdü), daha doyumlu/sağlıklı/huzurlu/güvenli/anlamlı/aktif bir yaşam sürdürme çabasıyla son beş yılda edindiğim yeni alışkanlıkları, kurduğum rutinleri ve satın aldığım ürünleri fark edince çok şaşırdım.
Dolayısıyla Perfection politik kayıtsızlığın, yapay tüketim alışkanlıklarının ve algoritmaların ördüğü kültürün canlı bir portresi denebilir. Umarım kendi çağını eleştiren bu kitap, gelecekteki gerçeklik karşısında naif kalmaz ve iyi yaşlanır.
1. Vincenzo Latronico, Perfection, İngilizce çeviri: Sophie Hughes (Londra: Fitzcarraldo Editions, 2022), 25.
2. Age, 84.
Berghain, Berlin, çağdaşlık, çift, göç, kent, kitap, Selin Özkırım, sosyal medya, şehir, Vincenzo Latronico