Bir Yerin İzinde Pek Çok Yer
Hastane Odası
ve Fotoğraf Dolu
Bir Bavul

Baharın ilk günleri, enstitünün Haliç’i gören cephesindeki o odada ‘yıkım’ üzerine konuşurken A4 boyutunda basılmış, ikiye katlanmış bir fotoğraf masada beliriyor. Takım elbiseli hanımefendiler ve beyefendiler Botanik Enstitüsü binasının ön kapısında toplanmış. Belki de bir toplantı sonrası bir araya gelmiş bu hocalardan Erdal Bey’i ve diğer birkaç profesörü hemen tanıyoruz. Diğer hocalarla ilgili tahmin yürütmemiz Erdal Bey’in “Bakın, Cafer Türkmen” sözleriyle bölünüyor. Cafer Türkmen ile daha önce pek çok kaynakta karşılaştığımızı ve Botanik Enstitüsü’nde bir karanlık oda kurmuş olduğu bilgisini hemen hatırlıyoruz. Enstitünün ilk dönemlerinde zooloji ve botanik alanında çalışan enstitü akademisyenleriyle birlikte Anadolu gezilerine çıkıyor, geziyi ve bulguları fotoğrafla belgeliyor. Erdal Bey de bu söylediklerimizi doğruluyor ve ekliyor “Hocam vefatından kısa bir süre önce enstitünün yıkımına dair fotoğrafları ve 16 mm film görüntülerini benimle paylaşacaktı ama nasip olmadı, artık ulaşmamız da çok güç.” Bu bilgiler ve A4 kâğıda basılmış, Cafer Bey ile Erdal Bey’in enstitü önünde poz verdiği fotoğraf ile enstitüden ayrılıyoruz. O gün hafızamızda kalan bir başka şey ise Cafer Bey’in bir oğlunun olduğu ve arşivinin de oğlu Metin Türkmen’de bulunduğu, ancak yoğun programı dolayısıyla kendisine ulaşmamızın hayli zor olduğu bilgisi oluyor.

Biyoloji Enstitüsü önünde fotoğraf,
tarihi bilinmiyor, Erdal Üzen arşivi

Kısa bir araştırmanın ardından Metin Bey’in mesleki bilgisine ulaşıyoruz. Acıbadem Hastanesi’nde ortopedi bölümünde bir cerrah olan Prof. Dr. Metin Türkmen ile görüşmenin yollarını arıyoruz. Başarısız geçen başka buluşmalarla gelen kaygılar ise daimi işbirlikçimiz. Hastaneden ‘gerçek olmayan’ hastalığımız için bir randevu alarak bu ilk görüşmenin zemini hazırlıyoruz. Fakat bu fikir hızla bize yabancılaşıyor; yetişkinliğin sınırlarında bu gibi oyunların yeri olmadığına ikna olup fikir değiştiriyoruz. Bir diğer yöntem ise, Metin Bey’in asistanına ulaşmak oluyor. Hayli kişisel bir konu üzerinde görüşme talebi ve bekleyerek geçen dört günün ardından istediğimiz randevu saati ve tarihine, bir de Metin Türkmen’in kişisel cep telefonu numarasına ulaşabiliyoruz.

Bir hafta sonra Metin Bey’in çalıştığı hastanenin yolunu tutuyoruz. Lüks bir oteli andıran hastanenin ferah bloklarından birindeyiz. İçerisi bir hastaneye tezat oluşturacak kadar sakin. Metin Bey, ikinci katta bulunan odasından çıkan son hastanın ardından bizi kapıda sıcak bir gülümsemeyle karşılıyor ve odasına davet ediyor. Kendimizi tanıtarak söze başlıyor ve aralarında Cafer Bey’in de bulunduğu enstitüde çekilmiş o fotoğrafı Metin Bey’e takdim ediyoruz. Bu kez randevularımızın temel sorusu hâline gelmiş “benden ne istiyorsunuz?” sorusu yerini “size nasıl yardımcı olabilirim?” sorusuna bırakıyor. Biz henüz soruları sormaya başlamadan fotoğrafın kendisi pek çok soruyu soruyor, yanıtlarını arıyor ve bir sonraki randevunun da öncüsü oluyor. Yirmi dakika süren görüşmede Curt Kosswig’den Elanora’ya, Cafer Bey’in fotoğraf tutkusundan, Bebek’te yaşadıkları eve ve Nazi dönemi Almanya’sından, Heilbronn ailesine kadar anlatılmayı, konuşulmayı bekleyen pek çok hikâyeyi anıyoruz.

Cafer Bey’i yakından tanıma konusundaki hevesimiz Metin Bey’i hayli memnun etmiş olacak ki odadan ayrılmadan Cafer Bey’in fotoğraflarının yer aldığı 2016 yılında basılmış, Bir Bilimsel Yolculuğun Fotoğrafları isimli fotoğraf kitabına o günün tarihini not düşüyor, imzalayarak bize hediye ediyor ve ekliyor: “Serginizde kullanmak isterseniz Curt Kosswig’in büstünü memnuniyetle size ödünç verebilirim.” Görüşmemiz kısa olduğu kadar verimli ve bir o kadar da keyifli geçiyor. Metin Bey’in misafirperverliği ve yardımseverliği bizi rahatlatırken, bir sonraki randevu ve ulaşmayı hayal ettiğimiz belgeleri talep etmek konusunda hâlâ tedirgin, görüşmemizi sonlandırıyoruz.

Bir Bilimsel Yolculuğun Fotoğrafları,
Cafer Türkmen, TÜYAP Yayınları, 2016, fotoğraflar: Unutma Bahçesi

Bu buluşmanın üzerinden aralıklarla telefonlaşarak geçen üç ayın sonrasında bir akşam buluşmak üzere yeniden randevulaşıyoruz. Baharın yerini yaza bırakmaya başladığı bir mayıs akşamı Bostancı dolmuşuna binmek üzere Kadıköy’de buluşuyoruz. Kadıköy’de Baylan Pastanesi’ne uğruyoruz. Buluşmalarımızın daimî eşlikçisi kuru pastalar bu kez yerini Baylan’ın trüf pastasına bırakıyor. Kadıköy’ün kalabalık rıhtımında dolmuşlardan birine biniyoruz ve Bağdat caddesinin yolunu tutuyoruz.

Gündüz vakti neredeyse her köşesinde bir beton mikseri görmeye alışık olduğumuz sokaklar, saatin geç olmasının da etkisiyle sakin görünüyor. Bahçe duvarlarından taşan ağaçları, sarmaşıkları, her biri farklı kimlikte olan ve farklı bir ruhu barındıran eski Bağdat caddesi evlerini konuşurken yüksek bahçe duvarları ile korunan güvenlikli bir siteye giriyor ve görevliye Metin Bey ile buluşmak üzere geldiğimizi bildiriyoruz. Görevli bizi sitenin toplantı odasına yönlendiriyor. Muhtemel apartman toplantılarından, kişisel toplantılara kadar kullanılmak üzere tasarlanmış, apartmanın zemin kotunda yer alan toplantı odasında geniş toplantı masasına yerleşiyoruz. Hastane ortamının ardından buluştuğumuz bu oda, tedirginliğimizi artıran cinsten bir soğukluğa sahip.

Metin Bey kahverengi deri, tekerlekli bir bavul ile toplantı odasına iniyor. Metin Bey’in gelişi ve elindeki bavulu açıp içinden cilt cilt dosyaları çıkarıp masaya koymasıyla tedirginliğimiz azalarak yerini heyecana, fotoğraflara dair artan bir meraka bırakıyor. Oturma düzenimiz, fotoğrafları görüş açımıza göre yeniden şekilleniyor ve Metin Bey’in sağ ve sol yanındaki sandalyelerde yerimizi alıyoruz. Sıklıkla devlet dairelerinde görmeye aşina olduğumuz siyah dosyalardan biriyle başlıyoruz. İlk albüm Mardin, Diyarbakır, Şırnak, Hakkari’de geçen uzun bir Anadolu gezisinin kayıtlarından oluşuyor. Biz fotoğrafların her bir detayı ile uzun uzun meşgul olurken Metin Bey de bir hikâye anlatıcısı ciddiyetiyle babasından kalan hatıraları, her fotoğrafın hikâyesini tek tek anlatıyor. Takım elbiseli ve şık giyimli hanımefendilerin katır sırtında gerçekleşen yolculuklarını, saha araştırmalarını belgeleyen fotoğraflar, ismini duyduğumuz pek çok insanın gençliği, çadırlar, kamplardan fotoğraflar arasında gezinirken, Metin Bey bütün heybetiyle fotoğraftan bize bakan Anadolu parsının fotoğrafını gösteriyor ve hikâyesini bizimle paylaşıyor.

Bir Bilimsel Yolculuğun Fotoğrafları,
Cafer Türkmen, TÜYAP Yayınları, 2016, fotoğraflar: Unutma Bahçesi

Artık nesli tükenmiş olan bu leopar cinsinin bilinen tek ve ilk fotoğrafının Cafer Türkmen tarafından çekildiğini öğreniyoruz. Şaşkınlığımız dinmeden Metin Bey bir başka kara kaplı dosyayı bizim için açıyor: Prof. Curt Kosswig tarafından bilim dünyasına kazandırılan Manyas Kuş Cenneti’nin fotoğrafı albümün ilk sayfasında bizi karşılıyor. Her bir detayı Cafer Bey tarafından tek tek fotoğraflanmış, daha önce görmediğimiz, aralarında kelaynakların da olduğu çok sayıda kuş türünün fotoğrafı albüme özenle yerleştirilmiş. Her fotoğrafta başka bir hikâye ile karşılaşmanın, bir yolculuğun peşine takılmanın, o kuşun ilk kez görüldüğü anın şaşkınlığını hayal etmenin, geceleri kamp yerlerinde uzandıkları anki yorgun ama tatminkârlığı düşünmenin getirdiği duygular ile albümün sayfalarını çevirmeye devam ediyoruz.

Anadolu gezilerinden bir fotoğraf,
Cafer Türkmen, tarihi bilinmiyor,
fotoğraf: Cafer Türkmen,
Metin Türkmen arşivi
Sakarya’da çekilmiş bir fotoğraf, 1955, Alfred ve Mehpare Heilbronn arşivi,
Kurt Heilbronn izniyle

Bir ağaç ve o ağacın altında dinlenmeye koyulmuş insanların fotoğrafları bize Mehpare ve Alfred Heilbronn çiftinin defterinde rastladığımız ve aynı ağacın altında çekildiğine dair şüpheye kapıldığımız bir fotoğrafı aklımıza getiriyor. Hemen yan sayfada yer alan Gezer, Görür, Bulur araştırma gemileri acaba jilet fabrikasına gönderilmiş midir diye düşünmeden edemiyoruz. Her bir fotoğraf coğrafyanın, insanların, sokakların nasıl böylesine dönüşebildiğini düşündürtürken Metin Bey’in yeni bir sayfayı çevirmesiyle ilgimiz bir anda 1952 yılında çekilmiş bir grup fotoğrafa kayıyor. Şehir içinde, Levent, Mecidiyeköy mahallelerinde, sokaklarda oyun oynayan çocukların neşesine, terbiyecisi ile yürüyen, dans eden ayıların fotoğraflarına bakakalıyoruz. Zinciri ile terbiyecisine bağlı bu ayı kimi fotoğrafta dans ediyor kimi fotoğrafta ise başı eğik bir şekilde sokaklarda geziniyor. Filmlerde gördüğümüz bu nostaljik imge bize geçmişi hatırlatırken bu tutsak ayıya üzülüyoruz.

Gezer, Görür ve Bulur araştırma gemileri, fotoğraf: Cafer Türkmen, 1954,
Metin Türkmen arşivi

Üç saat süren bu görüşmenin sonunda Cafer Türkmen’in Curt Kosswig ile gerçekleştirdiği gezilere, Mimar Sinan Üniversitesi fotoğraf bölümünün kurulma dönemine, Botanik Enstitüsü’nde kurduğu karanlık odadan mesleğine olan tutkusuna dair pek çok şey öğrenmenin mutluluğu içerisindeyiz. Öte yandan Adnan Menderes döneminde gerçekleşen, Botanik Enstitüsü’nün Süleymaniye camisinin siluetini bozduğu gerekçesiyle üst iki katının yıkıldığı dönemin fotoğrafları ve izleriyle karşılaşmanın burukluğu da bizimle. Durumumuz Metin Bey’in de dikkatini çekmiş olacak ki görüşmemizin sonunda Metin Bey, enstitüde 1956 yılında gerçekleşen yıkıma dair fotoğrafların, arşivin geri kalanında, henüz tasniflenmemiş bir bölümünde bulduğunu fakat bu kısa sürede nereye koyduğunu hatırlayamadığını söylüyor. Yıkımın filminin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde olabileceği düşüncesini dile getiriyor. Son olarak Cafer Bey’in çok sevdiği iki öğrencisinin kişisel cep telefonu numaralarını bizimle paylaşıyor. Onlarla da bir görüşme yapmamızı tavsiye edip her taşın altını yoklamamızı öğütleyerek o akşam bizi uğurluyor.

Levent’te ayı oynatıcısı,
zarf 19 133/1 kodlu fotoğraf,
fotoğraf: Cafer Türkmen,
Metin Türkmen arşivi
Buluşmadan, 2018,
fotoğraflar: Unutma Bahçesi

Elimizde iki telefon numarası, Cafer Bey’in olağanüstü arşivinin küçük bir parçasına tanık olmanın getirdiği memnuniyet ve Metin Bey’in enstitünün yıkımına dair bahsettiği fotoğrafların zihnimizde kalan imgesi ile görüşmemizi noktalıyoruz. Aradan geçen sekiz ayın ardından bir sabah cep telefonumuza gelen “Günaydın, fotoğraflar hazır, hastaneye gelebilirsiniz.” mesajı ile kendimizi yapbozun eksik parçalarından birini daha tamamlamış gibi hissediyoruz. Metin Bey’in bize orijinallerini teslim ettiği, enstitünün 1956 yılında üst iki katının yıkıldığı ilk müdahalenin anbean çekilmiş fotoğrafları bu yıkımın ve yapının bir göz tarafından kesintisiz kaydedildiğine dair yeni bir umut oluyor.

İstanbul Üniversitesi Biyoloji Enstitüsü’nün üst iki katının yıkılışı, zarf 93-94, fotoğraflar: Cafer Türkmen,
Metin Türkmen arşivi

Fotoğrafları Metin Bey’den aldıktan beş ay kadar sonra ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde bulunan Sami Şekeroğlu arşivine giriyoruz. Mimar Sinan’ın yoğun bürokratik engellerine rağmen, bunaltıcı bir odada yaklaşık beş saat boyunca kocaman bir ekranda Cafer Türkmen tarafından kaydedilen görüntüleri izleyerek vakit geçiriyoruz. Bir yandan Metin Bey’in anlattığı hikâyeler hâlâ aklımızda… Sessiz ama hareketli görüntüler, Metin Bey’in anlattığı hikâyelerle buluşuyor ve hafızamıza birlikte yerleşiyor. Kelaynaklar, balık yumurtaları, Anadolu parsı

Birecik gezisi, 1954, Cafer Türkmen,
Sami Şekeroğlu film arşivi, 2018,
fotoğraf: Unutma Bahçesi

Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi, Bir Yerin İzinde Pek Çok Yer, Cafer Türkmen, Dilşad Aladağ, Eda Aslan