Metahaven, “Fuck the EU”,
The Sprawl, videodan kare
HOLLANDA’DA TASARIM
Döner Kebap İnternet ya da ‘Perşembelerin’ Alameti Üstüne
Full-HD ‘Absürdlükte’* Notlar: Metahaven

1:

Pembeyi gülkurusundan ayıramayan, külyutmaz —ve sanırım, biraz da ukala— bir grafik tasarım ikinci sınıf öğrencisi olarak, o zamanlar ‘dönemdaşlarımın’ takılmak için yeterince havalı bulmadığı üniversite kütüphanesinde Medium is the Massage1 kitabıyla karşılaşmamı hatırlıyorum. Sinirlerimin bozulmaması ne mümkün! Zira, simetriden ardışık çift sayılara, kaldırım taşlarından elektrik direklerini saymaya kadar envai çeşit takıntıya sahip biri olarak, kitabın ismindeki “e” ve “a” harfleri arasındaki çatışmanın bende yarattığı gerilim, ölmek isteyip de ölememekle (neredeyse) eşdeğerdi.2

Neyse. Yine de hararet kaynaklı mı bilmem, kitabı elimde o kadar uzun süre tutmanın sonucunda açmış bulunmuştum.

Kitap, iletişim kuramcısı Marshall McLuhan’a aitti. İçindeki bir pasajda, şöyle bir tanım geçiyordu: “Bir medium’un [mecranın] içeriği, hırsızın evin köpeğinin dikkatini dağıtmak için fırlattığı ağız sulandırıcı bir et parçasına benzer.” Allahım, lafa gel —müthiş! Peki, McLuhan, bu yakışıklı ithamla tam olarak ne kastediyor olabilirdi? O zamanlarda aklım pek ermese de şimdilerde geriye dönüp bakınca, şu olabilir mi diyorum: İletişimin ne söylediğine haddinden fazla odaklanmak bir iletişimci için mahşeri bir günahtır; nasıl söylediğini gözden kaçırmamıza sebep olabilir —ve bu uğurda hangi araçları kullandığını ve bunların öz niteliklerini tanıyamamamıza.

McLuhan, bu noktadan yola çıkarak, her devrin kendi kitle iletişim araçlarıyla tanımlanması gerektiğini vurgulayarak devam ediyor. Yale Üniversitesi’nin mimarlık neşriyatı Perspecta’nın, Medium is the Massage ile aynı yıl içinde yayımlanan 11. sayısında yer alan “The Invisible Environment: The Future of an Erosion” [Görünmez Ortam: Bir Erozyonun Geleceği] isimli bir başka makalesinde McLuhan, bir devrin öz niteliklerinin, ancak ve ancak kendisinden sonra gelecek devirlerin kullanıcıları tarafından değerlendirilebileceğini, çünkü ilgili özelliklerin sadece onlara “görünür” olabileceğini iddia ediyor. İletişimin, içerik aracılığıyla kullanıcının “dikkatini dağıttığı” ve anlam yönetimiyle hangi yöntem ve araçların seçildiğinin fark edilememesine yol açtığı söylenebilir.

(İç ses müdahalesi: “Dil mefhumu, bu ‘kullanıcıya-görünür-olmama’ hâli için fena olmayan bir örnek teşkil edebilir mi? Belki tembelce olacak ama mesela, Eski Yunanca ve/veya Latince dillerinden ve yaygın olduğu ‘dönemlerden’ söz ederken, dilin algılama biçimlerini, duyguları, düşünceleri, kültürü, alışkanlıkları şekillendirme ve yönetme becerisine dair keskin gözlemciliğimiz, konu bugünün dil ve kültür oluşumlarına gelince —benzer gerekçelerle— buharlaşmıyor mu?”)

Kendisi aynı metinde, medeniyet tarihinde ilk defa yeni bir ihtimalin belirdiğini de iddia ediyor. İki evrenin biraradalığının, “karşı-ortamlar” üreterek, devrin öz niteliklerini güncel kullanıcıya da erkenden “görünür” kılabileceğini öne sürüyor: Sanatsal pratik ve “elektrik-elektronik” çağı.3 “Bilgisayarın bir iletişim ve araştırma enstrümanı olarak kullanılacağı; televizyonun ise, mecra olmaktan çıkıp, içeriğin kendisine dönüşeceği”, merkezsiz ve cisimsiz yeni bir devir.

(İç ses: “Yazı, Marshall McLuhan hakkında değil —ama Metahaven’ı anlamaya başlamak, belki de McLuhan’ı dinlemekten geçiyor.”)

2:

Google’ın Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgelerinden sorumlu pazarlama yöneticilerinden Mısırlı internet aktivisti Wael Ghonim, —McLuhan’ın öngörüsünden tam 44 yıl sonra— 14 Nisan 2011 tarihinde (bir perşembe günü) CNN’e yaptığı açıklamada, ülkesinin o dönemdeki başbakanı Hüsnü Mübarek’in devrilmesinde, kendi yönetimindeki Facebook ve Twitter sayfalarının ve benzeri kitle iletişim araçlarının, örgütlenme noktasında ne denli önem teşkil ettiğine dair bir soruyu şöyle cevaplıyor: “Devletleri özgürleştirmek istiyorsanız, onlara ‘internet’ verin.”

(İç ses müdahalesi: “Peki, halihazırda internete sahip toplumları nasıl özgür kılmalı? Onları, internetin kendisinden nasıl koruyup, kollamalı? Kollamalı mı? Kollamamalı mı?”)

kaynak: 032c

1.5:

Ortaya karışık, (şimdilik savruk) bir önerme: Tarihyazımında 1950’lerden başlatılması uygun görülmüş; McLuhan’ın belki çözülmeye başlattığı, Ghonim ve çağdaşlarının bu çözülmeyi iyice alenileştirdiği iddia edilecek bu iletişim devrinin sonunu, Metahaven’ın “karşı-ortamlar” üstünden ürettiği meta-çözümler işaret ediyor olabilir mi?

Yazı boyunca, bu sorunun olası cevapları üstüne sesli düşüneceğim. Aceleci olmayan, başladığını çoğu zaman bitirmeyen, yarı-bağlantılı düşünceler ve sıralı olmayan sorular eşliğinde.

(Sesli demişken —bir iç ses müdahalesi: Geleneksel olarak girişte sunulması beklenen ve muhtemelen gecikmiş bir formel tanıtım ihtiyacına dair önlenemez dürtü: “Metahaven, Daniel Van der Velden’ın 2004 yılında Maureen Mooren ile başlattığı, 2007 yılından itibaren ise yoluna Vinca Kruk eşliğinde devam ettiği ve daha çok görsel kimlik, tez yazımı, kitap, yerleştirme ve sergileme projeleriyle özdeşleşmiş, Amsterdam menşeli, araştırma odaklı, ‘spekülatif’ bir tasarım stüdyosu (?).”)

Diğer kelimelerle, Metahaven, kendi döneminin rutin ve dürtülerini okuyabilme hususunda marifetli sayılabilecek; bu becerileri tasarım ve yeni medya araçları üstünden bir anlatıya dönüştürmeye takıntılı, bir kültürel üretim ‘dükkânı’ olarak da tanımlanabilir. Ya da tasarım pratiğini, ticari eksende akan, biçim ve uygulama odaklı bir meşgale olarak okumak yerine, onu politik ve eleştirel söylem imkânı olarak gören bir entelektüel partnerlik alanı? Yeni müşteriler edinmek yerine, tasarımın, yaşamı biçimlendirme ve insanla arasındaki ilişkiyi daha ‘belirgin’ kılabilecek, görsel ‘yeni’ araştırma başlıkları bulma gayretinde olan iki kişilik bir ‘atölye’ (?).

Vurguyu pekiştirmek adına biraz geriye sarıyorum.

Tabiatı gereği ilk bakışta müşteri listesi gibi gözükse de, ne süreç, ne sonuç, ne şekil, ne de şemail namına işveren/işçi ilişkisini andıran “araştırma” ortaklıklarından bazıları: WikiLeaks, Google, hacktivist oluşumlar Anonymous ve LulzSec, İngiltere’nin Suffolk kıyısı açıklarında konuşlanmış mikro–devlet ve bir dönem The Pirate Bay’in de ortağı olmaya çalıştığı global enformasyon sığınağı Sealand, ve diğer ülkeler nezdinde benzer şekilde temsil edilme ve resmiyet kazanma olasılığı düşük olan mikro-devletlere freelance diplomasi ve diplomatik danışmanlık hizmetleri sunan, kâr amacı gütmeyen topluluk Independent Diplomat vesaire.

Bir argüman: Hepsinin ortak özelliği, kendi dönemlerinin kovanına çomak sokmaları olabilir… (iç ses: “mi?”)

kaynak: Metahaven, sprawl.space

3: “Propagandanın Propagandası ya da Gerçeğin Nesnel Değeri”

Herhangi bir meşru, makul ve/veya tatmin edici alternatifin bulunmadığı ama post-truth yağmuruna tutulduğumuz bir dünyada,4 ayrı düşmek nasıl mümkün? Metahaven’ın gerçeği önce belirgin kılma, sonra da çeşitlendirmek için karşı-ortamlar üretme çabası bu kaygıdan besleniyor olabilir mi?

Totaliter rejimlerde resmi ideoloji, geleneksel olarak sahte hakikat yaratma beklentisi üstüne kurulu olmalıdır. Resmi ideoloji, tarihin, olay ve olguların öznel (ve çarpıtılmış) yorumu üstüne yazılmalıdır ki nesnel olanın ikna ihtimali ortadan kalksın. Dijital devrin yeniden tanımlanmış kontrol yapıları ise tam olarak nesnel ve öznel olanın çatışmasından beslenmektedir denebilir: Yani, kurumsal saydamlık ve bireysel mahremiyet ikiliğinden… Sonucundaysa nesnel olan, muhtemelen tek taraflı bir akışla ‘sızıntıya’ uğrayacaktır. Örneklemek gerekirse, vatandaşların gündelik işleyiş içinde kendilerine yöneltilen gözetleme ve denetim mekanizmalarının benzerini devlet aygıtına yöneltmesi mümkün değildir; devlet pratiğinin gözetlenmesi ve denetlenmesi ihtimaline ket vurulur.

O zaman, Metahaven ve paydaşlarının gayretine —kısaca— bir ‘ters akıntı’ yaratma çabası denebilir. Bir örnek:

17 Temmuz 2014, bir başka perşembe günü. Amsterdam’dan yola çıkıp, Kuala Lumpur’a gitmekte olan 17 sefer numaralı (!) Malezya Havayolları uçağı, Ukrayna hava sahasındayken bir füze tarafından düşürülür. Kaza sonucu mürettebattan 15, yolculardan ise 283 kişi hayatını kaybeder. Ukrayna, kazadan Rus hükümetini ve Rusya destekli, ayrılık yanlısı milisleri sorumlu tutar ve haber, dünyaya bu bilgi eşliğinde servis edilir.

Kazadan bir hafta sonra, sıradaki perşembe gününde, WikiLeaks bir tweet paylaşır: “Direnişçiler, henüz geçen haziran ayı içinde Ukrayna hükümetini, yolcu uçaklarını insan kalkanı olarak kullanmakla suçlamıştı.” Tweet’e bir de video eşlik etmektedir ve aynı iddiaları —bu sefer detaylarıyla— “Elena” takma isimli bir direnişçinin ağzından dinleriz.

Van der Velden, tweet’in başarmaya çalıştığı şeyden etkilenir. Ona göre, WikiLeaks’in bu tweet’i paylaşmasındaki amaç, “gerçeğe alternatif açıklamalar” getirme çabasıdır. Bir nevi ‘ayrı düşme’ girişimi… Buradan saydamlık meselesine atlanabilir. WikiLeaks’in kurulduğu günden bugüne dek uğradığı mutasyon içinde bizi saydamlık mefhumunun tanımı üstüne yeniden düşünmeye zorladığı söylenebilir. Metahaven’ın, bu akıl jimnastiği merasiminin sonucu olarak kalkıştığına inandığım, tweet’e eşlik eden 2 dakika 15 saniyelik videodan ilhamla, iki yıllık bir eforun ardından 2016 yılında ancak dolanıma sokabildiği The Sprawl isminde, ‘karışık–metrajlı’ bir belgeseli var (alt başlığıysa Propagandanın Propagandası).

The Sprawl, propaganda olgusunun sosyal medya ve internet devrindeki dönüşümüne odaklanmış bir proje. Bu bağlamın, kitlesel denetleme/saydamlık/sonuç üçgenindeki pinpon oyununa kafa yormakta ama cevap üretme çabasında değil. Bir ‘hayalet–kamera’, izleyiciye yalnızca parçalar sunmakta ve bütünün tahayyülünü onlara bırakmakta.

Bitişli olmayan ve her sunumunda farklı bir kurguyla izleyiciyi karşısına alan yapısı sebebiyle, gösterimin gerçekleştiği zamanı ve mekânı da kendi bağlamının parçaları kılan bu düzensiz yapım üstünden “gerçeğin izahına birden fazla anlatı sunma” analojisi de kurulabilir. İçeriğini Ukrayna, Bahreyn gibi kriz coğrafyalarının ürettiği imge ekonomisinden alan The Sprawl, gerçeğin inşasına girişmekten daha çok; bireysel ve kolektif düzlemde deneyimlenen gündelik gerçekliğe atfedilen tekil, didaktik ve çelişkili açıklamaların, zaman içindeki ‘algısal tahribatıyla’ ilgileniyor. Bence, bu tahribatı daha görünür kılmak adına sunduğu imgeyi ‘bozuyor’, imgesinin üstünü yeni imgelerle ‘örtüyor’ veya kadrajını ‘yamultuyor’.

Filmin parçalı bulutlu yapısı, saydamlık çatışmaları üstünden doğan bir propagandanın bugünüyle akrabalık kurmaya çalışıyor: “Yarı–gördüğümüz, yarı–okuduğumuz, yarı–anladığımız”5 bir ‘yeni’ dünyanın tahlili sunuluyor. Metahaven, dönüştürdüğü içerik ve kendi tarihyazımı üstünden bir alev topu yaratıyor ve mereti, izleyicinin kucağına bırakıp, kaçıyor.

(İç ses müdahalesi: “Bu propagandanın propagandasını yapma alışkanlığına, ‘yeni propaganda’ ismini takmalı mı?”)

Metahaven, “Maryam Monalisa Gharavi
on Bahraini protest videos”,
The Sprawl, videodan kare

2.5’tan 4: “(Anonim) Kahraman 2.0”

“Yeni propaganda” hakkında konuşmaya, yeni devir, yeni devrim ve yeni kahraman olguları üstünden başlayabilirim.

Önce, (alakalı) bir hikâye molası:

İki numaralı ara başlığın baş öznesi Ghonim, 2011 yılının başında polis gücü tarafından korkunç bir şiddet eyleminin sonucunda ‘devlet eliyle’ öldürülen 28 yaşındaki Mısırlı bir gencin ardından, onun ismini taşıyan We Are All Khaled Said isminde birer Facebook ve Twitter sayfası açıyor. Bu sayfalar aracılığıyla Said’in cesedinin fotoğraflarını internet ortamında dolanıma sokuyor ve sorumlularının tespit edilip, cezalandırılması yönünde çağrılarda bulunuyor. Fotoğraflar, Ghonim’in öncel tahminlerinin ötesinde ilgi görmeye başlayınca, toplumsal hararet çığ gibi büyüyor, bir şey bir başka şeyi tetikliyor ve müthiş bir gidişat manevrasıyla, ülkenin yakın geçmişteki kaderini değiştirmiş süreci başlatan o ilk gösteri tertipleniyor.

İsimsizliği koruyabilmek adına, sayfaların kuruluşu esnasında vekil programlar kullanmasına rağmen Ghonim’in kimliği sonraları bir şekilde açığa çıkıyor ve sonucunda, Mübarek aleyhine propaganda yürüttüğü suçlamasıyla gözaltına alınıyor. Ghonim, gözaltındayken 12 günlüğüne ‘kayboluyor’. Haber ortaya çıkınca toplumsal ölçekteki gerginlik artıyor. İşvereni Google’ın arka planda “mobilyaları yerinden oynatması” sonucunda salıveriliyor ve tüm bu süre zarfında bir bodrum katında, hücreye dönüştürülmüş penceresiz bir odada gözleri bağlı halde sorgulandığı ve işkenceye maruz kaldığı ortaya çıkıyor. Mevzubahis bilgilerin ışığında Ghonim, bir süredir ‘sembolik baba’ arayışındaki öksüz “Devrim 2.0”ın ‘reklam yüzüne’ dönüşüyor.

Ghonim’in röportaj, konuşma ve kitaplarında yer verdiği “Devrim 2.0” olgusu, herhangi bir tekil arketipin temsili demokrasi ve sosyodemokratik selamet adına süreç içinde sivrilmediği; her türden sosyoekonomik, cinsel ve etnik katmandan bireyin eş veya yakın değerlerde katkıda bulunarak kendilerinden daha büyük, kolektif bir değer inşa ettiği; bir “karşı–ortam” yarattığı durumu tanımlıyor. Ghonim’in (istemeden) dönüştüğü ve (bile isteye) tanımladığı şey arasındaki oksimoronu bir kenara bırakırsam, bu durumun, benzer amaç ve değerler bütünü uğruna aynı kuyuya taş atmakta olan Metahaven ve paydaşlarına da uyarlanabileceğine inanıyorum. “Gerçeğin saydamlaştığı”6 ve “bilgi akışının basitleştiği,”7 herkese eşit oranda dağıtıldığı ve yönetim mekanizmalarının “sırlardan” arındığı idealize bir dünyanın temennisiyle yanıp tutuşan —ve birinin, bu uğurda bir diğerinin önünde sivrilmediği; ancak ve ancak biraradalıklarının birer işlev ve fayda yarattığı— WikiLeaks, Julian Assange, Chelsea [Bradley] Manning, LulzSec, Edward Snowden, Anonymous, Icelandic Modern Media Initiative ve niceleri…

Metahaven’ın bu olguyla örtüştürmeyi yeğlediğim bir işi var: İşverenin kendileri olduğu (yazımın da başlığını ısmarladığım) Stadtstaat, yani city-state, şehir-devlet. Manifestosu şöyle diyor: “Stadtstaat, sınır-aşırı ittifaklar kurma zorunluluğuyla işleyen şehirler hakkındaki spekülatif bir senaryodur.” Peki, havalı duyulan bu şey tam olarak ne demek?

Metahaven,
Stadtstaat.
A Scenario for Merging Cities, 2009, estalasyon görüntüsü:
Künstlerhaus Stuttgart,
fotoğraflar: Bernhard Kahrmann,
kaynak:
designboom

Stadtstaat, aralarında 600 kilometre mesafe bulunan iki ayrı ülkedeki iki şehrin, Stuttgart ve Utrecht’in, olası ‘olağandışı’ birleşiminin sonuçlarıyla ilgileniyor. Metahaven, bu eşsesli suni senaryo üstünden çağdaş yönetim politikalarının ve birbirine geçmiş kültürlerin olası görsel kimliğinin keşfine kalkışıyor… Bu senaryodaki kentli-yurttaşlı yapının omurgasını dijital bir altyapı oluşturuyor. Bu hayali altyapıyı, Trust ismindeki hayali bir kamu-özel sektör ortaklığı finanse ediyor. Trust, hem bir sosyal ağ, hem de bir gözetleme sistemi; ideolojik mottosu ise Extreme Democracy, yani ‘aşırı demokrasi’’…8

Özerk yapıları, düzenin tesisi adı altında çekirdeğin dışına iten bir jeopolitik iklimin orta yerinde, Metahaven, şehirlerin ‘görünürlük’ adına birbiriyle kapıştığı bir talep ilişkisinin tam karşısına dirsek temasında yaşayan bir toplum inşasını koyuyor. Sergi alanlarındaki yerleştirmeler, bu uğurda tasarlanmış bir görsel kimlik gayretinin parçaları: melez ve ucube bir para birimi, manifesto halıları, propaganda sütunları ve afişler üstünden ad absurdum söylem üretimi: “Döner Kebap İnternet Mini Market Pizza Dystopia Call Center” —normatif bir webosphere girişimi uğruna, “kuyuya atılmış taşlar” gibi.

(İç ses müdahalesi: “Tam da Uncorporate Identity9 isminde bir kitap yazmış Metahaven’a uygun bir girişim değilse, nedir? —İddiamın bir gerekçesi daha var!”)

5: “Yeni İmge Ekonomisi ya da Saydam Kamuflaj”

Uncorporate Identity’nin içinden, kitap hakkında alıntı bir tarif: “tasarım, jeopolitik, mimarlık ve branding arasındaki bir köprü […]” —Ne demek olabileceğine dair sıralı tam liste:

Sırıtıp duran Berlusconi; lanetler saçan Hillary Clinton, Barack Obama, Sarah Palin ve Vladimir Putin —Google Images’a “WikiLeaks” yazmanız hâlinde karşınıza fotoğrafları çıkması kuvvetle muhtemel politikacılardan birkaçı… Fazladan meslek grubu sonuçları: Ken Loach, Michael Moore, Jemima Khan ve hatta Lady Gaga… Metahaven’ın WikiLeaks için tasarladığı görsel kimlikte kahraman unsur olarak kullanmayı tercih ettiği figürlerden bazıları.

Sealand mikro-devleti için tasarladıkları ‘görsel mücevher kutusu’ndan çekip çıkarılmış bazı buluntu parçalar: Ülke tarihlerinin kesiştiği Birleşik Krallık’la özdeşleşmiş kültürel yapıların yapıbozuma uğramış yeni hâlleri, yine İngiliz kültüründen referanslı bozuk para tasarımları, bir korsan insignia, Kuzey Denizi fotoğraflarından doğan bir kolaj vesaire.

Yine Birleşik Krallık’ın askeri ve diplomatik sorumluluğunda olan, kendinden ilanlı bir başka mikro-devlet olan Falkland takımadaları için sundukları görsel havuzu: işgalcilerin portreleri, savaş yıllarından kalma amiral filoları, haritalar, mezar taşları, gazete kupürleri, kesik domuz başları…

Metahaven, “Sealand”, kaynak: Zefir7
Metahaven, “The Falklands Project”
web-sitesinden ekran görüntüsü

Van der Velden ve Kruk’un, WikiLeaks ile çalıştıkları yedi yıllık süre boyunca IKEA yazısı gömülü logo önerilerinden (“wIKilEAks”), Stadtstaat’taki tavrın benzeri söylemlerin aktarım aracı olarak afiş gibi kısa ömürlü ürünlere (“Happy Crisis Radical Transparency Scientific Journalism”); kurum içi bilgi ve yapı haritalandırmasından, ‘davaya katkı olsun’ diye ücretsiz tasarlayıp, bir çarşamba pazarı guerilla marketing eforuyla çakma Louis Vuitton ve kitsch Che Guevera tişörtleri arasında satışa sundukları eşarp ve tişört gibi merchandising ürünlerine kadar devam eden geniş kapsamın içinde ‘telifsiz’ imge ekonomisinin suyu çıkana kadar kullanılışını ve ekonomik dengesi hassas WikiLeaks gibi oluşumlar için faydasını gözlemlemek mümkün.

Metahaven, WikiLeaks için eşarp,
kaynak: Metahaven Tumblr’ı

Sosyal medya evreninin ve geniş bağlamıyla internet devrinin de kendine ait imge ekonomilerinden söz edilebilir: IŞİD görsel kimliğinin en önemli parçalarından birkaçının, Türkiye-Suriye sınırındaki bir köyü bombalayışlarının Facebook’da yayınlanan canlı videosunda, görüntünün üstünden akıp giden duygu durum emoji’leri, ya da ‘Batılılar’ için “mağarada oturan Bin Ladin” imgesiyle zerre örtüşmeyen ve yine onlardan sipariş edilmiş araç gereçlerle ürettikleri full-HD sinematik propaganda videoları olmadığını kim iddia edebilir? Keza, Anonymous’un, V for Vendetta filminden, V for Vendetta’nın da Yunan mitolojisinden ödünç aldığı maske ikonografisinin ana akım düzlemde işe yaramadığını? Ya da Red Hack’in, Sovyet rejiminin görsel hafızasından ısmarladığı unsurlar aracılığıyla tarifi zor bir ‘sempati duygusu’ yaratmadığını?

Facebook live stream ekran görüntüleri, kaynak: Time ve Infowars

İmge ekonomilerinden söz ediyorken, McLuhan’ın öngördüğü “merkezsizlik” hâliyle örtüşen ve onu “belirgin kılan” bir tutuma rastladığımızı söylemek mümkün. Estetiği bir araç hâline getiren bu iletişim tavrı, dolaysızlık ve filtresizlik üstünden, tasarım tarihinin alıştığı tekil sembolik anlatıma ters düşmekte. Zira, bağlamın kendisi tarafından Metahaven’a emanet edilen içerik, fikir bulma sürecinin bir parçası olmaktan çıkıp, son üründeki yeni içeriğin kendisine dönüşmekte. Metahaven, koca bir mesleki pratiğin geçmişini, onun günceli ve geleceğine ‘alternatif’ öngörülerle gelme noktasında karşısına alıyor. Bir nevi ona ‘nanik çekiyor’.

(İç ses müdahalesi: “Maneviyatı ve buna bağlı manevra alanının tümü, sadece çevrimiçi evrene bağımlı ve ‘anonimite’ ilkesi üstüne kurulu bir oluşum için “görsel kimlik” tasarımına kalkışmak bir çelişki barındırır mı? İçeriğine böylesine sırt yaslamış bir yapılanma, hangi noktadan itibaren ve neden kalıcı ve ‘akılda kalıcı’ bir kamusal yüze ihtiyaç duymaya başlar? —müdahalenin müdahalesi, On Brand isimli kitaptan bir öneri: “Görsel kimlik, olsa olsa Kazakistan ve Kırgızistan’ı birbirinden ayırabilmek için lazım olmalı!”— Benzer şekilde, bir tasarımcı veya tasarım stüdyosu, sürecin beladan başka bir şey getirmeyeceğini ve hiçbir noktasında herhangi bir haltı kimselerle paylaşamayacağını bildiği hâlde, hangi motivasyonlarla bu işe talip olur?”)

*:

Metahaven’a omuz üstünden son bir bakış:

Van der Velden ve Kruk’un gayretlerini, evrenle kurduğu meraklı, sorgulayıcı ve saydam ilişkide aramak gerek sanırım. Bu ilişkide aklını, duyum ve algılarını gerçeklere odaklayan (The Sprawl); buradan aldığı algılayış biçimlerine paralel bir kurguyla buluntularını, tespitlerini açığa döken (Stadtstaat); kavramlar düzeyinde görünenin ötesinde gördükleriyle bizleri de harekete geçirmeye çalışarak fiziksel ve sayısal coğrafyada politik tartışma ortamı yaratan (WikiLeaks, Sealand, The Falklands), kendisinin ve her anının bilincinde ve kişisel/mesleki ayrımının ortadan kalktığı bir pratiğe rastlıyoruz.

Zira, Metahaven’ın işleri uzun zamandır görünmez bir okla dışarıyı, dünyanın ve gerçeğin artık pek nadir sızıntıya uğrayabildiği oturma/çalışma/yatak odalarının, internet kafelerin, eğitim ve işletme alanlarının, kısaca ‘dört duvarın’ dışını işaret ediyor. İçinde yaşadığımız dünyanın hadiselerine, onları daha iyi anlayabilmemizi sağlayacak veri ve bilgiler eşliğinde yaklaşmaya çalışıyor. Kitlesini, omuzlarının üstünden geriye bakmaya, kendi dünyasını izlemeye ve böylece hayata katılmaya çağırıyor…

Geçen günlerden birinde yakın bir arkadaşıma, “bir yazı ne zaman biter?” diye sorduğumda, “ne zaman gönderilmesi gerekiyorsa o zaman biter” cevabını almıştım. Esen, şimdilerde metni bekler.

Paketleme vakti.

* Ad absurdum: Bir şeyin saçmalığını kanıtlamak için kullanılan argüman anlamında Latince ifade ya da bu yazı boyunca günler, sayılar ve rastlantılar üstünden gereksiz bir mistisizmle girişeceğim kerameti kendinden menkul gayretin ifadesi.

1. Medium is the Massage: An Inventory of Effects, Marshall McLuhan & Quentin Fiore, Penguin Books, 1967.

2. Her “Tuba”ya —yanlış olduğunu bile bile— bir “ğ” kondurmak istemem gibi.

3. McLuhan’ın burada, 1967 yılının dil ve kültür olanakları içinde —belki daha doyurucu bir seçenek yoksunluğuyla— bu nitelemeyi kullandığına inanıyorum. Zira, 1960 ve 1970’lerdeki makalelerinde McLuhan’ın ilgili devri tarif etme ve tanımlama biçimi, ‘internet devrine’ işaret etmektedir.

4. Aynı suça, bu metin de ortak olmaktadır.

5. Propaganda: The Formation of Men’s Attitudes, Jacques Ellul, 1962 —McLuhan, yazımda da söz ettiğim 1967 yılında yayımlanmış kitap ve makalelerindeki düşüncelerini, Ellul’un başlattıkları üstüne kurar ve sıklıkla referans gösterir.

6. Black Transparency: The Right to Know in The Age of Mass Surveillance, Metahaven, 2015.

7. The Technological Society, Jacques Ellul, 1964.

8. Anti-‘anti-mimesis’: “Art imitates life more than life imitates art.”

9. Wally Olins’in Corporate Identity kitabına göndermeyle ismini bulmuş, 2010 basımlı Metahaven kitabı. Van der Velden ve Kruk ikilisinin, Olins ile aralarındaki münasebet, sonrakinin ulusların görsel kimliği inşası üstüne yazdığı başka bir kitabına dayanmaktadır.


Hollanda’da Tasarım” dizisi Hollanda Başkonsolosluğu Kültür Fonu’dan destek almıştır.

Hollanda’da Tasarım, imge, medya (mecra), Metahaven, post-truth, Sarp Sözdinler, sosyal medya, tasarım, yeni medya