Bu Giysinin Fiziksel
Bir Versiyonu
Elinize Geçmeyecek!

26 Kasım’da Instagram’da gezerken Dazed editörlerinin “Dijital kıyafetler satın aldık!” yazısıyla paylaştıkları fotoğrafı gördüğümde, hiçbir şey anlamamıştım: Fotoğraftaki kıyafetlerin nesi dijitaldi? Tasarımı mı bilgisayarda yapılmıştı, yoksa…? Anlamaya çalışarak geçirecek zamanım olmadığından paylaşımı kaydedip geçtim —fakat daha araştıracak fırsatı bulamadan aynı çizgide birkaç paylaşım daha gördüm ve olayı kavramaya başladım: Carlings isimli marka, hiçbir noktada fiziksel olarak mevcut olmayacak giysileri, tamamen dijital ortamda satarak, fotoğrafların üzerine giydiriyordu.

Bu, Manifold’a yazmaya başladığımdan beri, dijital boyutun modayla kesişim kümesi üzerine yazdığım üçüncü yazı oluyor. Bunlardan ilki, kullanıcının bir yapay zekâya çeşitli veriler girerek özgün bir tasarım yapmasını sağlayan Project Muze’du —sergi amaçlı birkaç prototip dışında bu proje çoğunlukla deneysel bir oyundu. Dijital sulardaki ikinci yazım ise, yapay zekâ olduğu iddia edilen bilgisayar tasarımı influencer Miquela üzerineydi (bu yazıdan sonra Miquela’nın kendisini yaratan şirketten ayrılması ve yoluna tek başına devam etmesiyle sonuçlanan, ne kadarının kurgu olduğunu asla kestiremediğim bir olaylar dizisi yaşandı, kafam hâlâ çok karışık). Aynı çizgideki birkaç başka hesap gibi Miquela, ‘gerçek’ kıyafetleri giyen dijital bir kişiydi. Şimdi ise, bu çizgideki üçüncü yazımda ‘gerçek’ insanların giydiği dijital kıyafetlerden bahsettiğim yazımla karşınızdayım.

Carlings’in “dijital koleksiyonu”, tam olarak başlığının ima ettiği şey: Bu giysiler dijital. Ancak, ifade son derece net olsa da kavramın soyutluğu olayın anlaşılmasını zorlaştırıyor: Markanın sosyal medyada bu koleksiyonla ilgili yaptığı paylaşımlara gelen yorumlar bunun kanıtı. Markanın sitesine gidip, dijital koleksiyon sekmesine tıklayarak gezinmeye başladığınızda “bu, fotoğrafınız üzerine uygulanacak dijital bir üründür, bu giysinin fiziksel bir versiyonu elinize geçmeyecektir.” ibaresiyle karşılaşıyorsunuz. Aynı zamanda, süreci adım adım anlatan bir video da sayfanın en tepesinde yer alıyor. O zaman? Bu anlaşılmazlığın kavramsal bir boşluktan kaynaklandığını düşünüyorum. Giysiler giyilmek için varlar; giyemeyeceğim giysiyi ne yapayım ben? Neden buna para vereyim?

Carlings’in dijital koleksiyonunun
satış sürecini anlatan videodan
ekran görüntüleri,
kaynak: Carlings Instagram hesabı

Bu proje, giyinmenin başka bir işlevine dikkat çekiyor: Sosyal medyanın sadece ‘görünmek’ için giyinmeyi kışkırtmasına, dolayısıyla bir fotoğraflık giyilen sonra da atılan kıyafetlerin oluşturduğu tüketim faciasına cevaben tasarlanmış. Ve bu çılgınlığın dünyanın doğal kaynakları üzerindeki etkisine dikkat çekmek için, bu koleksiyondan elde edilen kârın %100’ünü, herkesin suya erişimini hedefleyen WaterAid’e veriyor. Yani marka için son derece akıllıca bir reklam kampanyası olmanın yanı sıra —Carlings’in dijital olmayan birçok ürünü de var— kendi içerisinde bir eleştiri olma özelliği taşıyor.

Bu yazıya başlamamla bitirmem arasında geçen birkaç günde sold out* olan koleksiyonun satış süreci ise, sitede yazdığı şekliyle şöyle:

1. Ürünü seç,
2. Fotoğrafını yükle,
3. Siparişi ver,
4. Bir tasarımcı seni sanal olarak giydirsin,
5. Fotoğrafı sosyal medyada paylaş.

Yani sosyal medya, sürecin bir parçası olarak tasarlanmış. Verdiği sosyal mesajı bir kenara bırakıp ürünün kendisine bakarsak, fikir yavaş yavaş o kadar saçma gelmemeye başlıyor: Son günlerde sosyal medyanın her yanını saran Zepeto gibi çeşitli uygulamalarla kendi dijital kopyamızı yaratıp giydirmeye bayılıyoruz. Sadece bir fotoğraf çekmek için giyinip süslenmek, artık pek yadırganamayacak kadar yaygınlaşmış bir davranış. Bu durumda, ‘gerçek’ kendimizi dijital olarak giydirmek bir alışkanlık hâline gelse, buna kim ne kadar şaşırabilir ki?

* Tükendi. Koleksiyonun tekrar yüklenip yüklenmeyeceğine dair bir bilgi yok.

dijital kültür, Eda Çakmak, moda, sosyal medya