Kafkaesk Bir Absürt Kara Mizah Örneği: Korkusuz Korkak
Ekonomi Politiği
Yeni Hollywood’a Girişi: Head
Yeni Hollywood, Amerikan karşı kültürünün sinemadaki tezahürü olarak ortaya çıktıysa da bununla sınırlı kalmadı. ABD Başkanı Richard Nixon’ın Vietnam Savaşı için getirilen zorunlu askerliği 1972-1973 yıllarında kademeli olarak kaldırmasıyla, en geç de Amerikan ordusunun 1975’te Vietnam’dan çekilmesiyle birlikte Yeni Hollywood’un karşı kültürden beslenen bu ilk döneminin sona erdiği söylenebilir.
1960’ların ilk yarısı boyunca Amerikan alt kültürü karşı kültüre dönüşme sürecine girmiş, 1964-1965 arasında bu süreç politik olarak olgunlaşmış, 1966’dan itibaren de karşı kültürün eşiğine gelinmişti. Nitekim aynı yıl, bu yeni kültürün müzikteki yansımaları görülmeye başlandı. 1965 tarihli Rubber Soul adlı albümüyle ilk defa dinlemeye değer bir müzik yapan The Beatles, 1966’da çıkan Revolver adlı albümüyle “hippi müziği” yapmaya başlayarak kariyerinin olgunluk dönemine girdi. Jefferson Airplane ve Buffalo Springfield’ın ilk albümleri de bu yıl yayımlandı.1 Karşı kültürün eşiğine gelen alt kültürün sinemadaki ilk tezahürü ise yine aynı yıl gösterime giren, Roger Corman’ın yönettiği The Wild Angels’tır.
Hollywood’un sinema anlayışını dönüştürme becerisi taşıyan Bonnie and Clyde (yön. Arthur Penn, 1967) ve The Graduate’ın (yön. Mike Nichols, 1967) ardından, Yeni Hollywood dönemini asıl başlatan film olan Targets (yön. Peter Bogdanovich, 1968) gelir. Bu andan itibaren Yeni Hollywood’un karşı kültür ekolü de diyebileceğimiz ilk yönetmen (ayrıca senarist, yapımcı ve oyuncu) kuşağının eserlerini görmeye başlarız. Peter Bogdanovich, Francis Ford Coppola, Warren Beatty, Stanley Kubrick, Dennis Hopper, Mike Nichols, Woody Allen, Bob Fosse, Robert Benton, Arthur Penn, John Cassavetes, Alan J. Pakula, Paul Mazursky, Bob Rafelson, Hal Ashby, William Friedkin, Robert Altman ve Richard Lester, Peter Biskind’in ifadesiyle “ilk dalga” içinde yer alan yönetmenlerdir.2 Quentin Tarantino’nun tasnifi ise biraz daha farklıdır. Robert Altman, Bob Rafelson, Hal Ashby, Paul Mazursky, Arthur Penn, Sam Peckinpah, Frank Perry, Michael Ritchie, William Friedkin, Richard Rush, John Cassavetes ve Jerry Schatzberg, Tarantino’nun tabiriyle 1960’lar sonrasının “düzen karşıtı auteur yönetmenler” kuşağını oluşturur. Bu kuşağın içinde, güçlü eserler ortaya koymakla birlikte pek üretken olmayan başka yönetmenler de vardır: Floyd Mutrux, Alan Arkin, Ossie Davis, Paul Williams, James Frawley, Stuart Hagmann, Melvin Van Peebles, James Bridges, Monte Hellman, Harvey Hart, o zamanki hâlleriyle Coppola ve Brian De Palma, ayrıca Easy Rider (1969) üçlüsü Dennis Hopper, Peter Fonda ve Jack Nicholson. İşte bunlar Hollywood tepelerinin hippileri ve Malibu sahillerinin beatnik’leridir.3 Her iki kümede de yer alan Bob Rafelson ise Hollywood’u dönüştürmek için ilk somut adımları atan yapımcı ve yönetmenlerden biridir.
Rafelson şapka imalatçısı bir babanın oğlu olarak 1933’te Manhattan’da dünyaya geldi. Kendisinden epey büyük olan kuzeni Samson Raphaelson ünlü bir yazar ve senaristti. Bir burjuva ailesinin içine doğan Rafelson hâliyle maddi sıkıntı çekmedi. Lise yıllarında sık sık evden ve yatılı okuldan kaçarak Arizona’da rodeo yaptı, bir caz grubuyla Meksika’da çaldı, hatta ticaret gemileriyle okyanus ötesi yolculuklara çıktı. Felsefe eğitimi aldığı Dartmouth College’dan 1954’te mezun olduktan sonra askere alındı ve Japonya’ya gönderildi. Buradaki bir askeri radyo istasyonunda DJ’lik yaptı, Japon filmlerine İngilizce altyazılar hazırladı ve Shochiku adlı Japon film şirketi için danışman olarak çalıştı; bu şirketteki görevi, ABD’de filmlerin nasıl kâr getireceği hakkında akıl vermekti. Bu dönemde Japon sinemasından etkilendi, özellikle de Yasujirō Ozu’nun filmlerine hayran kaldı.4 Amerika’ya döndükten sonra birçok film yapım ve dağıtım şirketi için yardımcı yapımcı olarak çalıştı. Yeni Hollywood’a uzanacak yolu yürümeye ise 1965’te, o zaman Columbia Pictures’ın televizyon kolu olan Screen Gems için çalışırken, yapımcı Bert Schneider’la tanıştıktan sonra başladı. Aynı yıl ortak olarak Raybert Productions’ı kurdular.5
Schneider’ı arkasına alan Rafelson, The Beatles elemanlarının kendilerini canlandırdığı A Hard Day’s Night (yön. Richard Lester, 1964) filmini televizyon dizisi olarak çekmek istediğini Screen Gems’in yöneticilerine bildirdi. Şirket, Raybert yapımı olarak hazırlanacak bu dizi projesini satın aldıysa da elde The Beatles gibi bir grup yoktu. Bunun üzerine Rafelson ve Schneider dört yakışıklı genç adam buldu ve Columbia aracılığıyla onlar için profesyonel bestecilere hit şarkılar yazdırdı. Böylece The Monkees adlı rock grubu ortaya çıktı. Grupla aynı adı taşıyan televizyon dizisi 1966’da yayınlanmaya başlar başlamaz muazzam bir ilgi gördü. Dolayısıyla Rafelson ve Schneider epey para kazandı. Rafelson’ın Holywood’daki villası misafirlerle dolup taşmaya başladı. Jack Nicholson, Dennis Hopper ve Henry Jaglom da bu misafirler arasındaydı. Yaklaşık on yıldır B-filmlerde rol alan ve dönem itibarıyla kariyeri pek parlak görünmeyen Nicholson çok geçmeden Rafelson ve Schneider’la yakın dost oldu.
The Monkees’in ikinci sezonu da ilki kadar başarılı gidiyordu; ta ki grubun gerçek müzisyenlerden oluşmadığı anlaşılana kadar. Aslında dizinin yapımcıları bu gerçeği halktan saklamamıştı, ancak The Beatles’ın yerli muadilini bulan halk durumu görmezden gelmişti. Basının hatırlatmasıyla halk uyandı. Bunun üzerine The Monkees elemanları şarkıları kendileri yazmaya başladıysa da büyü bozulmuştu. İkinci sezonun ardından dizi 1968’de yayından kaldırıldı. Zaten bu aşamada Rafelson da televizyon işlerinden bıkmıştı. Artık sinema filmi yönetmek istiyordu. Krizi fırsata çevirerek, yine The Monkees aracılığıyla sinemaya açılmayı düşündü. Bir popüler kültür ürünü olarak tasarlanan, gerçek bir müzik grubu olmayan The Monkees’i popüler kültürü reddetmek için de kullanabilirdi. Üstelik bunu avangart bir şekilde yapmayı başarırsa Avrupa sinemasını Amerika’ya taşıyarak hem sanatsal hem de ticari niteliği yüksek olan bir film ortaya koyabilirdi. Derdini Nicholson’a anlattı. Beraber marihuana tüttürüp LSD aldılar, o kafadayken sahillerde turlayarak filmin taslağını oluşturdular. Tabii ki o kafada yazdıkları filmin adı da kafadan bağımsız düşünülemezdi. Nitekim filmin adı Head oldu.
Head, dönemin başlıca politik ve kültürel imgelerinin derlenmesiyle ortaya çıkan bir kolajdır. Başlangıç sekansında, inşaatı tamamlanan yeni bir köprünün açılış töreninde konuşmaya çalışan belediye başkanının sözü, arkalardan koşarak gelen Monkees elemanlarının kurdeleyi göğüslemeleriyle kesilir. Polisten kaçtıkları anlaşılan elemanlar denize atlamayı tercih eder, denize atladıktan sonra da psychedelic bir yolculuğa çıkar. Bir sonraki sekansta Monkees hayranı bir genç kadın sırayla grup elemanlarıyla öpüşür. Hiçbirini çok beğenmediği için de çıkar gider. Bu sekans serbest aşkın [free love] bir tezahürü olsa gerektir. Kadın odadan çıktıktan sonra grup elemanlarından biri aynaya bakar, aynadaki yansıması da küçük bir televizyon ekranı olarak beyaz perdenin sol üst köşesine yerleşir. Bu aşamada filmin açılış şarkısı başlar: “Hey, hey, biz, The Monkees’iz / Bilirsin ki eğlendirmeyi severiz / Fabrikasyon bir imgeyiz ve yoktur felsefemiz / Umarız ki hikâyemizi seversin, aslında var olmasa da / Ama daha eğlenceli olduğu söylenir, bir hikâye olmayınca.”6 Filmi gayet iyi tanıtan bu şarkı devam ederken yeni televizyon ekranları da perdeye eklenir. Bu ekranların her birinde filmin gelecek sahnelerinden kesitler yer alır. Ancak şarkının sonlarına doğru sağ alt köşeye yerleştirilen yirminci ve son ekranda beklenmedik bir sahne oynar: 1968’deki Tet Saldırısı7 esnasında Güney Vietnam’da yakalanan Viet Cong8 yüzbaşısı Nguyễn Văn Lém, Güney Vietnam ordusunda tuğgeneral ve o dönem ülkenin ulusal polis şefi de olan Nguyễn Ngọc Loan tarafından tabancayla kafasından vurularak başkent Saigon’da “idam” edilir. Lém yere yığılınca, sağ alttaki ekranda çığlık atan sarışın bir genç kadın belirir. Diğer ekranların tamamında ise Lém’in cansız bedenini görürüz. Sonra kadının yer aldığı ekran asıl ekran hâline gelir ve biz de bu kadının bir Monkees konserinde çığlık atan bir hayran olduğunu anlarız. Bir popüler kültür ürünü olarak Monkees’in imajını tersyüz eden ve Amerikan popüler kültürünün emperyalizmi unutturma işlevini açığa çıkaran bu açılışın ardından film, kurgusal olarak birbirine bağlı olsa da içerik itibarıyla bağımsız sekansların birbirini takip etmesiyle devam eder; tıpkı Monty Python skeçleri gibi.
Bu aşamadan itibaren grup elemanlarını kâh beraber kâh tek başlarına çeşitli maceraların içinde görürüz. Her bir macera ayrı bir film türünde ele alınır. Örneğin savaş filmi türündeki bir sekansta İtalyan ordusuna ait bir tankı bir Habeşistan çölünde görürüz. Biraz ilerledikten sonra tank Monkees’in çölde yolunu kaybeden davulcusu Micky Dolenz’in önünde durur. Tankın içinden çıkan asker, Amerikalı olduğunu anlayınca silahını Dolenz’e teslim eder ve onun tarafından kuşatıldığını söyleyerek savaşmayı bırakır. Sonra başka İtalyan askerleri de gelip teçhizatını Dolenz’in önünde bırakarak ilerler. Bu sahne İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Batı Avrupa’nın yönetici sınıfının nasıl ABD’nin kuklası hâline geldiğini ama kukla olmakla da kendince bir çıkar elde ettiğini gösterir: Özgürlük sorumluluk gerektirir. Sorumluluğu zengin bir patrona yüklersen, özgür olmasan da refah içinde yaşayabilirsin; tabii ki patronun işleri iyi gittiği sürece (SSCB ve Doğu Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkinin de aşağı yukarı böyle olduğunu belirtmek gerek). İtalyan askerleri ortadan kaybolunca Dolenz tanka biner ve tankın namlusunu çölün ortasındaki bir Coca-Cola otomatına çevirip ateş eder, sonra da bir bedevi çadırında dansözlerle eğlenir. Hippiler emperyalizmin foyasını açığa çıkarmış ve pek bilmeseler de meraklı oldukları Doğu’nun sefahat âlemlerinde, barış ve huzur içinde yaşamaya başlamıştır.
Birbirini izleyen sekanslar boyunca grup elemanları gerçek bir rock grubunda yer aldıklarını ve gerçek insanlar için şarkılar yazdıklarını kanıtlamaya çalışır ama her seferinde yapımcıların ve yönetmenin müdahalelerine maruz kalır. Bazen film platosundaki dekorları parçalayıp, fondaki perdeyi yırtıp kaçarlar, bazen de kaçarken The Big Victor adlı dev tarafından kovalanırlar. Eski Hollywood’un meşhur aktörlerinden Victor Mature’un canlandırdığı bu karakter geleneksel stüdyo sisteminin henüz doğmakta olan Yeni Hollywood’a tepkisini gösterir. Ne var ki Monkees elemanları aslında hiçbir şeyi kendi iradeleriyle yapmamıştır. Her şey senaryo gereği yaşanır.
Filmin sonlarına doğru işler iyice karışır ve elemanlar yine kaçmak zorunda kalır. Her zamankinden daha kalabalık bir güruh tarafından kovalanan grup elemanları can havliyle koşarken bir köprünün açılış töreni için bekleyen insanların arasına dalar; belediye başkanının kesmesi gereken kurdeleyi göğüsledikten sonra da başka çıkar yol bulamadıkları için denize atlarlar. Ancak bu sefer denizin dibinde psychedelic bir yolculuğa çıkmazlar; çünkü bir tam döngüyü tamamlayan film burada sona erer.
*
Ağustos 1968’de Los Angeles’ta ön gösterime giren 110 dakikalık film seyirciler tarafından pek beğenilmeyince tekrar kurgulanarak 86 dakikaya düşürüldü ve 6 Kasım 1968’de New York’ta gösterime girdi, ancak bu hâliyle de pek ilgi görmedi. Monkees’in ergen hayranları grubun özenle yaratılan imajını yıkan bu filmle ilgilenmedi; ebeveynleri ise çocuklarının hayran olduğu bu “zibidileri” merak bile etmedi. Keza eleştirmenler de filmi ciddiye almadı. 750.000 dolarlık bütçesi olan Head pek gişe geliri de elde edemedi fakat zamanla kült mertebesine ulaştı. Buna karşılık Rafelson’ın yanı sıra Nicholson ve Schneider da bu film sayesinde Yeni Hollywood’a adım atmıştı. Head gösterime girdiğinde başarılı olamasa da Raybert Productions yoluna hızla devam etti; en azından birkaç yıl için.
Raybert’in ürettiği ilk film olan Head’i Easy Rider (yön. Dennis Hopper, 1969) takip etti. Bu film sayesinde karşı kültür sarsıcı bir şekilde Hollywood’a taşınmıştı. Easy Rider’ın gösterime girmesinden çok kısa bir süre sonra, o sırada Screen Gems’te çalışan Stephen Blauner çocukluk arkadaşı Schneider’a, dolayısıyla da Rafelson’a katılarak Raybert’a ortak oldu. Artık şirketin adı BBS Productions’tı; yani Bert, Bob ve Steve. Easy Rider’la umulmadık bir kazanç elde eden BBS yöneticileri, üretecekleri yeni filmleri satın alıp dağıtması için Columbia’yla altı filmlik bir anlaşma yaptı. Columbia’nın tek şartı hiçbir filmin maliyetinin bir milyon doları aşmamasıydı. Bunun üzerine BBS, Yeni Hollywood’un “ilk dalga”sının en kült filmlerini üretmeye başladı.
Rafelson’ın yönettiği Five Easy Pieces (1970) sayesinde Nicholson nihayet birinci sınıf bir aktör hâline geldi, hatta ilk filmini de yönetti: Drive, He Said (1971). Bunu Henry Jaglom’ın ilk filmi A Safe Place (1971) takip etti. Bogdanovich’i Yeni Hollywood’un en meşhur yönetmenlerinden biri hâline getiren The Last Picture Show da bu iki film gibi 1971’de gösterime girdi. Rafelson’ın yönettiği The King of Marvin Gardens 1972’de gösterime girecekti. BBS’in ürettiği son film, 1974’te gösterime giren Hearts and Minds oldu. Peter Davis’in yönettiği bu film Vietnam Savaşı’yla ilgili bir belgeseldi. Film 1975’te “en iyi belgesel” dalında Oscar ödülü kazansa da yapımcı Schneider barış görüşmeleri için Paris’te bulunan Viet Cong heyetinin kendisine çektiği telgrafı törende okuyunca ortalık karıştı. Bu olaydan sonra BBS, Hollywood içinde tecrit edildi. Easy Rider’dan beri zaten fazla kâr edemeyen şirket bu tecritle başa çıkamadı. Üstelik zamanın ruhu tekrar değişiyor, Yeni Hollywood’un ilk dönemi sona eriyordu. Rafelson ve Schneider arasındaki çatışma da bunlara eklenince, bu ilk dönemin perdesiyle birlikte BBS de kapandı; ancak bıraktığı miras kalıcı oldu.
1. Todd Gitlin, The Sixties: Years of Hope, Days of Rage (New York: Bantam Books, 1993), 214–221.
2. Peter Bisking, Easy Riders, Raging Bulls: How the Sex ‘n’ Durgs ‘n’ Rock ‘n’ Roll Generation Saved Hollywood (Londra: Bloomsbury, 1999), 15.
3. Quentin Tarantino, Cinema Speculation (New York: Harper, 2022), 160-161.
4. Tarantino’nun Once Upon a Time in... Hollywood (2019) adlı filmindeki ve 2021’de yayımlanan aynı adlı romanındaki Cliff Booth karakterinin Rafelson’ın Japonya’da geçirdiği dönemden de ilhamla yaratılmış olduğunu düşünebiliriz.
5. “Bob Rafelson”, Wikipedia, erişim tarihi: 24 Ekim 2025.
6. “Hey, hey, we are the Monkees / You know we love to please / A manifactured image with no philosophies / We hope you like our story although there isn’t one / That is to say, there’s many that way there is more fun.”
7. Tet Saldırısı: Kuzey Vietnam ordusu ve Viet Cong’un 30-31 Ocak 1968 tarihlerinde ABD ve Güney Vietnam ordularıyla onların müttefiklerine karşı başlattığı saldırı harekâtı.
8. Viet Cong: Güney Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (1960–1974) Vietnam dilindeki kısaltması.
altkültür, Amerikan sineması, Bob Rafelson, film, Head, Jack Nicholson, karşı kültür, Murat Can Kabagöz, sinema, Yeni Hollywood