Sevgili Elagöz,
Yani, Siz Mutlu Gözler. Gülümsettin beni. Düşündüğüm bin tane şeye mektubunda cevap buldum. En temelinde şuna: Neden parça parça yazdığıma. Sana bundan bahsedecektim. Sevgililerimden biri mektuplarımızı takip ediyor. Neden daha uzun yazmadığımı sordu. Anladın mı? Ben sizin sayenizde nasıl düşündüğümü anladım. Düşüncenin yollarını değiştirirsem nasıl yazdığımı da değiştiririm. O kadar büyük bir manzara açıldı ki karşımda her şeyi anladım. Sen de o manzaranın başka uçlarından birindesin, zaten görüyordun tamamını, işte aramızdaki fark bu. Sana inancımın sebebi de bu, kaç roman çıkar bilirim. Seni, yazabildiğini bu yüzden biliyorum. Burası suskun kalacağımız yer. Anlaştık bile, hiç korkma.
Benzer gerçeklikleri yaşayan iki farklı kişinin varlığı beni mutlu eder. Uzun zamandır beni bu kadar, nasıl desem, hoşnut eden bir betimleme duymamıştım. Düşünmenin, konuşmanın, yazmanın ve hatta küsüp hiç konuşmamanın bile sebebi bu değil mi, yalnızlığı aşmak.
fotoğraf: Ezgi Alkan
Bulunduğum yerle, birlikte yaşadığım insanlarla kurduğum bağları düşündüm yazdıklarını okuduktan sonra. Bir yarık yüzünden kopan bağlarının karşısına benim kök arayışım denk düşüyor, ne acayip. Seninki daha doğal görünüyor bana. Kendi arayışımı ise biraz kitapların, terapilerin, çağın kurbanı olmak sayıyorum. İnsan dediğin yürür, uzaklaşır gider. Evrim dediğin de böyle bir şey, büyümek de anlamak da. Gereklidir yükselmek. Ben niye geri dönüp duruyorum, onu da bir düşüneyim bakalım. Bir soru düşünce aklıma, cevabı hiç ummadığım anlarda bulurum ve şaşırırım. “İyi de bunu zaten biliyorum” derim. Ama ilk defa anlayarak yaşamış bulunurum. Yine böyle olacak, demedi deme.
Mektupların sıklığını takma kafana. Sen yaz, o yeter. Ben de tek postaya sığan mektuplar göndereceğim sana hem. Aralık ayına az kaldı. İkişer mektup daha yazıp bitireceğiz. Bitirmek de kolay olmayacak ama, sana hitaben yazmaya çok alıştım, gelen yanıtları senin sesinle okumayı çok sevdim. Sen “Aylarca önce şöyle demişiz” diye bahsedince, hakikaten, başladığımız yerde olmayışımıza sevinerek şaşırdım. Aralıkta nerede olacağımıza başımı uzatıp bakmak istedim.
fotoğraf: Ezgi Alkan
Sana katılıyorum. Havadan sudan konuşmaları es bile geçmeyip, zaten oraya hiç değmeden, öylece bir konuya dalıverdiğimiz sohbetler kadar güzeli yok. Bazen elini kolunu sallayıp, olmadık yerlerde sesini yükseltip, aynı soruya cevap aramak üzere sustuğun birileriyle, tercihen gülerek. Zor. Kültürel bazı şeyleri aşmak ciddi emek istiyor. Lafın ucu bir başkasına, kendine bile dokunmadan konuşmayı öğrendiğinde aynısını yapan başkalarını da bulmak zorundasın. Kültürel dedim ama nedeni başkadır belki, bilemiyorum. Düşüncenin bizzat kendisi mülki bir şey, yanılıyor muyum? Kimsenin sahiden ne düşündüğünü bazen anlayamıyorum. Bu şeyi düşünen kişi olmak daha önemli, non? Cümle alışverişi aslında bu. Gel canım, şimdi birlikte düşünelim, go! Bunu yapmak zor işte, sadece konuşmakla, düşünmekle ilgili şeyler değil bunlar, hayatını nasıl yaşadığını da gayet iyi gösteren bir tavır meselesi.
Küçük bir kelime şakası bana, benden de sana: Düşünce tutunamaz. Şakasız versiyonu ise şöyleydi: “Düşünce hiç kimseye dayanmamalı, düşünce tutunamaz ki, benim düşüncelerim durulamaz!” dedi Ç. Sonra da başkalarından sık alıntı yapan yazarlara kızdı biraz. İsmindeki şu çentik, ç’nin kancası güldürüyor beni. Ne kadar kendi gibi bir insan, söyledikleri kadar.
fotoğraf: Ezgi Alkan
İstanbul’daki güzel bir şeyi anlatacağım sana. Bir sergi: Aklın Manzaraları. Ali Kazma’nın arşivi diyelim kısaca. Bence düşünceler arşivi, hatta koleksiyonu. Bize “Hayat nasıl yaşanır hiç düşündünüz mü?” diye soruyor ama yanında kendi cevaplarını da getirmiş. Orhan Pamuk’la ettiği sohbetten bir kesit var video işlerinden birinde. Ali Kazma motosikletle nerelere gideceğini anlatırken bir dağın adı geçiyor, o dağın eteklerinden yola devam edecekmiş. Orhan Pamuk hemen araya girip aşağı yukarı şunları söylüyor: Uzaktan göreceksin dağı, sen yaklaştıkça dağ büyüyecek, uzaktan gördüğün bir şeye yakınlaşıp sonra yanından geçip gideceksin. Böyle söylüyor işte. Şimdi ben soruyorum, hangisi yaşamak? Bu yazar refleksini öyle çok sevdim ki videonun gösterildiği salondan çıkıp diğer odaya gelince aldığım zevk katbekat arttı. Bu seferkinde de Alberto Manguel konuşuyor, kütüphanesini nereden ve nasıl, ayrıca niye taşıdığını anlatıyor. Aynı anda Pamuk’un sesini duydum yine diğer salondan, yazarların birbirine karışan sesiyle tarifsiz mutlu oldum. Epey hoşuma gitti yani bu sergi. Birbirine değen ve hooop pas geçen nedenleriyle sesler, yazmak, yaşamak, bazen hiç mi hiç anlamamak. Hepsi iyi ve hepsi güzel.
Ama hiç bahsetmedin, neler okuyorsun? Fransızcasını okuyorsundur. Ben Türkçesinden bir Tomris Uyar kitabı okudum en son, tam bir temmuz kitabıydı. Adı Yaza Yolculuk. Bir kadın ki bin kadın, içi bunaltacak kadar sıcak, kumaşları kadife, renkleri boğuk ama komik, yolu da denize hep varıyor, çünkü feci akıllı. Sevmemek mümkün değil. Doğruluğunu tanıyacak yetkinlikte değilim ama ara ara aklıma geliyor, bizim, yani biz Türklerin diyorum canım, romanda başarısızken öyküde bu kadar usta oluşumuz. En azından bu öyküler sahiden iyiydi.
fotoğraf: Ezgi Alkan
Sen bu mektubu aldığında Antakya’da olacağım. Küçük bir çiftlikte konaklayıp hasada katılacağım, uzun zamandır istiyordum. Şansıma, ağustos boyu havalimanı kapalıymış. Şansıma, araya bir de tren yolculuğu sıkıştırmış oldum. Demiryolları konusu can sıkıcı, insanlar böyle ucuza ve rahat seyahat etmeyi hak ediyor ama birçok istasyon kapalı veya seferler az. Hayrete düşüyorum bazen, Türkiye’deki ulaşım ağı korkunç bir hâlde. Babam yirmi yıl kadar önce “Seyahat özgürlüğü diye bir şey yok” dediği zaman ona çok kızmıştım, Türkiye’yi gezmeye başladığımdan beri onun dolaylı haklılığını maalesef kabul eder gibi oluyorum.
Son bir zırva sana: Geçenlerde, hayatımda ilk defa bir astrologla görüştüm ve doğum haritama baktırdım. İlkin şunu sordu: “Hayallerin neden bu kadar küçük?” İnsan bilemiyor ki hayallerinin koca dünyada ne kadar yer kaplayacağını. Korkuyor bazen. Neyden? Düşünsün bunu da Ezgi. Güzel bir görüşmeydi, belki ayrıca anlatırım sonra.
Seyahatlerinden kalanları yaz bana, gördüklerini bilmek isterim. Gözüne takılanları desem daha doğru olur. Henüz gelmemiş diğer ağustos günlerinin turuncu sıcaklığı, hüznü ve devinimiyle.
Seni seviyorum,
Ezgi
01.08.2025
Ali Kazma, Antakya, demiryolu, Ezgi Alkan, gezi, Gümüşlük, İstanbul Modern, mektup, Myndos Adası, Paris-İstanbul Mektupları, seyahat, Tomris Uyar, Tunceli