Akhmed Kaipbergenov büyükbabasına seslendiği mektubunda şöyle diyor:
“Aral Denizi’ni düşündüğümde aklıma gelen, haritalar ya da istatistikler değil, senin avludaki sesin. Bir zamanlar her gün evden Torongul ağacına kadar yürüyüp geri dönüyordunuz. Küçük bir hareketti tekrarlanan… Belki de bizim için mümkün olan şey budur: Küçük hareketler, özenle tekrarlanan.”1
Özbekistan’dan selamlar!
Yazarken anlıyorum ki bu metin denizi özleyen bir tasarımcının göç öyküsünü dönüştürmesi için yazıldı. Tıpkı The Aural Sea pavyonunun da Aral Denizi’nin Aral Çölü’ne dönüşmesini bir felaket olarak değil, ekosistemin dönüşümü olarak ele alması gibi. The Aural Sea yeni mitsel anlatıların oluşumu ve değişen iklim hâlleri için bir zemin olarak kurgulanıyor. Tam da bu nedenle Kaipbergenov’un dedesinin sesi 2026’da Venedik’te duyulabiliyor.
Buranın denizi Aral imiş… Şimdi ise Aral Gölü mü? Aral Denizi mi? Aralkum Çölü mü? Ben bunları anlamaya çalışırken Özbekistan’ın The Aural Sea pavyonu Venedik Bienali 61. Uluslararası Sanat Sergisi’ne katıldı. Bu sayede mitlerin ve masalların insan dışıyla kurduğumuz ilişkiyi anlamanın ve aktarmanın en sürdürülebilir yollarından biri olduğunu bir kez daha anlama fırsatım oldu. The Aural Sea’yi Venedik Bienali’nde ziyaret etmeye fırsat bulamadıysam da Uzbekistan Art and Culture Development Foundation (ACDF) desteğiyle basılan kataloğu okuma şansım oldu. The Aural Sea’nin iki kapağı var: The Aural Sea ve The Reader.2
The Aural Sea kataloğunun ön ve arka yüzü, fotoğraf: Melis Baloğlu
The Aural Sea küratoryel kararların ortaya koyulduğu ve sanatçılarla diyaloğun aktarıldığı kısım.3
“Rüzgâr essin isterseniz / ‘Aydar hey Aydar’ diye sesleniniz.”4
The Reader başlıklı bölüm ise Karakalpak kültürünün mitlerinden, masallarından, rüzgâra ve yağmura söylenen dizelerden, Aral Denizi’nde geçen maceralardan ve denizi koruma hikâyelerinden oluşuyor. Bu mitler de izleyicinin pavyonu anlaması için zemin hazırlıyor.
The Aural Sea kataloğu,
fotoğraf: Melis Baloğlu
The Aural Sea, Aral Denizi’nden geriye kalan tuz kristallerini, rüzgârla saçılan kumu, denizden geriye (hayatta) kalan insan dışı birer aracı olarak görmeyi sağlıyor. Steinberg ve Peters’ın wet ontologies yaklaşımını açıklarken belirttiği gibi, denizle ilgili olan şeyler öngörülemeyen şekillerde suyun üzerinde hareket edebilir, onun içine dalabilir ve ondan çıkabilir.5 Aral Denizi’nden çıkıp Aralkum Çölü’ne dönüştüğü noktada, çölde etrafa yayılan kum taneciklerinin kurduğu yeni mekânlarla mitleri yeniden inşa edebiliriz. Bu mikro uçuşkan/akışkan mekânlar insan dışı varlıklara sığınak olmaya devam eden ve iklimi yeniden kuran tanecikler olarak ele alınıp yeni bir ekosisteme dönüşmeye başladı bile…
Bu yeni ekosistem mitlerden, şiirlerden, sanatçılardan, mimarlardan, anneannelerden, dedelerden, rüzgârdan, susuzluktan, balıklardan ve kumdan oluşuyor. Bir de coğrafi hüznü dönüştüren, hikâyeleri taşıyan ve özenle yinelenen yavaş hareketlerden…
1. Karakalpaklı yazar Akhmed Kaipbergenov, kuşaklar arası diyaloğu büyükbabasının (Tolepbergen Kaipbergenov) edebi mirasına yanıt vererek sürdürüyor. Mektup, Aral Denizi’nin tarihini ve yaşanan çevre krizini bir direnç alanı olarak ele alıyor. Uzbekistan Art and Culture Development Foundation (ACDF), 2026, 11.
2. The Aural Sea kataloğu, Buhara Bienali Küratoryal Okulu ve Diana Campbell’le birlikte ACDF insiyatifiyle oluşturulmuştur ve Gayane Umerova, Özbekistan Sanat ve Kültür Geliştirme Vakfı’nın başkanının görevlendirmesi üzerine basılmıştır. Küratoryel ekip: Sophie Mayuko Arni, Aziza Izamova, Kamila Mukhitdinova, Nico Sun ve Thái Hà.
3. Sanatçılar: Jahongir Bobokulov, Zi Kakhramonova, Aygul Sarsen, Zulfiya Spowart, Xin Liu, A.A. Murakami ve Nguyen Phuong Linh.
4. Özbekistan Cumhuriyeti Bilimler Akademisi kütüphanesindeki R-586 envanter numaralı Karakalpak Halk Bilimi (2014) derlemesinde de aktarıldığı gibi. Aktaran: ACDF, 2026, 17.
5. P. Steinberg ve K. Peters, “Wet Ontologies, Fluid Spaces: Giving Depth to Volume through Oceanic Thinking”, Environment and Planning D: Society and Space 33(2) (2015): 247–264.
çağdaş sanat, deniz, ekosistem, Melis Baloğlu, mitoloji, Özbekistan, sanat, su, The Aural Sea, Venedik Bienali