Sisli Mavi
Yıkıcı gözlerini odanın üzerinde gezdirdi, daha fazlasını istercesine. Vazoları ve çiçekleri kavradı, zemin boşmuşçasına zemini doldurdu. »
Taşıdığı kutuların ağırlığından bedenini taşıyamıyor gibiydi. Alnından süzülmeye başlayan damlalarla kendini asansöre sürükledi. Kumral saç tellerinin bazıları alnına sabitlendi. Kutuları asansörün kirlenmiş zeminine usulca bıraktı. Asansör on ikinci kata tırmanırken uykudan uyanırcasına gözlerini açtı. Gözlerini kapatmıştı aklına Mert ve Gamze düşünce. Kendini bir an sobada korun bittiği, ağaç dallarının pencereye dolandığı bir pazar sabahında buldu. Battaniyenin altında birbirlerine sarılarak el ele izledikleri çizgi filmlerin tatlı kıpırtısı sardı bedenini. Mert ve Gamze’nin saçlarından öptü, kırda rüzgâra karşı uçuşan bir kelebeğe dönüştü. Bağımsız, yeşermiş, sancısız. Asansör on ikinci kata geldiğinde kolları kutularla dolmuş inmeye hazırdı. Adımları katları delip toprağa batacakmış gibi ağırlaşmıştı. Adımlarını yok saydı. Camdan kapılar hızlıca aralandı. Ofisin soğuk renkleri yüzünü yıkamıştı. Onu gören siyah saçlı sekreter gülümsedi. “Merhaba, kutuları ofisin sağ tarafındaki odaya götürmeniz gerekiyor, yardım etmemi ister misiniz?” “Teşekkür ederim.” diye bağırırcasına sekreterin yanından uzaklaştı. Kutulardan da ofisin nefessizliğinden de boğulmaya başlamıştı. Zeminden gözlerini ayırmadan adımlarının onu hızlandırmasına eşlik etti. Işık cümbüşüyle dolu odayla karşılaştığında bedeni titredi. Kutuları fırlatırcasına kollarından zemine akıttı. Gözlerini zeminden ayırıp kafasını kaldırdığında bir grup konuşan kadın gördü. Masalarının başında oturan. Önlerinde bilgisayarları. Çekici yüzleri, permalı saçları, manikürlü, renkli, parıldayan tırnakları, desenli kıyafetleri. “Ben geçen ay gittim, çok güzeldi. Adanın bütün çevresini yürüyerek gezdik, hava sıcak olmamasına rağmen.” “Biz geçen yaz gitmiştik plajına. Beş gün kaldık, hiç gelesim gelmedi.” “Denizi çok güzel, masmavi.” “Başka bir dünyada yaşıyormuşsun gibi.” Kadınların konuşmalarını duydu, fark etti. Kafasını kaldırınca. Kafasını çevirince kadınların baktığı yeri gördü. Küçük bir kara parçası, maviliklerin arasından yarışan. Bulutların örttüğü özgür kara parçasına yaklaşan gemiler. Karınca gibi. Gözlerinin ışıltısını yüreğinde hissederken kalakaldı. “Kutuları yüklenmeseydin keşke böyle. Yorulmuş gibisin.” dedi, sarı saçlı, topuklu çizme giyen kadın. Duyduğu cümleyle kalakaldığı yerde irkildi. “Önemli değil.” dedi kendini zorlayarak. Ofisten çıktığında nefes nefeseydi. Dışarıda bıraktığı nefesler ondan hesap soruyordu. Sırası değil diye düşündü. Asansörü çağırmadan merdivenlere yüklendi. On iki katı var gücüyle tüketti. Soluğu deponun aydınlığında alana kadar. Yere çöktü, kendini çatırdamış duvara yasladı. Gözlerinden dudaklarına süzülmeye başlayan damlaları müdahale etmeden izledi. Ardından gözlerini sımsıkı kapadı. Maviliklerin içinden yükselen kara parçası zihninde canlandı. Çocuklarını adanın kumsalında amaçsızca koştururken hayal etti. Denizin dalgalarıyla dans ettiklerini, ayaklarının kumlara gömüldüğünü, küçücük dünyalarını kocaman bir dünyaya açtıklarını, gözlerinin masmavi bir ışıkla parıldadığını. “Zeynep iyi misin?” “Zeynep?” dedi depo amiri, Zeynep’in koluna hafifçe dokunarak. Birbirine yapışmış kirpiklerinin arasından gözlerini araladı Zeynep. “Çok işimiz var, sayım yapmamız gerekiyor daha. Kalk hadi.” Zeynep ayağa kalktı, elleriyle gözlerini sildi.
Ağır ve gösterişsiz ayakkabılarını dolabına koydu. Parçalanmaya başlamış iş kıyafetini poşetine tıkıştırdı. Evde söküklerini tekrardan dikecekti. Mert ve Gamze eve varmış mıdır acaba diye düşündü. Yemek yapması gerekiyordu. Hızlıca çoraplarını ve ayakkabısını ayağına geçirdi. Sabah kitapçıdan aldığı kitapların olduğu poşeti dolabından aldı. Uyumadan önce Mert ve Gamze’yle kitap okuruz diye düşündü. Çantasından cüzdanını çıkardı, Mert ve Gamze’ye harçlık verecek kadar parası kalmıştı. Kahverengi uzun kabanını üzerine geçirdi. “İyi akşamlar!” diye seslenerek depodan çıktı. Mert ve Gamze’yle akşam aynı saatte evde olmak için güneşin ilk ışıkları belirmeden onları okula bırakmıştı. Gün boyu karanlığın tekrardan hakimiyetini kurması için zihninde dakikaları kovalamıştı, ürünleri teker teker raflara dizerken. Zaman akarken ruhunun bedeninde makineleşmesine seyirciydi. Zeynep ürünleri kontrol et, Zeynep stokları say, Zeynep ürünleri paketle, Zeynep ürünleri taşı, Zeynep depoyu temizle, Zeynep ürünleri araçlara yükle, Zeynep… Boşluk, düz, otonom. Soluk ayakkabıları kaldırımda diğer ayakkabıların izlerine karıştı yürürken. Kırmızı ışığın kaldırımdaki kalabalığa yansımasına baktı. İlk defa bugün diye mırıldandı. İlk defa ruhu makineleşmişken bedeninde, zihninde düşler alevlenmişti. Şaşkındı. Yeşil gözlerinin rengi siyahlaştı. Dalgaların eşliğine ses veren kara parçasını gördü. Dağ kütlelerini gözledi, kâğıt gibi pürüzsüzlüğün içinde sonsuzluğa bakarken. Ayakları dalgaların usulca okşayan sesini duydu, akıp giden kum taneciklerini selamladı. Avuçlarına mavilikler koydu, maviliklerin Mert ve Gamze’nin saçlarındaki yolculuğunu izledi. Tuttu küçük ellerinden, adım adım ilerlediler dalgalanan parlaklığın içinde. Su damlacıkları labirent olurken bedenlerinde. Ellerinin suyun yüzeyindeki rengini seyrettiler. Su damlacıkları havada oynaşırken kahkahaları yoğunlaştı kulağında. Kolundaki acıyla savruldu. “Yürüsene be kadın, dikilmiş duruyorsun!” diye haykıran bir ses duydu, yolun karşısına geçen. Yeşil ışığın yandığını fark etti. Tükenmiş adımlarla yolun karşısına geçti. Caddenin gürültüsü üzerinde yürüdü. Ayağına çarpan çelimsiz taşa şiddetle vurdu. Havada kayıp yere inmesini izledi. Tekrardan vurdu taşa, bu kez taşı binbir parçaya ayırmak istercesine. Caddenin endişesinden uzaklaştı, ara sokağa saptı. Sokak lambalarının sarı ışıkları zihninde gümbürdedi, evde perde arkasına saklanan ışıklara karıştı. Mert ve Gamze evdeydi. Anahtarıyla binanın kapısını araladı.
Gülizar mağazaya vardığında karanlığın hükmü yavaş yavaş yitmeye başladı. Yağmurun ıslattığı saçlarını kulağının arkasına attı. Ayakkabılarının rengi çamurdan görünmez bir hâl almıştı. Zemine sürttü ayakkabılarını. Kapıyı ittirdi, içeri girdi. Sarı renklerle dekore edilmiş mağaza hislerini körükleyemedi. Mağazadan kendini bir an önce sıyırma isteğiyle dolup taştı. Kahve kokusunun yumuşak aromasının ciğerlerine dolmasına izin verdi. Rengârenk çiçeklerle dolu genişçe vazolarına telaşlı bir göz attı. Beyaz güllerin ve nergislerin olduğu vazoları mağazanın önüne çıkardı. Nergisleri usulca okşadı. “Bu havada gelmeseydin bari.” Halit, karton bardaktaki kahveyi uzattı. “Güzelim nergisler soldu solacak. Satmam lazım onları. Sağ ol kahve için.” “Bir şeye ihtiyacın olursa söyle.” diyerek mağazaya döndü Halit. Karanfil ve menekşelerin olduğu vazoları mağazanın önüne taşıdı Gülizar. Beyaz güllerin yanına sıraladı. Karanfillerin vazodaki duruşuna ahenk kattı. Mermerin üzerine bıraktığı kahveden bir yudum aldı. Bir anda şiddetli ve kesiksiz bir araba freni sessizliği paramparça etti, eşlik eden acı araba kornalarıyla. Kafasını yola doğru çevirdiğinde trafiğin ortasında şekil bulmuş kumral saçlı, uzun kahverengi kabanlı kadını gördü. Kadının gözleri ve bedeni yola kilitlenmişti. “Kırmızı ışıkta ne diye geçmeye kalkıyorsun?” “Duymuyor musun, yürüsene!” Kadın gözlerini yoldan kaldırdı. Zihninin doluluğu yola saçılmış geçit vermemişti. Toplayamadığı zihniyle kıpırdadı, yolun karşısına yürüdü. Bedeninin bitkin bir duruşu vardı. Durdu, kıyafetlerini çekeledi düzeltmek istercesine. Ardından etrafını süzdü. Gülizar’ın bakışlarına denk gelince hemen gözlerini uzaklaştırdı. Kaldırımda ilerledi, yüzünü yeryüzüne dikmiş. Gülizar nergis demetlerinden birini vazodan aldı. Endişeli ritimde mağazanın önünden uzaklaştı. Kaldırımda adımlarının ritminin huzura kavuşmasını diledi. Kadına yaklaştı, omzuna parmaklarını sakince yerleştirdi. Hışımla arkasını dönen kadının gözlerindeki düş kırıklığı Gülizar’ı sarstı. “İyi misin?” “İyiyim.” dedi kadın. Gülizar elinde tuttuğu nergis demetini uzattı. “Nergisler çok güzel kokar.” “Teşekkür ederim.” dedi kadın, bakışları mahcup. Dudaklarının kenarındaki kıvrımlar belirginleşti, yüzü aydınlanırken. Derin bir nergis kokusu havayı kapladı. Kadın gökyüzüne doğru gülümsedi.