Köprüye Sıkışan
Üç Manzara

Google görsellerde arama motoruna İstanbul yazılınca, ilk birkaç sayfayı dolduran imgeler arasında Galata Köprüsü belirmez. Görsel olarak kolay okunan ve uzak mesafeden hızlıca seçilen Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü, İstiklal Caddesi tramvayı, tarihi yarımada camileri ve Ortaköy Camisi gibi imgeler belirir. Oysa, hem turistlerin hem de İstanbulluların gündelik yaşantısında belirli bir yer kaplayan Galata Köprüsü, diğer İstanbul imgelerine göre ilk bakışta net bir imge yerine daha karmaşık bir ‘manzara’ yaratır. Köprünün hem metinsel hem de görsel anlatısı, köprünün kendisi hakkında olmaktan ziyade bir hat üzerine sıkıştırdığı İstanbul manzarası hakkında olagelmiştir. Metin kapsamında, Galata Köprüsü’nü odağa alan ve tarihte üç farklı noktadan sökülmüş anlatılar eşliğinde, köprü ve dolaylı olarak İstanbul üzerine farklı manzaralar serüvenine çıkma peşindeyim.

1. Kaleydoskopik Manzara

Francis Marion Crawford,1 New York’ta yayımlanan aylık Scribner’s Magazine’in2 1893 yılı Aralık sayısı için “Constantinople” başlıklı yazısının bir bölümünde Galata Köprüsü’nü tasvir eder. Yazar, eşi benzeri olmayan bir köprü olarak tarif ettiği bu mekândan kendi tahminlerince yılda 28.000 kişinin geçtiğini belirtir. Köprünün yapısı üzerine kuru birkaç bilgi verdikten hemen sonra, okuyucuyu dergi sayfalarından köprüyü deneyimlemeye sürükler. Bizi, sıcak günlerde dahi esintinin eksik olmadığı bu köprünün bir köşesine onunla oturmaya ve şekerli veya sade kahveyle sigaramızı yakıp manzarayı birlikte izlemeye davet eder.

Crawford neredeyse bir flanör deneyimiyle, köprüden geçen kalabalığı, gelip geçen vapurları ve kentin gündelik akışını izlemekten keyif alır. Durduğu yer sabittir; flanör gibi sürüklenmez. Köprüde ‘Avrupalıların’ bilmediği sakin bir köşe keşfettiğini belirten yazar, saatlerce rahatsız edilmeden bir ‘manzara’ olarak gördüğü karmaşayı betimlemeye başlar. Özellikle “The scene is dazzling and kaleidoscopic in its variety of color and quick motion.”3 yorumu, bir yandan durağan olmayan bir manzaranın temsilini ortaya koyarken bir yandan da tek tek seçilemeyecek elemanların beraber bir araya gelerek oluşturduğu bir anlatı biçimini ortaya koyar.

Kaleidoscopic kavramı ilginç gözükmektedir. Türkçeye çiçek dürbünü veya kaleydoskop olarak çevrilen 19. yüzyıl başı icadı, aynalar ile farklı desen görüntüleri elde etmeye yarayan aletin bir sıfat olarak da dilde hemen yer edindiği belirir. Crawford da gördüğü manzarayı tam da bu icadın göz kamaştıran gücü ile betimlemeyi uygun görür. Bu sıfat yardımıyla manzaraya “çabuk değişen”, “sürekli değişen” gibi anlamlar yüklenerek neredeyse sinematografik bir değer atfedilir. Yazar, monokrom veya sabit bir imge yerine, göz kamaştıran çok renkli ve sürekli değişen bir imgenin anlatısı peşindedir:

“Kahvehanenin açık penceresi önünde oturduğunuzda, aceleyle koşuşturan kalabalığın yüzlerini veya kıyafetlerini incelemeye pek vakit yok. Gördüğünüz harikulade, iç içe geçmiş, hareket hâlinde bir ışık, güneş, gölge ve renk cümbüşü.”4

Crawford, dergi sayfalarında görsel temsili üretecek bir illüstratör ile beraber oturuyordur gizli köşesinde. Edwin Lord Weeks,5 Crawford’un metinsel aktarımını görsel olarak dergi sayfasına taşır. Altyazısı “Kahvehaneden Galata Köprüsü” olan görselin içeriğinde, köprüden gelen geçen birbirinden farklı kişilerin silueti belirir. Kimsenin yüzünü tam olarak okumak mümkün değildir; görünen bir kalabalık temsilidir. Bazısı şemsiyelidir, bazısı at üzerinde geçiyordur. Yakın olanlar vardır, uzak olanlar vardır. Bakan kişinin oryantasyonunu sağlayan tek imge, fonda bulunan Süleymaniye Camisi’dir. Sis dumanı altında hızla akıp geçen bir kalabalık manzarası görünür dergi sayfasından. Bir nevi, çizim karesine sıkıştırılmış İstanbul manzarası hâkimdir.

Crawford’a göre kaleydoskopik manzaraya sahip bu köprünün bütün dünyada bir benzeri yoktur. Birbirinden farklı insanların “yanardöner erimiş metal görünümüne” bürümesi, onu büyüler ve hipnoz etkisi yapar.

Edwin Lord Weeks,
“Galata Bridge from the Cafe”,
Scribner’s Magazine,
1893, Aralık, 14, s. 718

Köprü üzerine metninin son bölümünde yazar, gözünün önünden geçen sayısız insanın en azından birkaçının kendine özgü yönlerini saptayabilmek, hayatlarını tahmin edebilmek ister. Bütünleşik, zamana yayılmış manzara imgesini, tikel anlatılara dönüştürebilmek hayalinin ne kadar zor olacağını vurgulayarak yazısını bitirir.

Crawford, şüphesiz başka bir coğrafyadan gelen birinin gözüyle burada keşfettiği ve bir hat üzerinde sıkıştırılmış bir kalabalık hakkında yorum yapar. Bu gördüklerini de bütünselleştirdiği bir İstanbul manzarası olarak aktarmaktan kaçınmaz. Ahenk içerisinde bulduğu bu karman çorman manzara onu hem hipnotize eder hem de çeşitli hayaller kurmaya götürür. Bir sonraki anlatı olarak İstanbullu, köprünün gündelik hayatını yaşayan ve kalabalıkların akışının sekteye uğradığı ‘fena’, dönüşen bir manzaraya doğru devam ediyoruz.

2. Fena Manzara

Servet-i Fünun, özellikle Abdülhamit dönemi sansür uygulamalarının hafiflemesinden sonra II. Meşrutiyet yıllarında kentte vücut bulan inşaat faaliyetlerini eleştirel bir dille aktarmaya başlar. Derginin 1912 yılında yayımlanan 1089. sayısının kapak görselinde, neredeyse Edwin Lord Weeks’in çizdiğine benzer bir yerden bakan bir görüş ile bu sefer Galata Köprüsü’nün fotografik temsili okuyucuya sunulur. Köprü adeta bir Gordon Matta-Clark işi gibi iki parçaya kesilmiş durumdadır. Ayrı parçaları bir araya bağlayan iskele gibi bir parçada ise birikmiş bir insan kalabalığı belirir.

Servet-i Fünun, 1912, sayı 1089,
kapaktaki fotoğraf

Fotoğrafın altında, Galata Köprüsü’nün geçirdiği dönüşüm üzerine bir yakınma notu bulunur. Sol taraftaki yeni köprü parçası ile sağ taraftaki eski parçanın değişim süreci esnasında yaşanan fena bir manzaranın vücut bulduğu vurgulanır. Bir haftadır yeni inşa edilen köprünün parça parça yerine takılması için bir uğraş olduğunu ve ahalinin nasıl fena bir manzaradan geçmeye mecbur bırakıldıklarının altı çizilir.

Ahmed İhsan,6 köprünün yenilenme çalışmaları haberini, derginin her hafta içeriğinde yer alan “İstanbul Postası” kısmında yer verir. Siyaseten olup biten birçok mesele olmasına rağmen İstanbulluların düşüncelerinde tek yer edinen meselenin yeni köprünün inşası olduğunu belirtir. On gündür binek veya motorlu araçların kullanımına kapalı olan köprüden sadece yayalar geçebilmektedir. Geçiş yapılırken türlü zorluklar yaşanır. İhsan’a göre “eski ve yeni köprü arasından geçerken biraz düşünmek hakikaten pek çok incelikler ve öğütler”7 içerir.

Yenilemenin Galata tarafından başladığını yazarken, bir yandan da “terakkiyat”ın bu yolla İstanbul tarafına geçeceğini düşünerek heyecan duyar. İhsan, okuyucunun dergi sayfasında onunla beraber köprü üzerinde yürümesini sağlayan bir anlatıyla devam eder. İstanbul tarafından başlayan bir yürüme eylemi aktarır. Eski köprü üzerindeki eskimiş tahtalardan geçer. Mekânsal olarak kopuk, dolayısıyla sirkülasyonda zorluk yaşanan eski ve yeni köprü bağlantısına gelindiğinde, toplumsal eleştiri de içeren ilginç bir benzetme yapar:

“...efkâr-ı atikayı [eski fikirleri] terk eyleyip efkâr-ı cedideye [yeni fikirlere] alışmaktaki büyük zorluklar gibi köprü üzerinde dahi eskisinden yeniye ayak atmakta güçlük ve tehlike ziyade…”8

İstanbul tarafından akıp gelen insan kalabalığının dar bir boğazdan yeni köprüye bağlantısını “coşkulu ve şamatalı bir nehrin denize bağlantısı” olarak betimleyen İhsan, yeni köprüye adım attığında kendisini birdenbire başka bir dünyada bulur. “Evet, İstanbul’un alıştığımız manzaralarına nispeten başka dünya!!”9 diye tanımlarken, bu dünyayı İstanbulluların ayaklarının alışmadığı kadar düzgün ve geniş yaya yollarının varlığı ile insanları güler yüzlü ve handan eylediğini vurgular.

“Biraz sonra, geniş başlayan yeni köprü caddesi daralıyor ve nihayet kasvetli Karaköy meydanına düşüyorsunuz! O zaman latif bir rüyadan uyanmışlara mahsus hüzün ile etrafa bakıyorsunuz; fakat etrafa bakmak, düşünmek mümkün mü?”10 tasviriyle köprü yürüyüşünü tamamlayan İhsan, farklı manzara ve farklı deneyimlerle köprünün dönüşümünü resmeder. Karaköy meydanına indiğinde ise, satıcıların bağırışlarından, hamalların kalabalığı ve şehirlilerin üzerine doğru gelişinden rahatsızlık duyar. Crawford’un büyülendiği bu manzara onun için bir kâbus etkisi yaratır. Crawford kalabalık üzerine hayaller kurarken, İhsan artık düşünmenin mümkün olmadığını savunur. Aksine, yeni yapılan köprünün muntazam elektrik direkleri, geniş ve düzgün yaya yolları onu rüyalara sürükleyebilir.

İhsan, “İstanbul Postası”nın son paragrafında, Crawford’u büyüleme olasılığı yüksek olan Karaköy tarafındaki kasvetli manzaraya bakmaya daha fazla dayanamadığını ve latif rüyayı bir daha görmek üzere köprüye hemen geri döndüğünü belirtir. Yeni köprü üzerinde kenarları yapılmış duraklama balkonlarından birinin içine girerek, köprünün yenilenmesinin acele edilmesi için canıgönülden dua ederek yazısını bitirir. İhsan’ın duası, bir nevi İstanbul’u düzenleyenlerin de rüyasıdır. Bir sonraki anlatıda, hem mekânsal hem de toplumsal davranışlar bağlamında düzenlenmeye çalışılan köprünün muntazam ‘manzara’sına doğru ilerliyoruz.

3. Elektrikli Manzara

İhsan’ın yazısından on beş sene sonra Cumhuriyet’in ilk yıllarında çıkan başka bir periyodik yayının kapağında Galata Köprüsü tekrar karşımıza çıkar. İstanbul Elektrik ve Tramvay Şirketleri’nin 1925 yılında başlattığı ve elektrik kullanıcılarına dağıtım yaptığı Ameli Elektrik isimli aylık yayının 16. sayısının kapağında Galata tarafından çizilmiş renkli bir köprü görseli bulunur.

Ameli Elektrik, 1927, sayı 16,
kapak illüstrasyonu

1934’e kadar yayınını sürdüren dergi, misyon olarak kendine, elektriği kentsel ve domestik ortama tanıtmayı üstlenir. Gece aydınlatması ve elektrikli ev aletleri kullanımı, neredeyse bütün sayılarda görsel ve metinsel anlatılar olarak bulunur. Bunun yanı sıra, moda, spor, mizah gibi diğer konular da okuyuculara sunulur.

1927 yılı Mart sayısında, önceki köprü anlatılarına kıyasla, çok daha uzaktan bakan bir görsel ile, köprünün bütününe hâkim olunur. Konu elektrik olunca, gece ve aydınlatılan köprü imgesi görselin odağını oluşturur. Crawford’un oturup hayaller kurduğu, İhsan’ın yaya olarak yürürken değişim hakkında rüyalar gördüğü köprü, artık üzerinden hızla geçilecek elemanlar ile muntazam bir düzen içerisindedir. Tramvay ve arabalar, elektrik direkleri ile aydınlatılmış köprü üzerinde hızla akarken perspektifin baktığı göz seviyesiyle kalabalıkların manzarası hakkında bir izlenim edinmek pek de mümkün olamaz.

Köprü, artık bir cümbüş, şamata ile özleşmez. Bunun yerine bu dergi kapsamında, düzen içeren anlatılar ile şekillenir. Derginin bir başka sayısında, “Yol Nizamnamesi”11 başlıklı yazı içerisinde, köprü imgesi tekrar belirir. Bu sefer, ilk görseldeki gibi uzak bir perspektiften değil, insan gözünden bir imge yerleştirilmiştir. Tramvay, otomobil ve yayaların beraber kullandığı köprü, hangi kullanıcının nasıl davranacağı bilgisinin yerleştiği bir sahneye dönüşür.

Ameli Elektrik, 1926, sayı 11, s. 68

Görselin altında, “Tramvay istasyonunda yolcuların inip binmelerini işgal etmemek için, nizamen durulur” metni yazılmıştır. Köprü üzerindeki kalabalığın hareketlerinin düzenlenmesi amacıyla ‘manzara’ belirlenmeye çalışılmaktadır. Kim ne zaman ilerler, kim ne zaman durur; bu elektrikli manzaranın kurallarını belirleyen çeşitli kentsel ve toplumsal düzenlemeler ile tanımlanır ve dolayısıyla temsile de aynı şekilde yansır.

Farklı aktörlerin ürettiği üç anlatıyla Galata Köprüsü ve üzerindeki yaşam hakkında üretilen üç söylem ele alındı. Görsel değeri nispeten düşük, fakat kentsel yaşantı üzerindeki etkisi yüksek olan bu köprünün dönüşümü, farklı perspektiflerle algılanışı ve temsili üzerine parçalı bir serüven içinde üç durakta duruldu. Köprünün bir lineer hat üzerine sıkıştırdığı, hem fikirsel hem de deneyimsel ‘manzara’ üzerine tartışmak aynı zamanda İstanbul ‘manzara’sının algılanışı hakkında söylemleri de açığa çıkarır gibi gözükmektedir.

1. Francis Marion Crawford (1854–1909), ABD’li bir ailenin çocuğu olarak İtalya’da doğmuş, 1880’de akademik kariyeri için Hindistan’a gitmiştir. Indian Herald gazetesinin yayın yönetmenliğini yapmış, sonrasında edebiyat dünyasına adım atmıştır. 1884’te İstanbul’da evlenen yazar, burada bir yıl kaldıktan sonra ABD’ye geri dönüş yaptı. 1890’lı yılların ortalarına kadar İstanbul’u pek çok kez ziyaret etti.

2. Scribner’s Magazine, 1887’den 1939’a kadar New York’ta yayımlanan aylık dergi. Ernest Hemingway, Theodore Roosevelt gibi ünlü simaların da yazılarının yer aldığı dergi, özellikle görsel üretimiyle de epey beğeni toplar.

3. Francis Marion Crawford, “Constantinople”, Scribner’s Magazine, 1893, Aralık, 14, s. 723. “Manzaradaki süratli hareketlilik ve renk çeşitliliği göz kamaştıran bir görüntü cümbüşü gibi.” Çeviri: Şeniz Türkömer, 1890’larda İstanbul, 2006, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 15.

4. Çeviri: Şeniz Türkömer, 1890’larda İstanbul, 2006, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 17.

5. Edwin Lord Weeks (1849–1903), ABD’de doğmuş, 1870’lerin başında Paris’e gelerek Gerome’un atölyesinde ressam olarak çalışmıştır. Fas, Hindistan gibi ülkelerde üretim yapmıştır.

6. Servet-i Fünun dergisi kurucusu ve editörü.

7. Ahmed İhsan, “İstanbul Postası”, Servet-i Fünun, 1912, sayı 1089, s. 530.

8. A.g.e.

9. A.g.e.

10. A.g.e.

11. “Yol Nizamnamesi”, Ameli Elektrik, 1926, sayı 11, s. 67–71

Galata Köprüsü, Gürbey Hiz, İstanbul, kent, manzara, şehir