Kitapların Cüssesi:
BAS Koleksiyonu

0

Bu metnin ilk versiyonu collectorspace’in 2016 yılında sanatçı Anita Di Bianco ve Banu Cennetoğlu işbirliğiyle gerçekleştirdiği BAS Koleksiyonu’ndan Düzeltmeler ve Açıklamalar sergisine paralel olarak yayımlanan kitapçıkta yer almaktadır. Aslen Avusturyalı olan Philippine Hoegen, 2006–2009 yılları arasında BAS Koleksiyonu ile işbirliği içinde Bent Sanatçı Kitapları’nın üretilmesine katkıda bulunmuş, ayrıca bu süreçte hem koleksiyonla hem de Banu Cennetoğlu’yla yakın bir etkileşim içine girmişti. Philippine Hoegen’ın collectorspace’in yayını için sipariş edilen yazısı, bütün bu işbirliği ve etkileşimin son derece iyi bir kurgu ve bol oyunla okuyucuya aktarılmasını içeriyor.

Basılı yayın ekseninde çalışmalara yoğunlaşan Torun’un davetiyle BAS Koleksiyonu’nun Ankara’ya gelme ihtimalinin doğduğu günlerdeki araştırmalar sırasında, Torun ekibi, bu metni Türkçeye çevirmeye karar verdi.

İki bölümden oluşan metni Türkçeye çevirirken İngilizcedeki bol oyunlu yapısı korunmaya çalışıldı. Ancak biraz sadeleştirmek adına, birinci bölümde yer alan Frédéric Paul’un “A Body Hair Found on the Ground” isimli metninden alıntılar elendi. Ayrıca Claude Closky’nin 1000 things to do kitabından yapılan alıntılardan Türkçeye çevrildiğinde aynı anlamı korumayan öneriler de akışı sağlayabilmek içgüdüsüyle çıkarıldı.

Philippine Hoegen’ın ikinci bölümdeki talimatları, daha önce Banu Cennetoğlu tarafından BAS’ın Karaköy’deki mekânı temel alınarak yerine getirilmişti. Ancak BAS Koleksiyonu’nun yaklaşık bir yıllığına Torun’a misafir olduğu bugünlerde, talimatlar kitapların Torun’daki konumları üzerinden tekrar yerine getirildi. Dolayısıyla Hoegen’ın metniyle başlayan yazı, “Ortanın Ortası” bölümünden itibaren İpek Çınar’ın talimatları Torun’un mekânı üzerinden yeniden üretmesiyle sonlanıyor.*

1

B♭Tarih (Yüksek sesle okunacak)

…Haşhaş tohumlarını başından sav. Sıcak bir hatıra yakala. Göz rengini değiştir. Kanada’yı alışveriş yaparak geç. Bileşik egzersizler yap. İşten başını kaldır. Perma kuruluğunu suyla gider… Zamanının iplerini kendi eline al! Haplardan uzak dur. Minik laleler dik. Rutin çalışma düzeninden kaçın. Spor dolu bir hayat yaşa. Saçlarını suçlama. Beklenmeyeni bekle.1

2001 yılı civarı, New York. Claude Closky’nin A 1000 things to do isimli kitabı ve büyük olasılıkla, Céline Duval ile Hans-Peter Feldmann’ın Cahiers d’images isimli kitabı vardı. Şüphesiz Anita Di Bianco’nun Corrections and Clarifications isimli gazetesi de vardı. Bir aradaydılar, ayrılmaz olduklarından ya da birbirlerine çok ihtiyaç duyduklarından değil; fakat bu hâlleriyle yeni bir olasılığı, düşünme biçimini ve yapma usulünü temsil ettiklerinden. Bir arada olmaları onların tekil, bir seferlik bir olgu olmadıklarını, bir kategori oluşturduklarını tasdikliyordu.

Kimi başka kitaplar eklendi, ama çok da fazla değil; kitaplar bir çantaya sığmalı ve çok ağır olmamalıydı —taşınabilir bir kategori. 2002 yılında, kitapla dolu bu çanta Amsterdam’a gitti. Bu düşünce tarzının ve kategorinin geliştiği bu çevrede, cüsse genişlemeye başladı. Paylaşılan bir keşifti bu —hatta bazıları için ortak bir şifre. Çanta için önerilen kitapların hepsi çantaya girmedi. Bu kitaplar göz ardı edilmemek ve cömert bağışçıyı incitmemek adına saklansalar da Araf’ta kalmış biçimde, “kategori dışı” olarak ikinci bir çantadaydılar.

…Profesyoneller gibi çalış! Aktif bir köpeği yeniden canlandır. Yürüyüşüne tarz kat. Ayrıntılı faturalar iste. Ev bitkilerine özen göster. Las Vegas’ta özgürlüğü tat. Dudak kremi kullanma. 2005 yılında, çanta İstanbul’a taşındı. Bu cüsse çantadan çıktı ve sonunda kanatlarını açmaya başladı. BAS’ın İstanbul, Şişhane’de kapılarını açmasıyla mekânda bir yere ve yerde bir mekâna kavuştu. Kemerini bağla. Yüzündeki çizgileri doldur. Tohumla hayatı yakala. Hayatına tat kat! Balon turuna çık.

Çantadan çıkan ilk kitaplar, orada en uzun süredir duranlardı: “İmgelerin tasnifini, kurgusunu, yeniden-dolayımını ve yeniden-dolaşımını bir tür sanatsal antropolojik görsel kültür bakışıyla birleştiren —Céline Duval dokümantasyonu— sanatçı kitap ve videoları. İşlerinde bir yandan belgeselci eğilim (Les Photographies du géologue ve Les lmages de Thouars bavardent, video, 2014) artan sanatçı, aynı zamanda, temellük ettiği —kültürel ve toplumsal temsilleri görsel biçim ve kurgulara bağlı— imgelerin plastik boyutuna (ki resimsel de denebilirdi) büyük önem verir.”2

Aklını başına topla. Şampiyonların gülüşünü takın. Sosyete magazinlerine bak. Karanlıkta çalışma. Koleksiyondaki ilk kitapların bu kitaplar olması ise tesadüf değildir. Her biri kendi tarzında bir zihni temsil eder. “Corrections and Clarifications, İngilizce gazetelerde basılan uluslararası haberlerdeki günlük düzeltmelerin derlendiği bir yayındır. Sürekli tekrar eden hataların ve düğüm olmuş sloganların kronolojik bir kataloğu niteliğindeki Corrections and Clarifications, haber yanlışları ve konsolide medya çıkarları arasındaki tesadüfi ilişkiden çok daha fazlasıdır.”

Kitapların Şişhane’deki yerlerine yerleştiği yıl, ben de önce Banu ve BAS’la, ardından da bu cüsseyle tanıştım. Daha yeni gelmişlerdi ve o sırada hayli cılızdılar. Hatta hayal kırıklığına bile uğrayabilirdiniz. Bir araya getirilerek istiflenmiş bu yığın, incecik yapılara yayılmıştı. Birilerinin vakit ayırmasına hazır ve nazırdı. Cömert, ateşli, sabırsız, zayıf, titiz, misafirperver. Bir yaz tatiline çık. Göz açıp kapayıncaya dek toparlan. Sabit bir kariyere başla. Zaman yaratmaya zaman ayır…

Artık bir mekâna sahip olması, koleksiyonun üzerinde büyük bir etkiye sahipti. Çığ büyüyor, insanlar geçerken kendi kitaplarını bırakıyor ve dünyanın dört bir yanından paketler ulaşıyordu. Bu bünyenin kendisi, aynen her bünyede olduğu gibi, manyetik bir etkiye sahipti; kitaplar çekicilik, yakınlık, benzerlik ya da ‘can atılan’ bir yakınlık ve benzerlik sayesinde daha fazla kitap çekiyordu. Ancak bu ilgi zıtlık ya da memnuniyetsizlikle, eksik bir şeyin farkındalığı ve dahil etme arzusuyla da kabarıyordu. BAS baştaki kategoriye olan sıkı bağını kaybetmeden; başını, gövdesini ve uzuvlarını düzenleyerek önerilen şeyleri bünyesinde topluyordu. Bazı uzuvlar bünyeye diğerlerinden daha iyi oturuyordu. Bir iç çatışmanı çöz. Güneş kremi sür. İşleri basitleştir, sersem. Sahilleri güzel tut.

2006 yılında BAS, Banu ve ben çok daha yakınlaşarak Bent isimli bir üretim projesine başladık ve Türkiye’nin farklı sanatçı ve kolektifleri tarafından hazırlanmış on sanatçı kitabını düzenleyip üreterek dolaşıma soktuk. BAS, Bent’in yanı sıra birçok farklı oluşumla, üretim ve yayın araştırmalarıyla, sanatçı ve kitaplarla da ilgileniyordu. Bu yayınlar ve yayma ihtiyacından ötürü BAS, New York, Paris, Londra, hatta yakın zamanda Meksiko gibi yerlerdeki sanat kitabı fuarlarına doğru seyahate başladı. Fuarlar, cüssenin daha da genişlemesine büyük ölçüde katkıda bulundu, zira buralarda kitaplar takas usulüyle dolaşımı sağlanan bir sistem oluşturmakta ve koleksiyonun kapsamını genişletmekteydi.

Bu fuarlar, avcılık ve toplayıcılık alanı olmanın yanı sıra, hayal edebileceğiniz her yerden insanı bir araya getiriyor ve BAS ile etkileşime sokuyordu. Bu durum, kitap sipariş eden ya da kitaplara katkı koyan, İstanbul’a geldiğinde BAS’ı ziyaret eden ya da BAS ve Bent’i çeşitli sunumlar, sergiler, konuşmalar ve projeler amacıyla davet eden geniş bir arkadaş çevresiyle sonuçlandı. Evini internetten sat. Daha azı için daha şık giyin. Konuşmaya başlamadan önce düşün. Bütün hedeflerine ulaş. Posta yoluyla bütün dünyadan alışveriş yap. İtibarını koru.

Bu parlak küresel bakışın tadını çıkarmak verimli ve biçimlendirici olsa da, kendi fiziksel ve yerel bağlamıyla yüzleşmedikçe ve ilişki kurmadıkça BAS da anlamsız kalacaktı. Kendi üzerine düşünme dönemleri birbirini takip etti ve bu inceleme, 2009 yılı dolaylarında meydana gelen bir karar yahut farkındalığın müsebbibi oldu: Söylemsiz her üretim içi boş bir egzersize doğru salınır. Sonuç olarak BAS, üretimden ziyade söylemsel etkinliklere ve projelere yöneldi. Çarpma işlemini öğren. Hayal kırıklığına uğrama! Uykuyu öncelik hâline getir. Bırak dünya beklesin. Gerçek yüzünü göster.

Yeni bir dünya keşfet. Leziz bir şeyler yap. Geleceğinle yüzleş. BAS, merkezdeki omurga ve taban yapısı değişmeden, tek bir kişinin takıntısıyla bir araya getirilen bir çanta kitap olmaya devam ediyor. Çeşitli stajyerler, gönüllüler ve işbirlikçiler BAS’a dahil olsa da, yapı çoğunlukla kurucusu ve öncüsü olan Banu Cennetoğlu’nun zihinsel ve fiziksel sistemi oluşturan itici gücü ve eleştirel bilinci etrafında gelişiyor. Banu’nun pratiğinin içsel bir parçası olan BAS, diğer bütün elementlerin, sanatsal üretimin, araştırmanın ve bir sergi pratiğinin içinde yer alan unsur. Bu nedenle proje zorunluluk ve gereklilik nedeniyle aynı araştırmanın içine girdi. Bu ‘kişisel’ ve sanatsal araştırmalar, BAS’ın doğrudan coğrafi, sosyal ve politik bağlamının karmaşıklığı ile aynı baskının altında var oluyor. Dolayısıyla proje her zaman ihtilaflı iç ve dış güçler arasında bir Araf’ta. Bilimkurguyu unut. Bol sıvı tüket. Egzersiz yaparken rahatlamaya bak. İhtiyaç duyduğun zamanı yarat.

İç kuvvetlerin çatışması 2013 civarına denk geldi. Durmak, bırakmak, ara vermek, alışkanlıkları değiştirmek gibi hususlarda dönem dönem duyulan arzu, varoluş için var olana direnmek ve cevaplanamayan (belki de cevaplanması mümkün olmayan) kim için, neresi için, neden gibi sorular nedeniyle BAS projesi, neredeyse bitme noktasına vardı. Ancak kapılarını kapatmadı ve yerine çalışmalarını Bent, Masist Gül’ün3 işleri ve aylık okuma grupları gibi seyrek gerçekleşen ama daha düşünsel işbirlikleri üzerinden devam ettirdi. Aylık okuma grubu değişken bir kadroyla ancak sabit biçimde devam ettirilen ve her ay koleksiyondaki bir kitabı okumak, analiz etmek, düşünmek ve nesne olarak değerlendirmek için toplanan bir gruptu. Geçici ya da kalıcı bir kapanma ihtimali daha tartışılmadı. Farklı bir seçenekle, Banu’dan ve onun pratiğinden olası bir ‘özgürleşme’ ihtimali şimdi başlıyor. Haziran 2016’dan itibaren en az bir yıl boyunca BAS, Yasemin Nur ve Seçil Yersel’in ellerine emanet olacak.4 Egzotik ithal ürünleri boş ver. Bir seyahat çantası edin. Sadece yemek yapma. Cildini en iyi şekilde ortaya çıkar. En iyi solaryuma git. Kendini kampa gönder.

2

Koleksiyondan Kesit

2005’te BAS’ın Şişhane’deki mekânına girdiğim ilk günden bu yana bu bünyeyle hem yakın ve yüz yüze, hem de son zamanlarda aramızdaki uzak mesafe ve zaman aracılığıyla hayli yoğun anlar geçirdim. Koleksiyona yeniden bağlanmak ve BAS’taki insan bedenleriyle kitapların cüssesi arasındaki etkileşimi düzenleyebilmek adına, koleksiyonda ya da koleksiyonla birlikte gerçekleştirilecek birkaç not gönderdim.

İki Kesit:

Ortanın Ortası

- Mekânın döngüsünü tamamlamak için hangi yönün senin için doğru olduğuna karar ver (örneğin içeri girdiğinde kapının soluna dön ve tekrar kapıya varıncaya dek saat yönündeki bütün kitap kutularını, rafları, masaları geç. Ya da saat yönünün tersine doğru ya da masadan başlayarak ya da pencereden vs. vs., hangisi mantıklı gelirse).

- Her kitap kutusunun/ünitenin önünde dur. Ünitenin tam ortasına karar ver, ortanın tam ortasındaki kitabı ya da nesneyi al ve tam ortasındaki sayfayı aç. Ne görüyorsun?

- Bunu; 1. sıkılana, 2. zamanın bitene, 3. döngüyü tamamlayana dek her bir ünite için yap.

Günün Eşlikçisi

Yapılacaklar:
Koleksiyondan bir kitap seç. Herhangi bir kitap. Bugünün eşlikçisi o kitap. Ne yaparsan yap, yanında olsun. Ya görüş alanında tut ya da mümkün olduğunca fiziksel temasa geç: Çalışırken masanın üzerinde, taksideyken ya da sokakta yürürken kucağında, kafe ya da restoranda masada, yemek pişirirken mutfak tezgâhında, yemek yerken masada, uyurken başucunda olsun…

Başına gelebilecekler:
Eşlikçinle konuşmayı deneyebilirsin. Belki cevap verir.
Gününü ufak tefek değişikliklerle yeniden düzenlemeyi deneyebilirsin. Eşlikçine daha ilginç gelebilir.
Ona sinir olabilirsin.
Onu başkalarına tanıtabilirsin.
Başkaları onunla konuşabilir.
Zarar görebilir ya da en fenası, kaybolabilir…

Nasıl bitirilecek:
Ertesi sabah uyandığında, kaybetmediğini varsayarak, kitabı sana uygun hissettiren yere koy.

Ortanın ortası @Torun5

Mekânın tam ortasında yer alan giriş kapısı, size iki yol seçeneği sunuyor. Biri zeminin devamlılığını sağlayan ve sağa doğru giden beyaz kısım, diğeri ise solda ani ve eğik bir çizgiyle kırılan ve zemini yeşile döndüren bölüm. İki tarafa da atılan bakışın neticesinde, kitaplara ayrılan bölümün sol taraf olduğu anlaşılıyor. Mekânın ön tarafının bu taraf olduğu içgüdüsü, bu kısmın caddeye baktığının fark edilmesiyle pekişiyor.

Girişte öncelikle satışta olan kitaplar sağlı sollu karşılıyor sizi. Birçoğu Türkiye’den sanatçılara ait olan bu sanatçı kitapları, dolaşımlarının bir noktasında kendilerine Torun’da bir yer edinmişler. Ortalarında, belli belirsiz Sabah ve Fotomaç gazetelerinin logolarını seçebildiğiniz, bir gazetelik var.

Yeşil alanda öncelikle soldaki uzun ince kitaplık çıkıyor karşınıza. Alanı tam ortadan ikiye bölen bu kitaplığın rafları, çekmece mekanizmasıyla her iki tarafa da açılabiliyor. Her bir ünitede beşer adet bulunan bu şeffaf rafların kimisinde alttaki —hatta bir alttaki— rafta duran kitaplar da görünüyor. Ancak kimi raflar üzerindeki —hatta birbirinin de üzerindeki— yayınlarla öylesine dolu ki, kendi zemini bile zor seçiliyor.

Bu kitaplığı incelemeye sol yanından başlarsanız arkadan Amir Jamshidi tasarımı olan BAS Koleksiyonu afişi göz kırpıyor. Sağdan bakmanız durumundaysa Félix González-Torres’in, 1–7 Mayıs 1989 tarih aralığında Amerika’nın farklı eyaletlerinde silah aracılığıyla öldürülmüş insanların listesinden oluşan bir arşiv çalışması görünüyor. Sanatçının verdiği talimatları takip ederek çoğaltılabilen bu iş, zamansız ve bağımsız.

White Sugar Cube Book, Didem Özbek,
Pist, 2008, fotoğraf: İpek Çınar

Soldaki ünitenin ortasının tam ortası bir kitaba değil, kutuya ait. Didem Özbek’in White Sugar Cube Book işi, Frieze Art Fair’a bir rehber niyetinde, her biri şeker küpünün üzerine yazılmış sanatçı açıklamalarından oluşuyor. Kendi kendini yok etmek niyetiyle yapılmış, sarkastik bir yapısı var bu işin. İçeriğine hâkim olabilmek için, muntazam bir biçimde yerleştirilmiş şeker küplerinin her birini yerinden edip paketini açmak gerekiyor. Hâliyle bu durum, çalışmanın fiziksel olarak parçalanmasını da beraberinde getiriyor. Şimdiye dek kimse bunu göze alamamış olmalı ki, en üst sırada açılan birkaç paketin haricinde, kutu düzenli hâlde.

Album IV, Luis Jacob,
Art Metropole, 2010,
fotoğraf: İpek Çınar

Hemen yanındaki ünitede Hans-Peter Feldmann’ın kitapları epey baskın olsa da, ortanın tam ortasına denk düşen Kanadalı sanatçı Luis Jacob’un Album IV’u oluyor. Jacob’un sanatsal yaklaşımı büyük oranda görselleri yan yana koyarak yeni bir tema etrafında toparlamaktan oluşuyor. Album IV’da de benzeri bir biçimde basılı malzemelerden derlenen imgeler, hamilelik ve doğum, ilk öğrenilenin titrek endişesi, okula başlangıç, arkadaşlık, cinselliğe dair ilk merak ve tanışma, gruplaşma gibi temalar etrafında dönüyor. Bütün bu toplam, sanatsal bir kaygıdan ziyade bilimsel ya da sosyal bir araştırma tadı bırakıyor. Kitabın plastik/lamine sayfaları bu hissi pekiştiriyor.

Golden Age for Children,
Stefan Constantinescu, self-published, 2008, fotoğraf: İpek Çınar

Bu kitabın ardından, sol tarafta diğerlerinin yarı boyundaki ünite karşılıyor sizi. Bu ünitenin ortasının tam ortasında, büyük cüssesinden kaçışın pek de mümkün olmadığı bir kitap var: Romanyalı sanatçı Stefan Constantinescu’dan The Golden Age for Children. Sanatçının bir gün Çavuşesku’nun fotoğrafını göstererek kim olduğunu soran oğluna cevaben hazırladığı bu kitap uzun ve politik bir tarihi kişisel bir dille anlatıyor ve çocuk kitaplarından aşina olduğumuz pop-up tasarımlara bürünüyor. Çocuk kitaplarının alameti farikası olan hemen hemen bütün oyunları içinde barındıran bu kitap —ne yalan söyleyeyim— bana tasarıma fazla dayanmış ve fiziksel olarak itici geliyor. Constantinescu’nun kendi yaşam öyküsüyle de iç içe geçmiş olan metin ustalıkla yazılmış ve merak uyandırıcı olsa da, okurken tasarım oyunlarının arasında sıklıkla metinden kayıp düşüyorum.

Happy When It Rains, Mekhitar Garabedian, Toohcsmi Uitgevers, 2006,
fotoğraf: İpek Çınar

Üniteler bunlardan ibaret, ancak kısa boylu ünitenin hemen yanındaki büyük, kare ve ahşap masanın üzerinde, kitaplıktan seçilmiş beş kitap bulunuyor. Zamanının azımsanmayacak bir kısmını Torun’da geçiren biri olarak buradaki kitapların sıklıkla değiştiğini söylemeliyim. Ancak bu yazıyı yazdığım sırada bu beş kitabın ortasında duran Mekhitar Garabedian’ın Happy When It Rains’i oluyor. Bu kitabı elime ilk aldığımda yazarına dikkat etmeden görselli bir sayfasını rasgele açmış ve aslında herhangi bir yere ait olabilecek çayırlık fotoğrafını Erivan’da gittiğim bir parka benzetip, kendi kendime “yine Ermenistan özlemim depreşti” demiştim. Kitabın yazarına baktığımda Ermeni olduğunu ve kitabın soykırım hakkında olduğunu şaşkınlıkla fark ediyorum. O kimliksiz çayır hakikaten de düşündüğüm parka ait olabilir mi? Büyükanne ve büyükbabasını 1915’te kaybeden Mekhitar Garabedian’ın çalışmalarında soykırımın etkisi hayli yoğun. İngilizce ve Ermenice yazılmış kitap, arşiv fotoğrafları ve sanatçının kendi ürettiği fotoğrafların toplamı olup, yüreğe taş gibi oturuyor. Adı ve girişinde el yazısıyla yazılmış “İngilizcemden ötürü özür dilerim” notunun naifliğiyle şiddetli bir tezat hâlinde.

Günün Eşlikçisi

10 Aralık 2018, Pazartesi

Philippine’nin yazısındaki talimatları okuduğumdan beri günlük yolculuğuma seçmek istediğim eşlikçinin, daha önce kapağını açacak kadar dikkatimi çekmemiş, talimat aracılığıyla maruz kalmak zorunda olacağım, ancak bütün günümü geçireceğim için de beni itmeyecek bir kitap olması gerektiğini düşünmüştüm. Halbuki kitaplığa yanaştığımda, düşündüğümden çok daha tanıdık, ilk günden bu yana koleksiyonda benim için parlayan kitaba el atıverdim: Transcendental Geology.

Kalın, siyah ve iddiasız bir kapağı var bu kitabın. Yandan görünen sayfa kenarlarının tamamı da kapakla bir olacak şekilde siyaha bürünmüş. İçinden dışarı yayılan tek şey, sayfa ayracı niteliğindeki şerit parçası. Normalde sanatçı yayınlarından ziyade edebi kitaplardan aşina olduğumuz bu ayraç özelliği, kitabın tek seferde tüketilmemesi gerektiğine dair bir işaret niteliğinde. Bütün bunlar yayına, kitaptan ziyade kapalı bir kutu özelliği katıyor. Daha önce İrem Sözen’in Recall’ı ve Heikki Kaski’nin Dark Tranquility’sinden aşina olduğum bu kapalı kutu imgesi, bende hep bitmiş bir anıyı paketleyip rafa kaldırmanın hafif buruk hissini uyandırıyor. Dolayısıyla bu kitabın içinde olanlar bu kitabın içinde kalmalı. Sanatçı(lar)ı böyle uygun görmüş. Sonradan görüyorum ki sanatçıları bunun böyle olması için ellerinden geleni yapmış.

BAS’ın Karaköy’deki mekânında bu kitapla ilk karşılaştığımda, Banu “o kitabı kimin getirdiğini hatırlamıyorum” demişti. Belki de kendi hikâyesine uygun biçimde, kitabın sahibinin yolu bir gün BAS’a düştü ve kimsenin bakmadığı bir anda, bu kitabı rafa yerleştirip çıkıverdi. Hangi rafa yerleştirdiğine dikkat etmemeye çalıştı diye hayal ediyorum, bir gün geri geldiğinde kendisi bile eliyle koyduğu yeri bulamasın, kitap anonim kalsın.

Transcendental Geology, üreticilerinden birinin el yazısıyla yazılmış bir not ile başlıyor. Bu notta kitabın sahiplerinin anonim kalmayı tercih ettiği yazıyor. Bu not kitabın sadece kendisi olarak ayakta kalmak istediğine dair büyük bir ayak diremenin işareti. Zira normal şartlarda kitabı fotoğrafçıları ve yazarıyla özdeşleştirerek fazladan anlam atfedecek olan okuyucu, kendine hiçbir kaynak bulamıyor. Bu kitap sadece kendisi, içeriği, edebi niteliği, görsel meziyetleri ve tasarımıyla ayakta; sadece onu elinizde tuttuğunuz sürece var. Dolayısıyla muhtemelen çok kopyası olan bu kitap, edisyon mantığını yıkarak biriciklik özelliği kazanıyor.

Bir gece yürüyerek Torun’a geliyorum, bahane kitabı almak. Ancak daha çok iç sıkıntısından kurtulmak için harekete ve soğuğa duyduğum ihtiyaç. Yolda kış mevsimine yaraşır biçimde Explosions in the Sky dinliyorum. Kitabı raftan alırken kulaklığım hâlâ takılı. “Gökyüzünde Patlamalar Var.” Göğsümdeki kitapla tesadüfe gülümsüyorum. Niyetim kitabı alıp hemen çıkmaktı, ancak mekânda daireler çizerek şarkının bitmesini bekliyorum: “Onları ne zaman dinlesem filmin sonu gelmiş de karakter bile jeneriği okumaya hevesliymiş gibi hissediyorum. Sinirlenmişim, dakikalarca, onlarca dakikalarca koşmuşum, yoruldukça daha hızlı koşmuşum, inat etmişim de sonunda dayanamayıp, soluk soluğa durmuşum gibi hissediyorum. Dalmışım, önümdeki saniyelerin sudaki son saniyelerim olduğunu bilecek kadar havasızlıkla dolmuşum gibi hissediyorum. Gökyüzüne yakınlaşma adına gece yarısı çatıya çıkmalı titrek kışları hissediyorum. ‘Sigaraya mı başlasam acaba’ları hissediyorum. Yetişilen son otobüsleri hissediyorum. Daha hızlı, daha da hızlı, salıncağa binmeleri hissediyorum. (5.10.2012)”

Sonrasında öğreniyorum ki, boşboğaz bir yazar kitap için yazdığı eleştiride kitabı üretenleri de açıklamış ve bunun üzerine anonimlik kırılmış. Bu kitabı kimin yaptığına ve diğer işlerine bakmamakta inat ediyorum, ancak öğreniyorum ki kitabı yapan kişiler bu kitabı dolaşıma sokmamış ve sadece kitapla alakalı kurumlara, fotoğraflarını çektikleri mağaralara ve sokaklara bırakarak aradan çekilmiş. BAS’a uğramadığınız sürece bu kitabı göremeyecek olmanız ya da Torun’daki serginin bitiminde kitaptan tamamen ayrılarak bir daha edinemeyecek olmak gizli bir haz veriyor bana. İçine kapanık ama narsist, yalnız ve mutlu, açılmayı bekleyen ancak bunun için çabalamayan, kişilikli bir kitap.

Torun, 2018,
fotoğraf: Cemil Batur Gökçeer

* Bu çeviri ve yazı sürecinde cömertlikleri ve önerileri için sevgili Philippine Hoegen, Banu Cennetoğlu, Özge Ersoy ve Cemil Batur Gökçeer’e çok teşekkür ve sevgiyle.

1. Claude Closky, A 1000 things to do, 1994–1996, Paris: Galerie du Jour agnès b., tek renk siyah ofset baskı, 64 sayfa, 21 cm × 15 cm. Bold metinler bu kitaptan alıntıdır.

2. Jérôme Dupeyrat, “Portrait d’artiste: documentation céline duval”, Critique d’art: Actualité internationale de la littérature critique sur l’art contemporain, (no 44, printemps-été, 2015): 104–108.

3. Masist Gül (1947–2003) İstanbul’da doğmuş ve yaşamış Ermeni bir sanatçıdır. Hayatını 300’ün üzerinde filmde oynadığı sinema sektöründen kazanmıştır. Kolaj, çizim, bakır gravür yapmış, şiir yazmış, portre çizmiş ve grafik romanlar hazırlamıştır. Yaşamı boyunca bu çalışmalarının hiçbiri yayımlanmamış ya da sergilenmemiştir. 80’li yıllarda altı kitaptan oluşan ve çizgi roman formatında aylık olarak yayımlanması planlanan Kaldırım Destanı - Kaldırımlar Kurdunun Hayatı başlıklı çalışmasını tasarlamış ve elde hazırlamıştır. Bu çalışmayı Bent 001 (1-6) olarak, tıpkı basım olarak yeniden yayımladık. BAS, Gül’ün kâğıt ve bakır üzerine orijinal çalışmalarının ve kitaplarının koruyucusudur. Çeşitli durumlarda sergilenen bu koleksiyon son olarak WKV Stuttgart’taki The Beast and the Sovereign sergisinde yer almıştır.

4. Çevirenin notu: Orijinal metin, Yasemin Nur ve Seçil Yersel’in BAS’a henüz dahil olmadığı bir zamanda kaleme alınmıştır. 2016 yılı için bahsedilen bu olası ortaklık, günümüzde devam etmektedir.

5. Çevirenin notu: Orijinal metin, bu iki notlandırmayı BAS’ın Karaköy’deki mekânı üzerinden yerine getiriyordu. Hem bu talimatlar çok hoşumuza gittiği için, hem de Torun’la yazı arasında bir bağ kurmak istediğimiz için Philippine Hoegen ve Banu Cennetoğlu’nun izniyle “Ortanın Ortası” ve “Günün Eşlikçisi” notları, İpek Çınar tarafından Torun’a uyarlandı. Orijinal metinde bu notlandırmalar, Banu Cennetoğlu tarafından gerçekleştiriliyordu. Metnin orijinali: “The Body of Books: The BAS Collection

Banu Cennetoğlu, BAS, Bent, İpek Çınar, kitap, koleksiyon, Philippine Hoegen, sanat, Torun