Bu metin 6 Şubat depreminin ikinci yılında, Antakya’nın hafızamızdan silinmesine karşı bir direnç taşı olsun diye yazıldı. Yıkıntılar arasında hatırlamanın yollarını arayanların sesiyle şekillendi. “Yıkıntılar içinde adım adım birlikte hatırlamak: Antakya ruhunun onarımı için hafıza yürüyüşü”,1 “Sıfır noktasında sanat sordu: Antakyalı ne istiyor?”2 ve “Antakya tarihi merkezi turizm ve yatırım öncelikli projelerle vitrine dönüştürülürse kentin kimliği ve insanı korunabilecek mi?”3 sorularını podcast mecrasından yükseltenler bu hatırlamanın taşıyıcıları oldu. Sözün özü bu metin, Antakya’da depremin ardından yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalan hafıza mekânlarını ve kolektif belleği korumanın, kente ve insanlara sahip çıkmak anlamına geldiğini hatırlatmak için yazıldı.
Antakya’nın yıkımı yalnızca binaları, duvarlar ve taşları değil belleği de yerle bir etti. Yıkılan her bina sadece bir yapı değil, insanların yaşanmışlıklarını barındıran birer mekândı. Ve şimdi, o mekânlar yok. Depremden sonra Antakya, beton ve molozun ötesinde, bir yanda fiziksel çöküş diğer yanda hafıza çöküşünün yaşandığı iki yönlü bir bellek kaybının enkazı altında kalmış oldu. Bu bellek kaybını güçlendiren başat durum ise depremden sonra pek çok Antakyalının başka şehirlere yerleşmek zorunda kalmasıydı. Antakyalılar başka şehirlere dağılmak zorunda kaldığında kentten kopan yalnızca bedenler olmadı, ortak geçmişin parçaları da bu göçle birlikte bir belirsizliğe sürüklendi. Çünkü bir yerin hafıza mekânı olması için yalnızca var olması yetmez, o yeri hatırlayanların da hafızanın sürekliliğinde kalması gerekir.
Deprem öncesi ve sonrası Antakya’nın hava fotoğraflarını karşılaştırmak sadece fiziksel yıkımı değil, kentin belleğindeki kayıpları da gözler önüne seriyor. Artık Antakya’yı bir boşluklar kenti olarak tanımlamak mümkün. Hafıza mekânlarının sürekliliğini sağlayacak olanlar uzaklara savrulmuş durumda. Belleğin topografyası da silinmek üzere. Oysa, Pierre Nora’nın dediği gibi hafıza mekânları hem bireysel hem de kolektif varoluşun haritasıdır.4 Bugün Antakya’da bu harita parçalanmış ve yitirilmek üzere; çünkü kentin kolektif varoluş haritasının yerini, insanların boşluklar içerisinde kaybolduğu, yön tarifini yapmakta güçlük çektiği ve buluşma noktalarını belirleyemediği parçalanmış yerler kolajı aldı. Ve maalesef hafıza bir kolaj gibi farklı parça ve fragmanlara ayrıldığında kaybolmaya mahkûm. Bu mahkûmiyet, akıllara Maurice Halbwachs’ın hatıra ve hafıza kavramlaştırmasını getiriyor. Halbwachs’a göre “Bir hatıra elde etmek için, geçmiş bir olayın imgesini parça parça oluşturmak yeterli değildir. Bu yeniden inşa işleminin, bizim zihnimizdekilerin yanı sıra diğerlerinin zihinlerinde de bulunan ortak veriler ya da kavramlardan yola çıkılarak yapılması gerekir, çünkü bu veriler ve kavramlar bizim zihnimizden onlarınkilere, onlarınkilerden de bizimkine, karşılıklı ve aralıksız olarak geçmektedir ve bu da yalnızca, hafızamız aynı topluluğun bir parçası olmuş ve olmaya da devam ediyorsa olasıdır.”5 Dolayısıyla hatıralar bireylerin zihninde tek başına var olamaz, onları yaşatan toplumsal dokunun içindeki süreklilikleridir. Eğer hafıza mekânları yok olursa sadece kent değil o kenti anlamlı kılan bilinç de yok olur. Bu nedenle hafıza çözülürken hatırlamak ve hafızanın toplumsal sürekliliğini sağlamak bir direniş biçimidir.6 İşte bu yüzden Antakya’nın hafıza kaybına karşı verilen mücadele de bir direniş ortaya koyuyor. Bu noktada Antakya’nın kolektif belleğini kayıt altına alma çabaları bu mücadeleyi diri tutuyor.
Beledna Hafıza Haritası bu çabayı somutlaştıran önemli bir örnek. “Beledna” kelimesinin Arapçada “memleketimiz” anlamına gelmesi, haritanın sadece bir kayıt tutma aracı değil bir aidiyet beyanı olduğuna da işaret ediyor. Harita, kentin belleğinde yer etmiş mekânları, burada yaşanmış olayları ve hatıraları, kentin çeşitli mekânlarına dair bireysel tanıklıkları belgeliyor, geçmişin silinmesine karşı bir direnç oluşturuyor. Yok olma tehdidi altındaki mekânlarla kurulan kişisel ilişkiler, fotoğraflarla ve anlatılarla belgelenerek hafızanın sürekliliğini sağlıyor. Böylece mekânların fiziksel olarak yok olması veya hasarlanması, onlara dair hafızanın da silinmesi anlamına gelmiyor. Aksine kolektif bir direniş pratiği olarak hafıza ortak bir çerçevede yeniden üretiliyor. Bu tür belgeleme pratikleri, yalnızca bireysel anıların korunmasını değil, kolektif belleğin sürekliliğini de mümkün kılıyor; çünkü hatıralar yalnızca bireyin zihninde var olmuyor, onları yaşatan ortak bir toplumsal çerçevenin içinde var oluyorlar.7 Deprem sonrası Antakyalıların kenti terk etmek zorunda kalması bu çerçevenin kırılmasına neden oldu. Ancak, Beledna Hafıza Haritası gibi üretimler, enkaza dönmüş bir kentte kolektif hafızanın çözülmesine karşı direniyor. Bu direniş Hatay’ın geleceğini kimliksiz bir vitrine dönüşmekten kurtarmak için de elzem bir mücadele biçimi.
Google Earth hava görüntüleri ile Beledna Hafıza Haritası’nın çakıştırılması, çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor. Antakya’nın ruhunu oluşturan hafıza mekânları yerle bir olmuş durumda; çünkü deprem sonrası yıkımın en yoğun olduğu bölgeler kentin kolektif belleğindeki en önemli yerler. Üstelik bu yerle bir oluş hâli sadece fiziksel bir kayıp değil, toplumsal bellek ve aidiyet duygusu da bu mekânlarla birlikte silikleşiyor, ufukta kimliksiz bir boşluk beliriyor.
Antakya’da kolektif belleği somutlaştırma çabalarından bir diğeri de hafıza yürüyüşleri. Hafıza yürüyüşlerinin tohumu, şehir plancısı ve akademisyen Tuğçe Tezer’in 2021 yılında SALT Araştırma Fonu desteğiyle hazırladığı Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi projesiyle atılıyor.8 Bu projenin amacı Antakya’nın katmanlı tarihsel dokusunda “Geçmiş ve bugünün bağlantısını nasıl kurabiliriz?” sorusuna yürüyerek yanıt bulmak.9 Yürünebilir Tarih isimli bir Instagram hesabı da projenin kamusal çıktılarından biri. Ne yazık ki 6 Şubat ve 20 Şubat depremlerinden sonra Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi’ne giren yapılar ağır hasar almış duruma geldi. Tezer’e göre, bu yıkımın yarattığı itkiyle ortaya çıkan hafıza yürüyüşleriyle rehber de başka bir işlev ve form üstlendi.10 Bu işlev ve form dönüşümüyle ortaya çıkan hafıza yürüyüşlerinin amacı, Antakyalılarla bir araya gelerek yok olan veya ağır hasar alan kentsel dokuya dair bilgi paylaşımı yapmak ve kaybolan kentsel dokuya dair anıları kaydederek Antakya’nın onarım sürecine katkı sağlamak. Bu açıdan Beledna Hafıza haritası ile hafıza yürüyüşleri ortak bir amaca hizmet ediyor: Antakya’nın sokaklardan ve yapılardan ibaret olmadığı, aslında mekânlarla kurulan ilişkilerle var olduğu gerçeğini hatırlatmak. Beledna Hafıza Haritası kaybolan mekânları dijital bir arşiv olarak belgelendirirken, hafıza yürüyüşleri bu kayıtlı bilgiyi mekânla yeniden ilişkilendirerek kolektif hafızayı bedensel ve deneyimsel bir forma sokuyor, kent adım adım hatırlama pratiğinin öznesi hâline geliyor. Her iki girişim de kent hafızasının mekânsal sürekliliğini sağlama çabasının bir parçası olarak yok olana karşı direnç geliştiriyor.
Antakya’nın kimliksiz bir boşluk olmasına direnen ve kolektif belleğini ayakta tutmaya yönelik bir diğer önemli girişim Sıfır Noktasında Sanat adlı oluşum. Antakyalı sanatçılar tarafından kurulmuş bu oluşum, sanatın birleştirici gücünden faydalanarak deprem sonrası kent hafızasını diri tutmayı amaçlıyor.11 Sanatı bir hafıza pratiği olarak konumlandırarak belleğin yaratıcı yollarla aktarımına odaklanıyor. Sanatçılar mobil bir sanat mekânında Antakyalılarla atölyeler, sergiler ve kamuya açık buluşmalarla bir araya geliyor ve hafızanın sadece yazılı ve görsel dokümanlarla değil, sanatsal üretimle de aktarılabileceğine işaret ediyor. Atölyeler, sergiler, buluşmalar aracılığıyla mekânsal hafıza duyusal ve anlatısal formlara bürünüyor. Sıfır Noktasında Sanat, Antakyalıların kente dair dertlerini paylaşabilmesi için bir araç olarak da kullanılıyor. Öte yandan, yalnızca bireysel travmaları ifade etmenin bir aracı olmanın ötesine geçerek, toplumsal hafızanın kolektif bir şekilde yeniden üretilmesini ve sahiplenilmesini sağlıyor. Hafıza mekânlarının yalnızca fiziksel varlıklar değil, aynı zamanda toplumsal ve duygusal bağlarla örülü yapılar olduğu gerçeğinden hareketle, sanat hafızayı kolektif bir direniş pratiğine dönüştürüyor. Antakyalılar kaybettikleri mekânları, anıları ve kimliklerini sanat yoluyla yeniden inşa etme çabasına girişirken, bu süreç aynı zamanda kentin geleceğine dair ortak bir tahayyül oluşturma imkânı sunuyor.
Antakya’da depremin yol açtığı yıkım elbette yalnızca fiziksel olanla sınırlı kalmadı, hafızayı besleyen toplumsal doku da çözülme tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Kentin sokaklarında, meydanlarında, duvarlarında saklı olan ortak anılar yalnızca mekânların yok olmasıyla değil, bu hafızayı taşıyan insanların Antakya’dan kopmasıyla da silinme riski taşıyor. Dolayısıyla Antakya’dan geriye yalnızca kimliksiz bir boşluk kalmak üzere. Oysaki kente dair anılarımız ne kadar açık, belirgin ve imgelerle doluysa biz de o kadar kente ait oluruz, kente bağlanırız.12 Bugün Antakya’da kent hafızasını diri tutmak için geliştirilen üç önemli girişim, Beledna Hafıza Haritası, Hafıza Yürüyüşleri ve Sıfır Noktasında Sanat bu kentlilik bağını diri tutmanın yolları olarak öne çıkıyor, kolektif belleğin sürekliliğini sağlama konusunda birbirini tamamlayan pratikler sunuyorlar. Mekânın yalnızca fiziksel varlığıyla değil öznel ve kolektif anılarla anlam kazandığını vurguluyorlar. Hafızanın bireysel değil, toplumsal bir inşa süreci olduğunun altını çiziyorlar. Çünkü, Halbwachs’ın da belirttiği gibi, bireysel hafıza toplumsal çerçeve içinde anlam kazanır ve sürdürülebilir hâle gelir.13
Eğer depremden sonra yürütülen yeniden inşa süreçleri hafızanın sürekliliğini gözetmeden ilerlerse, Antakya’nın sadece fiziksel değil, ruhsal ve kültürel varlığını da kaybetme ihtimali güçleniyor. Kolektif belleğin ve hafıza mekânlarının korunması, yalnızca geçmişe tutunmak değil, aynı zamanda gelecekle bir bağ kurmak demek. İşte bu yüzden Antakya’ya dair her müdahalenin yalnızca yeni yapılar inşa etmeye değil, Antakya’yı “Antakya” yapan hafıza izlerini onarmaya odaklanması da zorunluluktur. Çünkü mekânların yitimi kent içinde sadece coğrafi bir boşluk yaratmaz, mekânsal hafızanın yok oluşuyla o kentte yaşamış ve yaşamaya devam eden insanlar için telafisi mümkün olmayan bir kayıp yaratır. İşte bu yüzden Beledna Hafıza Haritası, hafıza yürüyüşlerine evrilen Antakya Yürünebilir Tarihi Kent Rehberi ve Sıfır Noktasında Sanat aracılığıyla yapılan hafıza belgeleme çalışmaları tam da bu bağı diri tutmaya yönelik önemli refleksler. Çünkü hafıza çözülürken hatırlamak ve hafızanın toplumsal sürekliliğini sağlamak mühim bir kentsel direniş biçimidir.
1. Asu Aksoy, Burçin Altınsay ve Tuğçe Tezer, “Yıkıntılar İçinde Adım Adım Birlikte Hatırlamak: Antakya Ruhunun Onarımı İçin Hafıza Yürüyüşü” (Apaçık Radyo, 2024).
2. Asu Aksoy, Burçin Altınsay, Melisa Kurtuluş ve Murat Germen, “Sıfır Noktasında Sanat Sordu: Antakyalı Ne İstiyor?” (Apaçık Radyo, 2024).
3. Asu Aksoy vd., “Antakya Tarihi Merkezi Turizm ve Yatırım Öncelikli Projelerle Vitrine Dönüştürülür ise Kentin Kimliği ve İnsanı Korunabilecek mi?” (Apaçık Radyo, 2024).
4. Pierre Nora, Hafıza Mekânları (Ankara: Dost Kitabevi, 2006).
5. Maurice Halbwachs, Kolektif Hafıza (Ankara: Heretik Basın Yayın, 2017), 20.
6. Asu Aksoy, Burçin Altınsay ve Tuğçe Tezer, “Yıkıntılar İçinde Adım Adım Birlikte Hatırlamak: Antakya Ruhunun Onarımı İçin Hafıza Yürüyüşü” (Apaçık Radyo, 2024).
7. Jan Assmann, Kültürel Bellek (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2001).
8. Tuğçe Tezer, “Antakya'nın tarihini adımlamak: Önce | Sonra Depremden sonra ‘Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi’” (Salt Online, 2023).
9. Tuğçe Tezer, “Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi” (Tasarım Rehberleri, 2022).
10. Tuğçe Tezer, “Antakya'nın tarihini adımlamak: Önce | Sonra Depremden sonra "Antakya Yürünebilir Kent Tarihi Rehberi" (Salt Online, 2023).
11. Vartan Estukyan, “Depremden sonra Antakya’ya odaklanan bir sergi: Sıfır Noktasında Sanat” (Agos, 2024); Mustafa Doğan Bulut, “Sıfır Noktasında Sanat Hatay’da yara sarmaya çalışıyor” (9. Köy, 2024).
12. Maurice Halbwachs, Kolektif Hafıza (Ankara: Heretik Basın Yayın, 2017).
13. Age.
Antakya, deprem, Hatay, kent, Kerime Merve Alaca, Pınar Kılıç, şehir, yıkım