Seyyarbellek
Dertleşme Mekânları, Paylaşılan Hafızalar
Rakel Dink açılış konuşmasını yaparken, Mart 2019, fotoğraf: Selcen Yeniçeri

“Sizinle biraz dertleşmek istiyorum.” Rakel Dink, Hrant Dink’in ölümünün altıncı yıl dönümünde Agos gazetesi binasında konuşmaya böyle başlamıştı. “Dertleşmek istiyorum.” Dertleşmek, tek bir öznenin gerçekleştirdiği bir eylem olmaktan çok birçok öznenin etkisi ve katılımıyla gerçekleşebiliyor. Rakel Dink’in cümleleri bu niyeti açıklıyor: “Acımı, kırgınlığımı biraz size anlatacağım; siz de bana. Biraz sizinki benimkine, biraz da benimki sizinkine ortak olsun diye…”

“Sağımızdakine, solumuzdakine rahatsızlık vermeden, ötekileştirmeden buradayız. Adalet borcumuzu hatırlayarak buradayız. Sevgimizi, umudumuzu hatırlayarak buradayız. Yataklarında sevdiklerinin elini tutarak ölme fırsatı ellerinden alınanların anısına buradayız. Acımızla, onurumuzla buradayız. Doğruluk ve adalet için buradayız. Birbirimize hikâyelerimizi anlatmak ve anlamak için de burayız. Hep burada olacağız, birlikte olacağız.” Konuşmasını bu cümlelerle bitirmişti Rakel Dink.

Birbirimize hikâyelerimizi anlatmak ve birbirimizi anlamak için bu konuşmadan altı sene sonra Hrant Dink Vakfı’nın “Hrant Dink Anma ve Hafıza Mekânı” çalışmaları kapsamında geçen 22-23 Mart’ta Yapı Kredi Kültür Sanat Loca’da “Başka Bir Gelecek İçin Hafıza Mekânları, Hafıza Yolları” adlı bir panel dizisi düzenlendi.1 Dünya’nın çeşitli yerlerinde kayıplarının yaslarını tutmaya çalışanların hikâyelerini, çalışmalarını ve arşivlerinin açılmasını dinledik. O an, aslında bir yası tutabilmenin en iyi yolunun o yası başka hafızalardaki yaslarla bir araya getirebilmek olduğunu düşünmeye başladım. Dertleşme tam da bu noktada başlıyordu. Acımı, kırgınlığımı bir başkasınınkinin yanına koyarak başlıyorum dertleşmeye. Haklı ya da haksız aramadan, hatırlayarak ilerliyorum.

Rakel Dink’in konuşmasını okumamın üzerinden altı küsur sene geçmiş. Panelin açılış konuşmasını yaparken de, yine aynı dertleşme amacıyla karşımızda olduğunu fark ettim. Uludere’den bahsetti. Taziyeye gittiklerinde hissettiklerini anlattı. Yine yasını, kırılganlığını bir başkasınınkinin yanına koyup, haklı haksız aramadan dertleşmek istediğini söyledi. Hrant Dink Hafıza Mekânı’nın bu dertleşmelerin üzerine kurulacağını, bu paylaşımlarla var olacağını belirterek konuşmasını bitirdi.

Açılış tebliği “Gelecek İçin Hafıza ve Karşı Hafıza” başlıklı konuşmasıyla Marianne Hirsch’ten2 geldi. (Ben kendisini ilk kez [Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi’nin [SU Gender] 21 Mart 2019’da Studio-X’de gerçekleşen “Toplumsal Cinsiyet, Kent ve Mekân” panelinde dinleme şansına erişmiştim.) Konuşmasına “Hafızalar aktarılabilir mi?” diye sorarak başladı. “Diğer insanların anılarını hatırlayabilir miyiz? Hafızalarını paylaşabilir miyiz?”

Marianne Hirsch açılış tebliğini sunarken, Mart 2019, fotoğraf: Hrant Dink Vakfı

“Nasıl? Yöntemi ne olmalı? Ne tür kurumlar buna olanak sağlar? Ne gibi faktörler bu nesiller arası iletişimi sağlayabilir? Siyasi etkenler, yaşanılan göç, hatta zamanın akışı bu süreci nasıl etkiler?” diye sorularına devam etti. “Geçmişte travmatik ve güçlü tecrübelere maruz kalan insanların torunlarının bu tecrübeleri nasıl yaşayacağını ele alıyorum. İkinci ve belki üçüncü kuşak bu tecrübeler dahilinde nasıl şekilleniyor?” diyerek çalışmasının girişini yaptı. Bu noktada, yaşanılan tecrübelerin diğer kuşaklara aktarılırken hafıza olarak değil, post-hafıza olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Post-hafızayı temel olarak ikinci kuşağın [post-generation] doğumundan önce gerçekleşmiş ve genellikle travmatik, derin, güçlü deneyimlerin bu kuşağa aktarılması ve bu kuşağın aktarılanlarla yeni bir hafıza kuracak etkileşim içerisinde olması olarak açıkladı. Toplumsal hafızanın aktarım aracı olarak medya ile kurulan protez hafızanın hegemonik hafızaya zamanla hizmet etme gibi bir risk barındırdığını ve post-hafıza ile ters düşebileceğini belirtti. Bu noktada karşı hafıza kavramına değindi.

Hafıza kavramının tartışılmasından sonra dünyadaki hafıza mekânlarına dair birçok örnek verdi. Bu mekânların bir ulusun, ülkenin nerede durduğunu, hafızayı nasıl ele aldığını ve karşı hafızaya ne kadar müsaade ettiğini göstermesi açısında bir ölçüt olarak değerlendirilebileceğini belirtti. Bütün dünyada hem milliyetçi hem de etnosentrik görüşlerin yükseldiği bir dönem yaşandığını ve bu mekânların hegemonik hafızaya hizmet etmenin sınırında var olduğunu da ekledi.

Alketa Xhafa Mripa, Thinking of You, fotoğraf: Jetmir Idrizi,
kaynak: “Touching Memory

Bu noktada, hafıza mekânlarının müzeleşmesinden çok, Hirsch’in sunumunun bir kısmını ayırdığı ve bir tür karşı hafızanın temelini attığı söylenebilecek bir proje dikkatimi çekti: Thinking of You. Proje, Bosna savaşında kadın bedeninin maruz kaldığı suçların (ki Bosna savaşında tecavüzün bir savaş suçu sayılmaması hepimize bir soğuk duş etkisi yaratmalı belki de) zaman içerisinde unutulmasına, sessizleştirilmesine ve inkârına karşı çıkmayı ve söz konusu cinsel suçların görünür kılınmasıyla yaslarının tutulmasını amaçlayan bir çalışma olarak açıklanabilir. Alketa Xhafa Mripa projeye başlamaya nasıl karar verdiğini “2013 yılında, Kosova savaşında cinsel şiddetten mağdur olanlar hakkında bir TV röportajına denk geldim. Mağdur travmatik deneyimini, bir perdenin arkasında isimsiz olarak anlatmaktaydı… Yaşadığı toplum tarafından damgalanmış olması, şerefini kaybetmiş bir kadın olarak görülmesine sebebiyet veriyordu. İşlemediği, hatta mağduru olduğu bir suç yüzünden ömür boyu bunun yükünü, utancını ve sorumluluğunu taşımasına inanamadım…” cümleleriyle açıklıyor. Cinsel saldırı hâlâ savaş silahı olarak görülüyor ve dünyanın birçok yerinde sistematik olarak uygulanıyor. Mağdurları ise hâlâ susturuluyor, görünür kılınmaları engelleniyor. Bunun üzerine, Anna Di Lellio3 ile başlattığı projesinde Bosna savaşında sistematik cinsel saldırı mağduru birçok kadınla iletişime geçerek savaşa tanık olan kıyafetlerini (yaklaşık beş bin etek ve elbise) topladı ve kıyafetleri erkek egemenliğinin en yoğun hissedildiği kamusal alan olarak okunabilecek bir futbol stadyumunda (Priştina Futbol Stadyumu) gerdiği çamaşır iplerine asarak sergiledi. Sanatçı bir röportajında projesini “Kirli çamaşırlarınızı herkesin görebileceği şekilde asarsanız, gizli konuları herkesin önünde konuşabilirsiniz. Ancak biz burada temiz çamaşırları astık. Çünkü bu savaşın mağduru kadınların kendileri de çok temiz ve suçsuzlardı”4 diyerek açıklıyor. Marianne Hirsch bu çalışmayı hafızadan post-hafızaya geçiş açısından güçlü bir örnek olarak tanımladı. Bu etkileşim ağı, bir süre daha yayılarak devam ederken kadınların birbirleriyle buluştuğu, dinlediği ve dokunduğu bir sürece girilmiş. Aslında yine Rakel Dink’in başta değindiği bir dertleşme ağının kurulduğunu sezgisel olarak söyleyebilirim.

Birinci panel “Zor Geçmişleri Sergilemek” ana temasıyla başladığında ben heyecanla District Six5 Müzesi hakkında konuşacak Bonita Bennett’i6 bekliyordum. Panelin programı ilk duyurulduğunda küçük bir internet araştırması yapmıştım ve District Six Müzesi, oluşturduğu kolektif ruhla dikkatimi çekmişti. Bölgenin zamanla soylulaştırılma çabalarına karşı halkın kolektif bir bilinç ve çalışma prensibiyle aşama aşama kurduğu müze, aslında günümüzdeki birçok müze pratiğine ters düşmekteydi. Belleği dondurmak yerine sürekli canlı tutan yapısının söz konusu kolektif ruhla paralel olduğunu düşünmüştüm.

Ayfer Bartu Candan ve Bonita Bennett

Bonita Bennett’in konuşmasının adı “Memory is the Weapon”dı. (Kalbimden vurulmuştum.) Konuşmasına “Zor geçmişleri sergilemenin başka bir boyutuna bakacağım. Bunları bir müzede sergilemekten çok yaptığımız çalışmalarda nasıl sergileriz?” diyerek başladı. (Bingo! Boşuna heyecanlanmamıştım.) Tarihyazımının makro örneklerinin sergilendiği sıradan müzeler yerine, karşı hafızanın temsili olarak mikro tarihyazımı üzerine kafa yoracağımız bu panel serisinde baştan beri çok heyecanlıydım ki, “Hafıza Bir Silahtır” konuşması heyecanımı katlamıştı. Evet, hepimizin belleği bir silahtı. Unutmaya, unutma rolüne, unutulmuş rolüne, tutulmamış yaslara karşı birer silahtı.

Cape Town’un liman şehri olmasından dolayı District Six birçok halkın bir arada yaşadığı bir bölge olma özelliğine sahipmiş; ancak 1948 yılında apartheid7 rejiminin başa geçmesiyle sosyal uyum ve çeşitlilik istenmeyen bir olguya dönüşünce bölgenin yıkılması ve sadece beyaz nüfusun yerleşimine izin verilmesi kararı alınmış. (Aklıma, İsrail yönetiminin Filistin topraklarında —aradan geçen neredeyse yüz yıla rağmen— şu an hâlâ sistematik olarak uyguladığı apartheid benzeri kentsel politikalar geldi.) Sistematik yıkımdan sonra, sadece beyazların yaşadığı bir bölge inşa edilmiş. Yerel halkın direnişinin, bu yıkımı durduramamış olsa bile apartheid rejiminin gerçek amacına ulaşmasını engellediğini belirtti Bennett ve konuşmasına “Bir müze bir direniş için nasıl bir araç olabilir?” sorusuyla devam etti.

Bennett, District Six Müzesi’nin temelinin geleneksel bir müze olarak atılmadığını, başlangıçta müze mekânının apartheid rejiminin arazi yasasıyla kendilerinden aldığı toprakları geri almak için bir araya gelen insanlar tarafından sosyal adaletin yerine getirilmesi için bir araç olarak kullanıldığını belirtti. District Six’in mahalle olarak gelişiminin ancak halkın katılımıyla olabileceği kararıyla 1994 yılında District Six Müzesi doğar ve bu karara paralel “Müzenin amacı ne olmalı?” sorusuna müze kurucuları “Kendimizi tarih için bir merkez olarak konumlandırmalıyız,” cevabını verirler. Bu konumlandırmanın sonucu ise, müzenin insanların yaşadıklarının belgelendiği bir mekân olması olacaktı. Bennett, müze mekânının bir fikir ile başlayıp bir kurum olarak devam ettiğinin ve tarihin parçası olan herkesin katkısıyla hayatına devam edeceğinin altını çizdi.

Müzenin sadece teşhir amaçlı olmadığını, insan bedenlerinin getirdikleri anılarla müze içerisinde temsil edildiklerini, müzeye gelen herkesin aslında bir nevi küratör olduğunu ve kendilerini ifade ettiklerini söyledi. Fiziksel olarak yerlerinden edilmiş insanların District Six Müzesi sayesinde yine aynı yere fiziksel olarak geri döndüklerini ve müzenin kolektif ruhu sayesinde sanatla yeniden eski mahallelerinde var olabildiklerini belirtti. Müze bünyesinde gerçekleştirilen birçok hafıza çalışmasıyla bu ruhun canlı tutulacağını söyleyerek konuşmasına son verdi.

Bennett District Six Müzesi’ni anlatırken (arkadaki görsel, müzede gerçekleştirilen hafıza canlandırmalarından bir örnek), Mart 2019, fotoğraf: Selcen Yeniçeri

Yine birinci oturumda Mona El Hallak8 “Hatırlama ve Unutma Arasında Beyrut”9 başlıklı konuşmayı gerçekleştirdi. Beyrut’taki iç savaşı yaşamış ve ardından bu savaşın mimari temsil olarak nasıl ele alınması gerektiğini düşünen bir aktivist olarak Hallak konuşmasına “Şiddet nasıl hatırlanabilir? Peki hatırlama sonrası eninde sonunda nasıl unutulabilir?” sorularıyla başladı. “On beş yıl savaşı yaşamış, yirmi sekiz yıl boyunca da savaş sonrası hafıza kaybı yaşamış bir şehirde savaşı nasıl hatırlayabiliriz?” diyerek Beyrut’u odağına aldı. İç savaş zamanı ikiye bölünen Beyrut’ta Şehitler Meydanı (Lübnan’da Osmanlı’ya karşı ayaklanmaların başladığı meydan), on beş yıl boyunca kimsenin yaşamadığı ve genelde birbirini öldürdüğü bir meydan hâline gelerek tamamen doğanın ele geçirdiği bir yeşil hata dönüşmüş. Savaş bittiğinde ya da bittiği söylenildiğinde mimarları dışarıda bırakan bir planlama anlayışıyla kentin yeniden inşa edilme sürecine girişilmiş. Mona El Hallak bu durumu “Beyrut iki kere yıkıldı. Biri savaş tarafından gerçekleştirildi, diğeri ise bu yeniden yapılanma ile gerçekleştirildi,” (aslında coğrafya değişse de bir benzerini Diyarbakır Sur’da da yaşadığımızı düşünmeye başlamıştım) ifadesiyle açıklayarak bu noktada şehrin toplumsal hafızasının yok olduğunu belirtti. Şehitler Meydanı’ndaki şehitler heykelinin yerinin şu an otopark olarak kullanılmakta olduğunu söyledi.

Savaşın ardından ilk defa bu yeşil hat boyunca gezerken Barakat binasıyla karşılaştığını söyleyen Hallak, bu bina sayesinde savaşı koklayabildiğini anlattı. Binanın birbirinden kopan bölümlerinin kirişlerle bağlanarak yıkılmasının engellenmesini Mona El Hallak, “Bu çaba bizim ülkemizin bir metaforuydu. Bölünen farklı kesimlerin birbirine bağlanabileceğini temsil ediyordu resmen.” diye yorumladı. “Hassastık, kırılgandık ama aradaki parçalarımızı bağlayabilirdik.”

Barakat apartmanında 1970’lerde Filistinli bir aile yaşadıktan sonra, iç savaş patlak verene kadar binada sağ görüşlü Hıristiyan bir aile ikamet etmiş. Savaşın ilk patlak verdiği olay olan Filistinli işçileri taşıyan bir dolmuşun bombalanmasından sonra, bu binada yaşayan aile savaşın başlatıcıları olarak görülmeye başlanmış. Stratejik konumundan dolayı bina bir savaş makinesi görevi görmüş. Bulunduğu kavşak, cehennem kavşağı olarak nitelendirilirken bina mimarisi nedeniyle —binanın sahip olduğu açıklıklar ve balkonlar— keskin nişancıların konumlandığı yer hâline gelmiş. Mimarlığın yapım amacından tam farklı bir yönde hizmet etmesi savaşın aslında gerçekliği nasıl değiştirdiğinin göstergesi niteliğinde.

Mona El Hallak, “Hatırlama ve Unutuş Arasında Beyrut” sunumunu yaparken (arkadaki görsel Barakat binası), Mart 2019, fotoğraf: Selcen Yeniçeri ve binadan ayrıntı, fotoğraf: G Travels (CC BY-NC 2.0)

Savaştan sonra binayı ziyaret ettiğinde, savaştan kaçan mülk sahibinin ardında bıraktıklarıyla savaşın gündelik pratiklerinin nasıl bir araya geldiğini, nasıl birbirlerinin içerisinde eridiklerini gördüğünü anlattı Hallak. Savaş gündelik hayatın bir parçası olmuştu. Duvarlardaki mermi izlerinin, bu izlerin üzerine yazılmış umut dolu duvar yazıların, yerlerde bir zamanlar binada yaşayan diş hekiminin çocuklar için bastırdığı diş hijyenini anlatan broşürler ve onların üstünde mermi kovanlarının ve binadaki fotoğraf stüdyosundan arda kalanların Beyrut’un savaştan önceki yaşantısı hakkında büyük ipuçları verir nitelikte olduğundan bahsetti. Binanın katman katman bir kolektif belleğin hikâyesini taşıdığını belirtti.

Barakat binası birçok bürokratik engele ve ranta kurban gitme riskine rağmen şu an Beyrut Müzesi olarak hâlâ canlı duruyor. District Six Müzesi’yle ortak özelliği yine bir dertleşme mekânı olması. Hafızaları canlandırarak, ardından sanat aracılığıyla dertleşerek yaşananların bir daha yaşanmamasını temenni etmek. Rakel Dink’in sık sık dile getirdiği “güvercin tedirginliğini” bitirmek için belki de.

“Yaşamlarımızın mekânı ne devamlı, ne sonsuz, ne türdeş, ne de eş yönlü. Peki tam olarak biliyor muyuz nerede kırıldığını, nerede büküldüğünü, nerede bağını kopardığını ve nerede bütünleştiğini?”10 Perec’in bu mekân tasvirini panelin sonuna doğru daha iyi anlamaya başlamıştım. Hafıza mekânları aslında tam da dertleşme üzerinden bükülüyordu, bağı kopuyordu ve belki de tekrar bağlar kuruyordu. Kırgınlıklar sonsuz değildi. Güvercin tedirginliği dertleştikçe azalacaktı.

_
NOT: Konferansın üzerinden bu kadar vakit geçmesine rağmen yazının ilk kısmını ancak toparlayabildim. (Bir de ikinci kısmı olacak.) Çünkü, paylaşımların hepsini sindirmek için zamana ihtiyacım vardı. İki günü, ben kendi adıma, birkaç ay gibi yaşadığımı belirtmek isterim. Ayrıca konferanstaki tüm konuşmacılar ve paylaştıkları çok değerliydi. Ancak, bu kadarını yazmak bile benim için çok ağır oldu. Bu konuda affınıza sığınıyorum.

1. Panelde gerçekleştirilen tüm sunumlara Hrant Dink Vakfı’nın YouTube kanalından ulaşılabilir. Ayrıca bkz: “Başka Bir Gelecek İçin Hafıza Mekânları Hafıza Yolları Konferansı Yapıldı

2. Columbia Üniversitesi, İngilizce ve Karşılaştırmalı Edebiyat William Peterfield Trent profesörü ve yine aynı üniversitede Kadın, Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellik Araştırmaları Enstitüsü profesörü.

3. Sosyolog, gazeteci ve eski BM danışmanı.

4. Sanatçının proje ile ilgili TEDx konuşması: “Thinking of You, Alketa XhafaMripa, TEDxAUK

5. District Six, apartheid yönetimi tarafından 1966 yılında sadece beyazların yaşayacağı bir bölge olarak ilan edilen ve bölgenin yerel halkının zorla yerlerinden edildiği Cape Town mahallesinin adı.

6. District Six Müzesi direktörü.

7. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde 1948–1994 yılları arasında iktidar olan Ulusal Parti hükümeti tarafından resmi devlet politikası olarak uygulanan ve bu doğrultuda yasalar da çıkartılan ırkçı ayrımcılık sistemi.

8. Beyrut Amerikan Üniversitesi, mimar ve kültür mirası koruma aktivisti.

9. Konuşmanın tamamı: “Mona El Hallak: Hatırlama ile Unutma Arasında Beyrut” Ayrıca aktivistin TEDx konuşması: “From Violence to Remembrance

10. Georges Perec, Mekân Feşmekân, çev. Cem İleri, Everest Yayınları, İstanbul, 2016.

hafıza, mimarlık, müze, sanat, savaş, Selcen Yeniçeri, şiddet