fotoğraf: Chris Wells (CC BY-SA 2.0)

Deborah Levy’nin Dalgaları 

Yaptığı seçimlere ve dirayetine güven duyduğum arkadaşım Nazlı şansını ikinci kez denemek üzere Toronto’ya doğru yola çıkarken eline Deborah Levy’nin Yaşamanın Bedeli kitabını tutuşturdum. Nazlı bir gün bana Levy’nin cümlelerini “keskin” bulduğunu yazdı ve onları kıyıya vuran güçlü dalgalara benzetti: “Gidiyor ve yenisi hazırlanıyor.”

Levy’ye dalga imgesi üzerinden yaklaşmaya çalışmak çok yerinde bir hareket gibi göründü bana: Yenisine hazırlanmak üzere kuvvetle geri çekilen düşünce. Gerçekten de Levy’yi okurken istikrarlı biçimde yükselip alçalıyorduk; zihnimizde kıvılcımlar çakıyor, sonra durgun sularda sakinleşiyorduk. Nazlı dansçı olduğundan bu hareketi kolaylıkla kavramıştı belki de: Kuvvetini geri çekilme jestinden alan, sakin ve kararlı hareket. Bir türlü erişemediğimiz o sözün belli belirsiz biçim buluşundan yayılan titrek ama yol gösterici parıltı belki de.

*

Levy’nin düşünce dalgaları. Kendi ifadesiyle “yakınlık kurarken resmiyetini de koruyan bir ses” çıkar onlardan, kıyıya vurduklarında. Yazarın çokça denizin içinden düşünmesi bilinçdışı bir motif değil. Pek çok romanında denizin varlığı, yüzmek ya da denizin kıyısında yapılan eylemler belirleyici anların sahneleridir. Bir söyleşisinde kendi romanları için şöyle söyler Levy: “Konu ne kadar karanlıksa gökyüzü o kadar mavi.” 

Denizin içi başka evren, başka âlemdir mavi gökyüzünün altında. Öyle ki denizin içinden karaya bakmak bir tür stratejik jeste dönüşür. Alışılageldiği gibi karadan denize, ufka doğru, yaklaşmakta olana beklenti içerisinde bakmak yerine denizden karaya, ufkun içinden, şimdi burada olana bakmak. Henüz olmamışın içinden hâlihazırda olmuşa, olmakta olana bakmak. Tersine çevrilen ütopik bakış: Beklemekten vazgeçmiyoruz ama gelmesi beklenene arkamızı dönüyor, onun derinliğinde mest olmaktansa şimdi ve burada elimiz neye erişebiliyorsa onun yüzeyine dokunuyoruz. 

(Levy’de her şey fazlasıyla ele gelir; duyularımız açılır, maddeyi duyarız, aynı anda düşsel bir şeylerin varlığını hep sezmekten de geri kalmayız. Örneğin An Amorous Discourse in the Suburbs of Hell’de1 gökyüzünden düşen melek dünyaya düşmekle kalmaz, Londra’nın çeperlerinde yaşayan bir muhasebecinin kapısında bulur kendini ve onunla aşk yaşamaya başlar.)

*

“Katı olan her şey buharlaşıyor.” Levy bir söyleşisinde, bir evin duvarındaki delikten parmağını soktuğunda dağılan sıvayı görünce bu cümleyi hatırladığını söyler. Bunu söyleyiş biçiminde de denizden karaya bakan birinin tavrı vardır: Konforlu ama kısa ömürlü bir mesafe. Buhar sıvaya dönüşür ve biz Levy’den bu cümleyi ilk kez duyuyor gibiyizdir. Belki de sır buradadır: Sonsuza dek yerleşemeyeceğini bildiğin o sarıp sarmalayıcı konumda düşüncenin biçimlenmesine izin ver ve sözünü oradan ayrılırken söyle. Tuzlu su, düşüncedeki ketlenmeleri bir süreliğine ortadan kaldırıyor gibidir.

*

Yazı ve konuşma dünyası birbiriyle örtüşen sayılı yazardan Levy. Gayrimenkul adlı kitabına Georgia O’Keeffe’nin resimlerinden bahsederek ve ondan yaptığı bir alıntıyla başlar:

“Elinize bir çiçek alıp ona gerçekten baktığınızda, o an için dünyanız o olur. O dünyayı bir başkasına vermek istiyorum.”2

O’Keeffe’nin resimlerinde bunca yakından gördüğümüz çiçekler ve manzaralar gerçekçi hatlarını korurken görünmeyen katmanlarını açığa çıkarırlar. Katmanların açılması derinleşme değil, yeni yüzeylerin, daha önce görülmeyen dokuların görünür kılınması anlamına gelir. Bu harekette tekinsiz bir yan vardır; çiçeğin, manzaranın fazlasıyla içindeyizdir. Levy “O’Keeffe çiçeklerin her birini bizimle yeniden tanıştırıyordu adeta” der.3

(Levy de benzerini yapar. Katı olan her şeyin buharlaşması, kıyıya vurup geri çekilen dalgalar, görünmez taç yapraklarını bize açan çiçekler… Aynı yüzey, aynı dalga ama bu kez başka. Çiçek varsa bahar gelmiştir, eve yüzerek dönülebilir fakat hafiften ürpererek. Denizin diplerine dalan kişi dönüp karaya bakma imkânını yitirmiştir.)

Levy’nin maddeyi tarif edişindeki ödünsüzlük kısmen yüzeyde kalma ısrarıyla ilgili olabilir. Maddenin dalgalı ideal yüzeye yansımalarını anlatır bize Levy ya da idealin muhkem maddi yüzeye. Her iki durumda da anlatıcı aynı anda hasta ve âşık bir beden gibidir. Gayrimenkul’de ev ideali bir maddeye, real estate’e dönüşür. Lacan’ın Real’ının gerçeklikle bir ilgisi olmadığını açıklar bu real estate’in hayali hizmetçisi. “Cin içip mistik düşler görmek” ve kendine ait bir ev almak için “pragmatik düşüncelere dalmak” üzere odasına çekilen bir figürdür. Real’ın Rex’ten gelmesinden mülhem küveti doldurup Lana Del Rey dinlemeyi sever. “Bu sırada, aşkın hayaleti yakınlarda bir yerde nazik nazik portakal soyarken ben de yumurta biçimli şöminenin yanında Sappho ve Baudelaire şiirleri okuyacaktım.”4

*

Her zaman yakınlarda bir yerde olduğu bilinen Eros da hasta eder Levy’nin âşıklarını, her ne kadar oturup portakal soyacak kadar sıradan bir hayalet olsa da. Eros’un paradoksu, arzulamanın ancak arzulanan nesnenin yokluğuyla mümkün oluşu, yazıya ve yaşama yön verir. Sıcak Süt, Ağustos Mavisi, Eve Yüzerken’de yaşama uğraşındaki karakterlerin uzak özlemlerini biz yakından duyarız. Yine de Eros asla fazla yakına gelmez; gelse de onun hareketini kısıtlayacak gerçek ya da uydurma bir sebep daima vardır.

Levy’nin yazı hareketi de Eros’un ikilemine uygundur: Gelir kıyıya vurur, sonra geri çekilir ama asla kaybolmaz. Bilmek İstemediğim Şeyler’in başında yazmanın amacını şöyle açıklar Levy: 

“Bir kurmaca yazarının, karakterlerin uzun zamandır içlerinde taşıdıkları arzuyu alt etme yollarını açığa çıkarmak için başvurduğu yollara gelince – benim için yazının esas meselesi, bu tereddütün hikâyesidir.”5

Ütopik bakış ve arzunun ikilemi tüm edebiyatın ortak meselesi sayılabilir. Fakat Deborah Levy gibi çağdaş yazarları güçlü kılan yanlardan biri sadece düşüncenin değil aynı zamanda bedenin yazarları olmaları. Karakterlerin kendi arzularına referansla almaya çalıştıkları konumlar onların tüm sinir sistemine ve metabolik sürecine nüfuz eder ama olasılıkları daraltmayan, genişlemeye alan bırakabilen bir nüfuzdur bu.

Neticede Levy okurken düşüncede olduğumuz kadar bedenimizdeyiz. Okuyan da hisseder: Hem hasta hem de âşık bir bedendir; hem şimdi burada hem de uzaklarda. Ve sıradaki dalgayı bekler.

1. Deborah Levy, An Amorous Discourse in the Suburbs of Hell (Londra: And Other Stories, 1990).

2. Deborah Levy, Gayrimenkul: Yaşayan Otobiyografi 3, çev. Aslı Anar (İstanbul: Everest Yayınları, 2023), 9.

3. Age, 9.

4. Age, 19.

5. Deborah Levy, Things I Don’t Want to Know (Londra: Bloomsbury, 2013), 12.

Deborah Levy, edebiyat, Handan Demir, okumak, yazmak