Haftalardır saat takmıyorum, bileğimdeki hafifliğe alıştım. Önümüzdeki birkaç gün içinde saatlerimden birini takacağım, dolmakalemimi de ceketimin iç cebinde taşıyacağım. Yoğun, alelade işlerin içinde onları taşıyamıyorum; basitliğin ve aceleciliğin arasında ritüelistik niteliklerini kaybetmelerini istemiyorum.
Bir fincan kahveyi yudumlarken, kalemin ucunun kâğıtta çıkardığı o ince sürtünme sesiyle, zamanın ağır, yavaş aktığını hissediyorum. Saatin tik takları sadece bir ritim değil; günün içindeki sessiz nefeslere dublaj yapıyorlar. Gölgeler uzuyor ve küçük bir anın içinde kayboluyorum. Saat ve kalem bana hayatın özen isteyen yanını hatırlatıyor.
Zamanı ötelememek, küçük ritüellerle yaşamak… O anlarda gerçek güç ve huzur saklı.
Sevemediğimiz işler ya da insanlarla iletişim kurarken neden taşımaktan keyif aldığımız nesneleri kenara atarız? O dönemlerde neden başka tür parfüm sürünürüz? Neden yeni kıyafetler almaz, yeni restoranlar keşfetmekten uzak dururuz? Neden kendimizi ritüellerimize sırt çevirmiş buluruz? Gerçekten bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum; bilmemenin işime geldiğini hissediyorum. Ama anlamaya çalışalım, düşünelim. En azından şu an, yeni koyu yeşil mürekkep çekilmiş Pelikan dolmakalemimin ne kadar atlama yapmayacağını basit taramalarla değil de yazarak ve düşünerek test ederken şunu fark ediyorum: İnsan bazen en çok kendine yabancılaşıyor.
O anlar tam “sen” olma zamanın değildir belki de. İnsan kendi olamadığını düşündüğü anlarda rafine zevklerinden, ritüellerinden vazgeçiyor olabilir. Çünkü insanın kendinden vazgeçmesi kolaycılıktır. Bilinç yorgunluk kaldırmıyor. Yorgun zihin geri çekiliyor. Bu bir direniş değil, geçici bir korunma. Zihin, etrafına yük gibi görünen şeyleri belli bir süre kenara atarak kendine yaklaşmaya çabalıyor.
Kalemim atlama yapıyor ama yazı bir şekilde sürüyor. Belki mesele kusursuzluk değil, süreklilik.
“Yaşam sevgisi bir kültürdür. Tıpkı çiçek sevgisi, tıpkı müzik sevgisi, tıpkı yüzme sevgisi gibi…” diyordu Çetin Altan.
Tourbillon yerçekiminin saatte yarattığı hatayı dengelemek için icat edildi. Belki ritüeller de hayatın yerçekimine karşı küçük denge mekanizmalarıdır.
Yaşam sevgisi, yorgun bir zihne rağmen sürdürülen küçük ısrarlardır.