HOLLANDA’DA TASARIM
Schröder Evi

Geçtiğimiz bahar kısa bir süre Amsterdam’daydım ve Stedelijk Müze’sinde De Stjil’in 100. Yılı etkinlikleri kapsamında düzenlenen Chris Beekman sergisine denk geldim.1 Sergide 1917–1919 arasında De Stijl hareketine kısa bir süre dahil olmuş, dolayısıyla çoğu zaman bu grupla birlikte anılmayan Beekman’ın 80 kadar eserinin yanı sıra müze koleksiyonunda yer alan Mondrian’lar da gösterimdeydi.

Mondrian’ın asal renkler ve çizgilerden ibaret kompozisyonları, ilk karşılaşmamdan bu yana şaşırtmaya ve heyecanlandırmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yüzyılın en çok çoğaltılan/tekrarlanan, her türlü ürünün üstüne ‘giydirilen’ kompozisyonları da olsalar, orijinal eserin karşısında ‘avangard’ ın heyecanına kapılmamak zor: İki boyutlu olduğunu inkâr etmeyen, illüzyondan uzak bir estetik; kanvas üzerinde en ateşli tartışmaların döndüğü bir dönemden, resmin ne olduğuna dair çok güçlü bir iddia.

İtiraf etmem gerekirse, çizim için henüz bilgisayarın kullanılmadığı bir dönemde serbest eli berbat, zinhar resim çizemeyen bir mimarlık öğrencisi olarak ilk yıl, temel tasarım derslerinde Mondrian’ın kompozisyonlarını hatırlayarak, cetvelle de harikalar yaratabileceğimi düşünmüş olabilirim. Dolayısıyla çok beğendiğim bu kompozisyonları andıran cepheleriyle Schröder Evi’yle karşılaşmam, çizgi ve düzlemlerin mekânsallaşması üzerine hem harika bir dersti hem de mimarlığın paftaya yerleşmekten ibaret olmadığını hatırlatarak huzurumu bozmuştu.

Konuta ve domestik yaşam tarzına dair iddiaları, neredeyse yüz yıl sonra bile avangard kalabilmiş bir yapı Gerrit Rietveld’in tasarladığı Schröder Evi: Erken modernizmin en çok yayınlanmış ve en iyi tanınan konutlarından. Modernizmin alameti farikası, Le Corbusier’nin 1926’da “yeni bir mimarlığın 5 ilkesi”nden biri olarak formüle ettiği serbest planın, en özgün ve başarılı örneklerinden. Günün belli saatlerinde dönüştürülmesi gereken, kendi ritüelleri olan bir konut.

Gerrit Rietveld,
Schröder Evi, Utrecht,
fotoğraflar: Andrew Sides
(CC BY-NC 2.0)

Kayan duvarlarla tamamen dönüşebilen mekânları, açıldığında köşeleri yok eden pencereleri, rasyonel/fonksiyonel olmayan tüm detaylardan arınmışlığıyla henüz 1924’te domestik yaşama getirdiği sadelik ve özellikle de “şeffaflık”, çoğu kişi için günümüzde bile dayanılmaz ya da kabul edilemez. Çünkü ev, gizli saklı köşeleri, az kullanılan mekânları ve kapalı kapılar arkasında dönen korkunç hikâyeleriyle modern toplumların da en tekinsiz ve “özel” mekânı olmaya devam ediyor. Dolayısıyla bu projede nasıl yaşamak istediğine dair çok net ve radikal fikirleriyle mimarı yönlendiren işveren Truus Schröder-Schräder’den özellikle bahsetmek gerekir.

Eğitimli ve entelektüel bir kadın olan Truus Schröder-Schräder, yazar ve sanat eleştirmeni olan ablası An Harrenstein-Schräder sayesinde sanat çevrelerince ve De Stijl hareketinin üyelerince tanınıyor. Gerrit Rietveld ile 1921’de tanışıyor. Evli ve üç çocuk sahibi olan Schröder, o dönemde kocasıyla birlikte yaşadıkları geleneksel konutta mutlu değil ve Rietveld’den, bu yapı içinde istediği gibi döşeyip kendini evde hissedeceği bir “oda” tasarlamasını istiyor. Kocasıyla birçok konuda anlaşamayan ve sık sık çatışan Schröder için, toplumsal statüsünü belli edecek ağır dekoratif tüm öğelerden arındırılmış, temel ihtiyaçları karşılayacak sade ve modern mobilyalarıyla bu oda hem bir kaçış hem de “yeni bir yaşam tarzının tartışılıp deneyimlenebileceği bir mekân”2 oluyor.

Gerrit Rietveld, Schröder Evi,
ilk maket, 1924,
kaynak: uk.phaidon.com

1923 yılında kocasının ölümünden sonra, üç çocuğuyla yaşayabileceği yeni bir evin tasarımı için Schröder, yine Rietveld’e gidiyor. Önceleri isteğine göre yenileyerek yerleşebileceği bir mevcut yapı arayan Schröder, bu arayışında başarısız olunca Rietveld’in yeni bir ev inşa etme fikrini kabul ediyor ve proje için geleneksel sıra evlerin yer aldığı bir sokağın sonunda, üç cephesi açık bir parselde karar kılıyorlar. Schröder’in, yukarıda da belirttiğim gibi, nasıl yaşamak istediğiyle ilgili çok net fikirleri var. Örneğin zemin katta yaşamak istemiyor, dolayısıyla mutfak hariç yaşam alanları birinci kata taşınıyor. Çocukların da mahremiyetinin olmasına önem vermekle birlikte herkesin bir arada olabileceği açık bir mekân istiyor; burada aile ve arkadaşların bir araya gelmesi, büyüklerin tartışmalarına —aykırı fikirlerde de olsalar— çocukların da katılması talepleri arasında.3 Planlar üzerinde birlikte çalışıyorlar ve odaların yeri belli olduktan sonra Schröder üst kattaki duvarların kaldırılmasını isteyince Rietveld, hareketli duvarlarla tamamen dönüştürülebilen bir mekân öneriyor. Schröder, planlar üzerindeki çalışmalar bittikten sonra Rietveld’in yapının nasıl görüneceğini anlatmak için yaptığı ilk maketi de beğenmiyor ve bunu açıkça dile getiriyor.4 Cephelerini Mondrian tablolarına benzettiğimiz; düzlemler, çizgiler ve renklerin dansını andıran Schröder Evi böylece iyi bir tasarımcıyla, ne istediğini çok iyi bilen ve ifade eden bir kadın işverenin yakın işbirliğiyle 1924 yılında tamamlanıyor ve geçtiğimiz yüzyılın ikonik yapılarından biri oluyor.

Gerrit Rietveld, Schröder Evi için
izometrik çizim ve perspektif, 1924,
kaynak: uk.phaidon.com

Bu hikâyede mimar-işveren ilişkisi, tasarımın başarısına etki eden en belirleyici faktörlerden biri. Truus Schröder-Schräder’in özgürlükçü ve bağımsızlığına düşkün kişiliği, o dönemde çocuklu ve dul bir kadın olarak ait olduğu sınıfın burjuva ritüellerini reddederek radikal bir yaşam tarzına cesaret edebilmesi,5 mobilya ve iç mekân tasarımlarından sonra ilk mimari projesi Schröder Evi olan Rietveld’i şanslı kılıyor. Üstelik mutlu sonla biten bir hikâye bu: Schröder 1985 yılında ölene kadar, 60 yıl boyunca evinden memnun yaşıyor. Bazı açılardan benzer bir heyecanla başlayan işveren-mimar ilişkisine rağmen, daha inşaat bitmeden anlaşmazlığa düşen ve mahkemelik olan Dr. Edith Farnsworth ve Mies van der Rohe’yi hatırlayalım: Bekar ve kariyer sahibi bir kadın, ünlü bir mimardan kendine boş zamanlarında şehirden uzaklaşıp dinlenebileceği bir hafta sonu evi tasarlamasını ister. İkilinin ilişkisi hakkında rivayetler muhtelif ve aralarındaki anlaşmazlığın görünen nedeni proje maliyetinin öngörülenin üstüne çıkması olsa da, kesin olarak söyleyebileceğimiz bir şey var: İşveren, projeleri onaylamış olmasına rağmen sonraları, şeffaf bir kutu olan bu evde yaşamakta zorlandığını ve mutlu olmadığını anlatıyor söyleşilerde. Farnsworth Evi tek örnek değil; modernizmin ikonik konut yapılarından memnun olmayan ev sahibi hikâyeleri —çoğu zaman dillendirilen “akan çatılar” gibi yapısal sorunlar olmakla birlikte— hiç de az sayılmaz. Roman kahramanları olmalarına rağmen, her zaman yeniyi ve moderni alkışlamış, Hayri İrdal’ın enstitü binası tasarımına hayran, ancak iş kendi konutlarına gelince “Saat Evleri”nde yaşamayı reddeden Saatleri Ayarlama Enstitüsü çalışanları da bize modernizmin özneyle ve özel hayatla aslında sorunlu bir ilişkisi olduğunu düşündürüyor.

Yazıya konu hikâyeye dönersek, Rietveld’in de sıradışı bir kadın olan Schröder’in fikir ve yönlendirmelerinden memnun olduğunu anlıyoruz. Nitekim ikili, bu evin ardından 20’ler ve 30’lar boyunca başka projelerde tasarımcı olarak birlikte de çalışıyorlar.6 Bu mimar-işveren ilişkisinin ömür boyu süren bir arkadaşlık ve aşk ilişkisine dönüştüğünü ve Rietveld’in 1958 yılında karısının ölümünden sonra ömrünün son altı yılını, kendi tasarladığı bu eve taşınarak Schröder ile birlikte geçirdiğini de belirtmek gerek.

Truus Schröder-Schräder ölümünden sonra evi kendi kurduğu Rietveld Schröder Evi Vakfı’na bağışlıyor. 1987 yılında restore edilerek ziyarete açılan Schröder Evi, 2000 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınıyor.

1924 yılında, 6 yaşındayken annesinin iddialı fikirlerine göre biçimlenen bu eve taşınan Han Schröder’in 1940 yılında mimarlık eğitimini tamamlayarak bir süre Rietveld ile çalıştıktan sonra 1954’te kendi mimarlık ofisini açması ve o dönemde Hollanda’da lisanslı 3.000 mimar arasındaki iki kadın mimardan biri olması ise, bu hikâyeyle ilgili başka bir küçük ayrıntı.

Rietveld Schröderhuis
(UNESCO/NHK), süre: 03:03

1. Chris Beekman’ın eserleriyle, ilk kez bu sergide karşılaştım ve benim gibi tanımayanlar varsa diye Mondrian bahsine geçmeden önce adını zikretmek istedim.

2. Alice T. Friedman, Women and the Making of the Modern House, Yale University Press, 2007, s. 73.

3. Paul Overy, The Rietveld Schroder House, MIT Press, 1988 içinde yer alan Truus Schröder-Schräder ile söyleşiden.

4. Ida van Zijl, The Rietveld Schroder House, Princeton Architectural Press, 2000.

5. Schröder, Overy’nin kitabında yer alan söyleşilerde, o dönemde de bu aykırı tasarıma bakmak için evin önünde toplanan kalabalıklar olduğundan ya da okulda çocuklarıyla dalga geçildiğinden bahsediyor.

6. Birlikte yaptıkları diğer tasarımlar için: Work with Truus Schroder.


Hollanda’da Tasarım” dizisi Hollanda Başkonsolosluğu Kültür Fonu’dan destek almıştır.

De Stijl, Gerrit Rietveld, Hollanda’da Tasarım, işveren, mekân, mimarlık, mimarlık tarihi, modern mimarlık, modernlik, Neslihan Şık, şeffaflık, Truus Schröder-Schräder