Rüyaları Okumaktan Aynı Rüyada
Buluşmaya Doğru

Yıldızlara, doğum haritasına, Türk kahvesinin fincanındaki tortuya ya da eldeki çizgilere bakıp rüya yorumlayacak değilim; bunu yapan zaten pek çok insan var. Benim ilgimi çeken, rüyaları yorumlamak değil; geri getirmek. Bazen tüm ayrıntıları hatırlayamayız, bazen de güzel bir rüyayı yeniden görmek isteriz. Daha açık bir şekilde söylersem: Rüyalarda gördüğümüz imgeleri beyin dalgalarını kullanarak geri getirmek, yeniden resmetmek mümkün mü?

Sigmund Freud, rüyaları “bilinçdışına giden kral yolu” olarak tanımlarken, Carl Gustav Jung ise onları kişisel ve kolektif bilinçdışının mesajları olarak yorumladı. Bugün rüyalar hâlâ psikoterapide önemli bir yere sahip. Rüyalar aracılığıyla bilinçdışına ulaşmak, semboller dünyasında bastırılmış arzuları keşfetmek ya da onları gelecekteki ruh hâlimizi şekillendirecek bir araç olarak görmek… Psikolojide, rüyaları farklı şekillerde ele alan, onlara farklı anlamlar yükleyen ve bilinçdışının gizli yönlerini ortaya çıkarmayı amaçlayan birçok ekol var.

Rüyaları anlamak ayrı bir konu fakat benim arayışında olduğum şey, uyanınca sanki bir film izler gibi rüyayı resmetmek. Bugün, nörobilimin sunduğu imkânlarla bu gizemli dünyayı somut hâle getirebilir miyiz?

Üretken yapay zekâ [generative AI] neredeyse günlük hayatımızın bir parçası oldu. Kullanıcı olarak her ne kadar şüpheyle yaklaşsam ve isteksiz olsam da ben de resimlerde, metin düzenlemede ve kod yazmada kullanıyorum. Hepimizin bildiği gibi bu başarının ardında bu alanlarda inanılmaz ölçekte büyük verinin bulunması, paralel hesaplama gücü (NVIDIA ekran kartları ve süper bilgisayarlar) ve her gün gelişen öğrenme algoritmaları yatıyor.

Rüyalara geçmeden önce kısaca şuna da göz atalım: Beyinde ne olup bittiğini nasıl anlarız? İnsan beyninde yaklaşık seksen altı milyar nöron bulunur, bunun yaklaşık on altı milyarı ise beyin kabuğunda (kortekste) yer alıyor. Bu nöronlar arasında “sinaps” adı verilen yüz trilyon kadar bağlantı var.

Beyin aktivitesini anlamak için farklı görüntüleme yöntemleri ve sensörler kullanılıyor. İlk akla gelenlerden biri Electroencephalography (EEG). EEG, nöronlar arasındaki iletişimden kaynaklanan elektriksel sinyalleri onlarca elektrot aracılığıyla ölçüyor ve daha sonra bunları güçlendirilerek işliyor ve zaman serisi olarak ifade ediyor. Beynin ne kadar karmaşık olduğunu ve nöron sayısını düşünürsek, sinyallerin beyin yüzeyine yakın bölgelerden mi (korteks) yoksa daha derin bölgelerden mi geldiğini bilememek EEG’nin dezavantajlarından biri. Ayrıca EEG sinyalleri oldukça gürültülü ve sensörlerin yerleştirilme konumundan da etkileniyor.

Bir diğer yöntem olan manyetik rezonans görüntülemeyi (MRI) ise çoğumuz farklı nedenlerle hastanelerde görmüşüzdür. MRI, çok güçlü mıknatıslara sahip bir cihaz ve bir manyetik alan oluşturuyor. Vücudumuzun önemli bir kısmı sudan oluştuğu için, hidrojen atomlarındaki protonlar bu manyetik alandan etkilenir. Farklı açılardan gönderilen radyo dalgaları protonların yönünü değiştirir, bu kesitlerin birleştirilmesiyle de MRI görüntüsü oluşturulur.

MRI’a benzeyen bir başka görüntüleme yöntemi fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI). Burada protonların gevşemesinden kaynaklanan enerji ölçülüyor, ancak bu ölçüm kandaki oksijenlenme seviyesine bağlı olarak yapılıyor.

EEG’nin aksine, MRI ve fMRI çok daha karmaşık yöntemler; cihazları oldukça pahalı ve yalnızca hastanelerde ya da tıp merkezlerinde bulunur. fMRI, beynin yapısal özelliklerini ve belirli bir anda hangi bölgelerin aktif olduğunu anlamamızı sağladığı için, uyku bozuklukları araştırmalarında sıklıkla kullanılır.

Bu yöntemler beynin o anki aktiviteleri hakkında bilgi verir. Uykunun farklı evreleri ve başlı başına rüya olgusu da bu beyin aktivitelerinin bir ürünüdür. Bugün resim ya da metin üretiminde üretken yapay zekâ nasıl büyük veri üzerinde eğitilerek gerçekçi örnekler üretebiliyorsa, benzer bir yaklaşım rüyalar için de düşünülebilir. Ancak uykuya geçtiğimizde asıl sorun, rüyada gördüklerimizi bazen çok net hatırlasak bile ne zaman gördüğümüzü tam olarak kestirmenin oldukça güç olması. Uykuya ve rüyaya geçmeden bir süre uyanık kalalım.

2023 yılında Osaka Üniversitesi’nden iki araştırmacı, Yu Takagi ve Shinji Nishimoto, fMRI sinyallerini kullanarak dikkat çekici bir çalışma gerçekleştirdi.1 Dört farklı katılımcı, binlerce farklı görseli izlerken beyin aktiviteleri fMRI’la kaydedildi. Araştırmacılar daha sonra bu sinyallerden yola çıkarak katılımcıların gördüğü görüntüleri yeniden üretmeyi denedi. Bunu, günümüzde oldukça popüler bir üretken yapay zekâ algoritması olan latent diffusion model kullanarak yaptılar.

Üst sıradaki resimler, çalışmadaki katılımcılardan birine gösterilen gerçek görselleri, alt sıradakiler ise fMRI sinyallerinden üretilenleri gösteriyor. Bu görüntüler size ilk bakışta çok etkileyici gelmeyebilir ancak kullanılan eğitim verisinin oldukça sınırlı ve beyin aktivitelerini ölçen bu görüntüleme sistemlerinin yüksek oranda gürültü içeriyor.

2023 yılındaki bu çalışmada, Minnesota Üniversitesi’nde sekiz katılımcıdan toplanan Natural Scenes Dataset [Doğal Manzaralar Veri Seti] kullanılmıştı. O zamandan bu yana hesaplamalı yöntemler üzerine çok sayıda yeni araştırma yayımlandı. Aşağıdaki şekil daha yakın tarihli bir çalışmadan ve Takagi ile Nishimoto’nun yöntemine kıyasla çok daha gerçekçi biçimde üretilmiş görselleri gösteriyor.

İlk sütun gerçek uyarıcı resimler, diğerleri farklı yöntemlerle fMRI verisinden üretilmiş halleri. Takagi ve Nishimotonun yönteminden sonra geliştirilen farklı birkaç yöntemin nasıl daha başarılı ve gerçeğe yakın resimler ürettiğini görüyorsunuz.2

Bu çalışmaların uykudan farkı, uyaran [stimulus] olarak kullanılan görsellerin bilinçli biçimde gösterilmesidir. Katılımcıların bu nesnelere bakarken fMRI görüntüleri kaydediliyor. Oysa rüyada gördüklerimiz tamamen bilinçdışı süreçlerin ürünü ve karşımızda o nesneleri ya da sahneleri gerçekten incelemeyiz. Yavaş yavaş en başta sorduğumuz soruya dönelim: Rüyaları resmetmek mümkün mü?

Bugünkü üretken yapay zekânın yükselişinden çok daha önce, yine Japonya’dan bir grup bilim insanı, Horikawa ve arkadaşları 2013 yılında Science dergisinde önemli bir çalışma yayımladı.3 Üç katılımcının uykusu sırasında fMRI ve çeşitli fizyolojik sinyalleri ölçülerek uykunun başlangıç [onset] anında, REM uykusu adı verilen evrede uyandırıldılar. REM uykusu hızlı göz hareketlerinin görüldüğü bir aşama.

Aslında bu aşama, hypnagogia olarak da adlandırılan, uyanıklıktan uykuya geçilen ve sıklıkla görsel halüsinasyonların deneyimlendiği bir evre. Araştırmacılar fizyolojik sinyallere göre uykunun bu evresinde katılımcıları uyandırarak gördüklerini tarif etmelerini istediler. Daha sonra, katılımcılara söylediklerine karşılık gelen çeşitli görseller gösterildi ve bunlar arasından en çok benzeyenleri seçmeleri istendi. Elde edilen bu verilerle bir makine öğrenmesi modeli eğittiler. Böylece, verilen bir fMRI görüntüsünden rüyada nelerin görülmüş olabileceğini tahmin ettiler.

Horikawa ve arkadaşlarının çalışmasından. Rüya gören ve görmeyen katılımcıların hemen uyandırıldıklarındaki tarifleri ve seçtikleri resimler üzerinden eğitilen makine öğrenmesi ve test verisi üzerinde doğru pozitif-yanlış pozitif eğrileri. Birçok obje veya manzara kategorisinin başarıyla tahmin edilebildiği görülüyor.

Rüyalara olan ilgi psikanalizden de eskiye dayanan, belki de insanlık tarihi kadar eski bir merak alanı. İnsanlar çok eskiden beri rüya görüyor ve gördüklerini başkalarıyla paylaşıyorlardı. Son yıllarda nörobilimin gelişmesiyle birlikte yalnızca uyku bozukluklarına değil rüyalara da ilgi giderek arttı. Horikawa ve arkadaşlarının çalışmasından sonra, fMRI ve EEG gibi yöntemleri kullanarak rüyaları anlamaya çalışan birkaç araştırma daha yayımlandı.

Bugün hâlâ üretken yapay zekâ örneklerinde olduğu gibi kristal berraklığında rüyalarımızı göremememizin nedeni, fMRI gibi görüntüleme tekniklerinin hastane ya da araştırma laboratuvarı ortamı gerektirmesi. Yine de, kulaklığa benzer küçük EEG elektrotlarıyla benzeri çalışmalar yapan araştırmacılar da var. Daha da fütüristik olanı ise rüyadaki insanlarla iletişim kurmak. Peki bu mümkün mü?

Northwestern Üniversitesi’nden Karen Konkoly ve arkadaşlarının 2021 yılında yayımlanan makalesi REM uykusu sırasında berrak rüya [lucid dream] gören katılımcılarla iletişim kurulabileceğini ortaya koydu.4 Berrak rüya kişinin uykudayken rüya gördüğünün farkında olduğu rüya türüdür. Genellikle rüyada olan bir insana soru sorduğumuzda cevap veriyorsa uyandığını düşünürüz. Ancak bu çalışmada tam tersi bir durum yaşandı. Katılımcılar berrak rüya hâlindeyken dış dünyayla iletişim kurmayı başardılar.

Konkoly ve arkadaşlarının çalışmasında katılımcılara berrak uyku esnasında sesli, ışıklı ya da dokunma yoluyla bir mesaj veriyorlar ve buna verdikleri cevaplar yüz ve göz çevresindeki kasların hareketiyle ölçülüyor.

REM uykusu sırasında göz hareketleri aktif olduğundan, araştırmacılar katılımcılardan uykuya dalmadan önce belirli göz hareketleriyle mesaj vermelerini istediler. Katılımcılar da sağa veya sola belirli diziler hâlinde göz hareketleri yaparak berrak rüya gördüklerini bildirdi. Üstelik berrak rüya esnasında kendilerine sorulan soruları anlayıp doğru yanıtlar verdiler. Bu da çalışma belleğini [working memory] kullandıklarını gösteriyordu.

İnanması hâlâ güç geliyorsa, evet/hayır sorularına ve basit matematiksel işlemlere gerçekten yanıt verebildiklerini belirtelim. Ayrıca aynı çalışma Fransa, Almanya, Hollanda ve ABD’de dört bağımsız araştırma laboratuvarı tarafından da tekrarlandı ve toplam otuz altı katılımcı üzerinde denendi.

Belki katılımcılar uyuduklarını sandılar ya da yanılıyorlardı. Ancak bunu önlemek için araştırmacılar, REM uykusunda olduklarını kesin biçimde doğrulamak adına uyku bozukluklarında kullanılan tüm polisomnografik verileri de kaydettiler.

Çalışmanın sonuçlarına baktığımızda görüyoruz ki elbette bu otuz altı kişinin tamamı sorulan her soruya yanıt veremedi. Yanlış ya da anlaşılmayan cevaplar da vardı. Ancak katılımcıların %18,4 oranında doğru yanıt vermesi ve bunun dört farklı laboratuvarda tekrarlanmış olması oldukça önemli bir bulgu. Bu iletişimde en başarılı olunan görevler ise sayma, basit matematiksel işlemler ve uyku öncesi söylenen uyarıcı bir kelimeye berrak rüya sırasında tepki verme oldu.

Gördüğümüz resimlerin fMRI görüntüleri ya da EEG sinyallerinden tahmin edilebilmesi, hatta yeniden üretilebilmesi ve benzer yöntemlerin REM uykusu sırasında rüyada gördüklerimizi anlamak için kullanılabilmesi, dahası rüyadaki insanlarla iletişim kurulabilmesi gerçekten çığır açıcı gelişmeler. Tabii rüyada görüleni geri getirmek ya da birinin rüyasına dahil olup onunla konuşmak neden rüya gördüğümüzü açıklamıyor. Freud’dan bu yana davranış bilimi araştırmacıları hâlâ bilinçaltını anlamaya çalışıyor. Nörobilim açısından ise “Sık rüya görmek sağlığımız için iyi mi?” ve “Rüyanın işlevi nedir?” gibi sorular hâlâ yanıt bekliyor.

Bugün akıllı saatleri gün içindeki stres seviyemizi, gece uykumuzun evrelerini ve uyku kalitemizi ölçmek ya da koşu, yürüyüş gibi aktivitelerde ne kadar kalori yaktığımızı hesaplamak için kullanıyoruz. Yalnızca on yıl önce internet üzerinden görüntülü görüşme yapmak bile bugünkü kadar kolay değildi. Yakın gelecekte, uykuda iletişim kurmak istediğimiz biriyle uzaktan aynı rüyanın içinde buluşmak belki de mümkün olacak. Kim bilir, teknolojinin nimetleri bir gün günlük yaşamın sınırlarını aşıp bilinçaltımıza kadar ulaşabilir. Belki ışık hızını geçemesek, zamanda yolculuk yapamasak bile, sevdiğimiz insanlarla uzaktan da olsa sözleşip aynı rüyanın bir parçası olabiliriz.

{fold içindeki imge: Londra’daki Freud Müzesi’nde yer alan ünlü divanı, kaynak: Wikimedia Commons / Psikanalizin kurucusu Freud, danışanlarının rahatlayarak ve göz temasından kaçınarak düşüncelerini daha özgürce ifade edebilmeleri için bu divanı kullanırdı; bugün ise bilinçaltını anlamak için yalnızca psikoterapiye değil nörobilim ve yapay zekâya da başvuruyoruz.}

1. Yu Takagi ve Shinji Nishimoto, “High-resolution image reconstruction with latent diffusion models from human brain activity”, IEEE/CVF Conference on Computer Vision and Pattern Recognition (CVPR) (2023): 14453–14463.

2. Weihao Xia, Raoul de Charette, Cengiz Oztireli ve Jing-Hao Xue, “DREAM: Visual Decoding from REversing HumAn Visual SysteM”, IEEE/CVF Winter Conference on Applications of Computer Vision (WACV) (2024): 8211–8220.

3. Tomoyasu Horikawa ve diğerleri, “Neural decoding of visual imagery during sleep”, Science 340(6132) (2013): 639–642.

4. Karen R. Konkoly ve diğerleri, “Real-time dialogue between experimenters and dreamers during REM sleep”, Current Biology 31(7) (2021): 1417–1427.

beyin, bilim, bilinç, bilinçaltı, imge, nörobilim, Ömer Sümer, psikoloji, psikoterapi, rüya, Sigmund Freud, teknoloji, yapay zekâ