fotoğraflar: Işık Kaya
Tasarımcı ne biriktirir?
Okay’ın
Islak Mendilleri

Tek kullanımlık, paketli ıslak mendiller biriktirdim bir süre. (Tahminen 2000’lerin sonu, 2010’ların başı civarı.) Üniversite öğrenciliği döneminde, büfe/kebapçı/fast food üçgeninde beslenirken dikkatimi çektiler. Hep ortalıkta, hiç değer verilmeyen; çoğu zaman kullanılmadan atılan şeylerdi. Grafik tasarım açısından da minik bir yüzölçümüne bir hayli bilgi sığdıran ve bunu genelde bağırarak yapmak zorunda hisseden bir mecradır.

Tam net hatırlamıyorum nasıl başladığını koleksiyonun. Sanırım kendiliğinden oluşmuş bir birikim vardı bir köşede —illa elinizi silmeyecekseniz masa vs. silebilirsiniz, öğrenci evlerinde büyük bir kolaylıktır. Rastladığım özel bir tanesinin (ki ‘özel’ parçalar var hakikaten) kafamda “aa bunlardan bizde bir sürü var”ı tetiklemesi zulaya alıcı gözüyle bakmama yaramış olabilir. Ama bir noktada sadece kendilerine ait bir ayakkabı kutuları oldu, o işin ciddiye bindiği andır.

Bir süre sonra adım “ıslak mendil biriktiriyor”a çıktı, fikir ilgisini çekenlerden saklayıp hediye edenler oldu. Bir çeşit bana güvenme gördüm bu insanlarda, sanki zavallı mendili kurtarmış gibi; “sen olmasan çöptü bu, senin ona iyi bakacağına eminim” der gibi. Tabii bu işin sosyal yanı, biriktirdiğin şey ile gelen etiket çok belli bir zihni yapılanmaya işaret ediyor. Bunu duyan için aşağı yukarı tanımlanıyorsun, sıfır derece saçma bulanlarla şirin ya da ilginç bulanlar net bir şekilde ayrılıyorlar. Ben de (pek tesadüf eseri olmasa gerek) arkadaşlarımı ikinci gruptan seçmişim; onlar arasında ilginçliğini perçinliyorsun kolayca.

Bu noktada bir şey itiraf etmeliyim, uzun bir süredir aktif bir heyecanla biriktirmiyorum mendilleri. Hâlâ bir işe yarar diye atmadıklarım oluyor, ama aktif bir şekilde aramıyorum yenilerini. Çevremdekiler de çoğunlukla unuttu koleksiyonumu. Ama atmadım bir şekilde, üç dört eve taşındılar benimle, takriben on senelik bir geçmişi var. Atılanlar, değersiz bulunup kullanılanlar oldu. İlginç olup unutulanlar, saklanamayanlar da oldu ama atmadım, belki de bu günü beklemişim, artık tarihe geçtiler, gönül rahatlığıyla atabilirim.

Gerçekten küçük bir koleksiyon benimki, toplasan yüz parça vardır, onlardan da en fazla kırkı ideal, toplanmaya değecek ilginçlikte parçalar. Zorlasan bir ayakkabı kutusuna sığarlar, ben ferah ferah iki kutuda tutuyorum —birisi ayakkabı kutusundan küçük bir kutu. İki ana gruba ayırabiliriz; bir müessesenin promosyonu olanlar ve olmayanlar. Olmayanlarda ilginçlik oranı daha yüksek, soyut parçalar, sürreel parçalar daha çoğunlukla orada.

Fiziksel hacmi gibi zihinsel hacmi de çok az yer tutuyor; şimdi düşünüyorum da, bu benim için çekici bir özelliği olabilir. Ömrümde yapabilmişliğim yok, ama kafamda çöp biriktirmemek üzerine bir saplantım var. Fiziksel biriktirmenin de bir mental komponenti var elbet, koleksiyonun ciddiyetine oranlı şekilde. Bu yüzden biriktirmeyle de hep bir nefret-endişe ilişkim oldu, ama bir şekilde hep yaptım. Bu sebepten ballandırılacak bir anekdot kalmamış sanırım, düşündüm taşındım yok. İki şey fark ettim fazla araştırmadığım, onları paylaşabilirim.

İlki, eskiden “kolonyalı mendil” denen, gerçekten de elinde bir kesik varsa yakan, alnına sürünce ferahlatan alkollü kolonya yoluyla ‘hijyenik’ olan şeylerdi bunlar. Mendillerinde az doku seçeneği olurdu, neredeyse hiç yumuşak olmazlardı bu kolonyalılar. Bir noktada alkolsüz bir şekilde hijyeni elde ettiğini iddia edenler çıktı ve sanırım tam bu ara bir rönesans yaşandı ıslak mendillerde. Yumuşak ve daha büyük mendiller, farklı farklı esanslar türedi. Uyduruyor olabilirim tabii, ama bu aralar neredeyse gerçek kolonyayla ıslatılmış ve adına ‘kolonyalı mendil’ denenler (paketin üstünde öyle tanımlanmış olanlar) çok nadir bulunur oldular. Benim koleksiyonda da, yıllar öncesinden kalan bazı kolonyalılar balon gibi, yastık gibi şişmişler. Fotoğraf çekiminden önce çıkarıp bir bakayım dediğimde fark ettim. Belli ki kimyasal bir reaksiyon olmuş zamanla içlerinde.

İkinci fark ettiğim şey de; zannedersem 2010 yılı civarı, İstanbul’un Avrupa Birliği kültür başkenti oluşu gibi nedenlerden turizm tanıtımında bir patlama olmasıyla ‘Türkiye’ turizm logolu mendillerin piyasayı ele geçirmesi oldu. Eskiden mendili işletmesinin promosyon elemanına çevirmeye parası ya da hevesi olmayanlar baskısız paketleri tercih ederken bir noktada topyekûn turizm logolu mendillere döndüler. Hatta kendi logosuyla bastırabilecekken bile ‘Türkiye’lileri tercih edenler oldu. Çok garip bazı durumlarda da, halihazırda baskılı olan mendiller üzerine bir kat silme siyah basarak alttakini gizleyen, siyahın üstüne de Türkiye logosu basıp tekrar dolaşıma sokan örnekler gördüm bir sürü. Bir kanıtım yok ama Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın eliyle yapılmış bir hareket, bir teşvik olduğundan şüpheleniyorum. Dikkat edin her yerdeler. Fakat eski logoyla; yeni (ve küçülünce tüm esprisi yok olan) logo ya hiç bulaşmadı bu piyasaya ya da eski logoyla o kadar fazla üretim yapıldı ki, halen stoktan yiyoruz.

Aktif koleksiyon bitti, belki Manifold vesilesiyle bir uyanma olur ama bunun için her öğünü dışarıda, kalitesiz sokak yemekleriyle geçirmek gerek sanırım ki, fikren bir itirazım olmasa da yaşım biraz ilerlemeye başladı böyle tehlikeli bir yaşam için. Koleksiyon evde kütüphanede ‘bir gün bir işe yarar’ rafı olarak adlandırabileceğim; bazı ilginç kâğıtlar, birbirine yapıştırıp hoş objelere dönüştürmeyi umduğum plastik ambalaj atıkları, atılmamayı başarmış bitik kalemler vb. yanında duruyor.

Bir maddi değerleri olabileceğini sanmıyorum, açıkçası pek manevi değeri bile yok, koleksiyonun parçaları saklanmayı hak ettikleri kararı verildiği anda yaşatabilecekleri tüm hazzı yaşatmış oluyorlar zaten. Geri dönüp bakmak isteyebileceğim gerçekten ilginç parçalar olduğunu da Manifold sayesinde idrak ettim. Bir anlamda tatminini doldurmuş benim için.

Aslında bazı koleksiyonların aksine hediye etmektense kullanılmasına izin verebilirim yavaş yavaş. İşe yaramaları hoş olur. Gerçi ne kadar vakumlanmış da olsa yaşı çok olanlar bir şekilde kurumayı başarıyor her nasılsa.

Doğayı kirlettikleri için kategorik olarak reddedenler de var. Belki haklılar, ama çoğu durumda seçim şansımız olmadan elimizde kalıyor bu cisimler. Ayrıca koleksiyon statüsünde saklanıyor olmaları çöp kategorisinde olup doğayı kirletmelerinden iyidir diye de düşünebiliriz. Doğaseverliğiyle ünlü, aynı zamanda da spor araba biriktiren kim olduğunu hatırlamadığım bir ünlünün —galiba Jamiroquai’dan Jay Kay’di— bu durumu bir ikiyüzlülük olarak tanımlayıp tanımlamadığı sorusuna verdiği cevap gayet mantıklı: “12 arabam var, sayemde 11 tanesi devamlı kullanılmamış, benzin harcamamış oluyor.”

Koleksiyoncu başka birisini tanımak isterdim, kendine koleksiyoncu diyorsa eminim benden daha ciddi, daha derin bir koleksiyonu vardır; ben hiç ciddi değilim koleksiyon konusunda. Eminim Türkiye dışında ülkelerden ya da Türkiye’nin pek aşina olmadığım bölgelerinden bir koleksiyon çok ilginç gelirdi.

İlkokul sonları, ortaokul başları gibi bir dönemde gazlı meşrubat kutuları biriktirdim, büyük bir ihtimalle içmeme izin verilmediğinden. Koleksiyon gibi entelektüel süsü verilmiş bir uğraşıyla daha çoğuna ulaşabileceğim gibi düşünmüş olabilirim. Biraz da özel hissederdim sayesinde; başka birisinde benzerini görmemiştim ve çöpe atılmasına akıl erdiremediğim bir sürü farklı, güzel cismim vardı. Annem elbette çok hoşlanmıyordu yer kaplamalarından ve içeriklerinden, en nihayetinde bir taşınma sırasında elendiklerini üzülerek fark ettim. “Aa, onlarla ilgin kalmadı zannetmiştim” demişti, pek umursamadan. Yıllar sonra ilk patronum (programlamayla ilgilenen bir matematikçi) “Hayatımda üç grafik tasarımcı tanıdım, üçünün de senin bahsettiğin yaşlarda meşrubat kutusu koleksiyonu olmuş” demişti. Şok olmuştum o zamanlar, bayağılığımla yüzleşmem gerekmişti. Ama şimdi olumlu yanını fark ediyorum; biriktirmeye değer bulduğun şey arkadaşlarının, zihninin senkronize olduğu insanların ipucuymuş. Yaklaşık o zamanlar biriktirmeye başlamış olmalıyım mendilleri de.

{fotoğraflar: Işık Kaya}

ıslak mendil, koleksiyon, Okay Karadayılar, Tasarımcı ne biriktirir?