Nostaljiye Kapılmamak
ve Var Olmayan
Kartpostallar

Geçmişi nasıl hatırladığınız geçmişten çok bugünle, sizin geçmişle bugünden kurduğunuz ilişkinin biçimiyle ilgilidir. Geçmişte yaşananın farklı kişiler tarafından farklı hatırlanıyor olması bir eksik ya da yanlış hatırlamadan çok bugün o kişilerin farklı toplumsal gruplara ait olmasından kaynaklanır. Kurmaya çalıştığınız toplumsal kimlik, ait olduğunuz ya da olmak istediğiniz toplumsal grubun diğer üyeleri gibi olma ve olayları grubun perspektifinden görme eğilimine dayanır.1 Birey anımsamak için kendisini o toplumsal grubunun perspektifine yerleştirmeli ve geçmişi bu perspektiften görmelidir2 ki hem o gruba aidiyetini pekiştirsin hem de bir inşa sürecinin son hâlini almamış ürünü olan geçmişini o aidiyete dayanarak yeniden kurabilsin. Süreç çok karmaşık gibi görünebilir ama gündelik hayatımızda bunu zaten işin teorisini bilmeden yaparız. Ait olduğumuzu düşündüğümüz farklı ölçeklerdeki toplumsal gruplar belleğin geçmişle ilişkilenmemiz için gerekli perspektifini bize kendiliğinden sunar ve biz farkında olmasak da kendimizi büyük bir konforla o perspektiflere yerleştiririz.

Geçmişle ilişkinizi daha akademik bir ortamda kuruyorsanız da bu süreç çok farklı işlemez. Sözgelimi bir mimarlık tarihçisiyseniz –ki ben değilim ama ne şanslıyım ki çok iyi bir mimarlık tarihçisiyle kendi yakın tarihimde hemen her gün hasbihâl etmişliğim var– yaptığınız araştırmanın çıktılarını belirleyen bulgularınızdan çok sizin tarihle ilişkilenme biçiminizdir. Tarihle her yeni ilişkilenme biçimi yeni bir tarih yazımı potansiyeli içereceğine göre bu bir yandan müthiş bir çeşitlilik demek. Ama diğer yandan bu ilişkilenme biçimini dikte eden, ait olduğunuz ya da olmak istediğiniz toplumsal grubun sunduğu perspektiflerin baskınlığı bu çeşitliliğin önündeki en büyük engel de olabilir.

Bana bu metni yazdıran, Ali Cengizkan ve Müge Cengizkan’ın küratörlüğünde hazırlanan ve tarihle ilişkilenme biçiminde yeni bir açılım getiren Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923–1933 sergisi oldu. İlk olarak 2019 sonunda Ankara’da açılan sergiyi o zaman gezme fırsatı bulamamıştım. Hatta sergiyle aynı adı taşıyan ama sadece görsel malzemeyi yayımlamakla kalmayıp içerdiği makalelerle sergiyi tamamlayıcı bir rol verilen kitabın ilk baskısına da tükenmeden yetişememiştim. Kitabı üçüncü baskısında, sergiyi ise İstanbul’a geldiğinde, geçtiğimiz aralık ayında gerçekleşen küratörlü sergi turunda yakalayabildim. Ankara’daki açılışa gidememiş olsam da “Var Olmayan Kartpostallar” kısmını görüp hikâyesini ilk ağızdan dinleyebildiğim için şanslıyım. Çünkü çalışmanın bütünü tarihle ilişkilenme biçimine yeni bir açılım getiriyor olmakla birlikte belki de bunu en görünür hâle getiren “Var Olmayan Kartpostallar”.

Ankara’nın başkent olduktan sonraki ilk on yılına odaklanan çalışmanın altlığını altı binden fazla fotografik belge kuruyor. Ama çalışma sadece erişilen belgelerin seçilerek sergilenmesine dayanmıyor. “Tasnif eden, ama irdeleyen” ve “eleştirel bakan, ama her şeyden önce anlamaya çalışan” yaklaşım3 kendini sergide zaten belli ediyor. Ama daha büyük fark yaratan kırılma kenti sayısal ortamda yeniden kurma fikrinde kendisini gösteriyor. Modern mimarlığın ilkelerinin şekillenmeye başladığı dönemde Le Corbusier tarafından öne sürülen “Plan is the generator” mottosu, aynı dönemlerde modernist ideallerle kurulan bir kenti anlamak ve yaklaşık bir yüzyıl sonra sayısal ortamda yeniden kurabilmek için tersine işletiliyor ve fotoğraflar ve “var olan” kartpostallar üzerinden analiz edilen cephelerden yapıların ve tiplerin planları üretiliyor. Epey zorlu olduğu aşikâr olan bu sürecin sonunda kentin sayısal ortamdaki modeli ortaya çıktığında ise yepyeni bir olasılıklar evreni oluşuyor: “Var Olmayan Kartpostallar”.4

Var Olmayan Kartpostallar eldeki fotoğrafların dayattığı sınırları aşmanın yaratıcı bir yolu. Zamanın fotoğrafçılık teknikleriyle neredeyse zoraki bir biçimde aynı açılardan çekilmiş binlerce fotoğraf kenti sadece o açılardan görmeyi mümkün kılarken, bir kez sayısal modelini ürettiğiniz kente artık istediğiniz her açıdan bakabiliyorsunuz. Örneğin, Resim 1’de görülen kartpostala bakan hemen herkes (en azından Ankara üzerine çalışan hemen her mimarlık ya da kent tarihçisi) eski Kızılay binasını tanıyabilir, önündeki bahçesini hikâyeleriyle birlikte geçmişten çağırabilir ve bu kadrajı sanki kendisi seçmiş gibi benimseyebilir. Ama aynı binanın Cemil Uybadin Köşkü taraçasından nasıl göründüğünü (Resim 2) araştırmak ne kimsenin aklına gelir ne de gelse dahi eldeki görsel malzemenin sınırlılığından ötürü bu kadrajı tahayyül edebilir. Ya da edebilirdi… Var Olmayan Kartpostallar fikri hayata geçirilene dek.

Resim 1: Var olan kartpostalda
Kızılay binası, kaynak: Salt Araştırma Arşivi
Resim 2: “Var Olmayan Kartpostallar”da Cemil Uybadin Köşkü taraçasından
Kızılay binası,
Bir Şehir Kurmak:
Ankara 1923–1933 sergisi

Peki bu farklı açılar gerçekten değerli, kenti anlamak için gerçekten gerekli mi? Bu noktada araştırmacıların bir diğer hassasiyetine değinmek gerekiyor: ziyaretçiyi nostaljiye kaptırmamak. Araştırmanın öncelikli kaynağı eski fotoğraflar ve kartpostallar olduğunda önce araştırmacının kendisini nostaljiye kapılmaktan alıkoyabilmesi, sonra sergiyi ziyaret edenlerin nostaljiye kapılmasının önüne geçebilmesi oldukça zor olmalı. Çünkü kartpostal ya da eski fotoğraflar doğaları gereği nostaljik. Bunu sadece kartpostal bugün neredeyse yok olmuş bir medya olduğu veya kartpostal yollamak unutulmuş bir pratik olduğu gerçeğine dayanarak söylemiyorum. Kartpostallar ya da eski fotoğraflar tek seferlik bir pratikle tüketilmediği için, saklanıp çok nadir de olsa tekrar tekrar çıkarılıp bakılabildiği için bireyde nostalji duygusunu tetikleyebilen, geçmişi sadece olumlu imgelerle hatırlatan, ona duyulan özlemi katlayan, bugün sevilmeyen ne varsa onlara karşı sığınılacak bir niş yaratabilen bir nevi belgeler.

Evinizde bir köşede sakladığınız kartpostallar varsa ara sıra çıkarıp bakmanıza, göndereni yad edip iç geçirmenize ve nostaljiye kapılmanıza kimse laf edemez. Ya da eğer kentin bugünkü hâli sizi mutsuz ediyorsa, kentin geçirdiği değişimlerden dolayı birilerine ya da bazı mekanizmalara tepki doluysanız, ait olduğunuz –hiç de azımsanmayacak büyüklükteki– toplumsal grubun perspektifinden bakarak geçmişe özlem duymanız son derece olağandır. Ancak akademik araştırmanıza kaynaklık eden kartpostalları incelerken nostaljiden kaçamıyorsanız bu gerçekten düşünmeyi durdurmak, ait olduğunuz çeşitli ölçeklerdeki toplumsal grupların konforlu perspektifi dışına çıkamamak anlamına gelir. Ali Cengizkan ve Müge Cengizkan’ın işleri bu açıdan hayli değerli. Hem araştırmacı hem de araştırmaya konu olan kentin geçirdiği değişimleri doğrudan deneyimlemiş kentliler olarak, oldukça masum görünen ama yüklediği ve yüklendiği olumlu imgeler sebebiyle kaçınması çok daha zor bir çerçeve olan nostaljiye kapılmadan üretmek, sonuçta işlerine de yansıyan özel bir hassasiyet gerektiriyor.

Ben bu üretimde Var Olmayan Kartpostallar’ın nostaljiden kaçınabilmek adına son derece elverişli bir ortam sağladığını düşünüyorum. Çünkü var olmayan kartpostallar nostaljik olmak zorunda değil; gerçeği farklı açılardan da göstererek sizi ne belirli ve sınırlı bir kadrajla ne de tanımlı bir duyguyla sınırlar. Araştırmacı olarak nostaljiye kapılmamak ya da ziyaretçiyi nostaljiye kaptırmamak için geçmişe ait olunan toplumsal grubun perspektifinden değil, geçmişin yeniden üretilebilen perspektifinden bakmak gerçekten son derece yaratıcı bir çözüm ve kent tarihi yazımında bir tutum değişikliği önerisi. Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933 araştırması bunu incelikle başarabilen son derece özenli bir çalışma.*

Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933 sergisinden görünüm,

kaynak: Cengizkan Tasarım Medya Arşivi, fotoğraflar: Muhammed Deniz Gökçek 

* Sergi 2025 yılı Eylül ayından bu yana Müze Gazhane’de ve 22 Mart 2026 tarihine kadar da görülebilir.

1. Jan E. Stets ve Peter J. Burke, “Identity Theory and Social Identity Theory”, Social Psychology Quarterly 63, sy 3 (2000): 224.

2. Maurice Halbwachs, On Collective Memory, ed. Lewis A. Coser (The University of Chicago Press, 1992).

3. Ali Cengizkan ve N. Müge Cengizkan, ed., Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933, 3. baskı, VEKAM Yayın, no. 52 (VEKAM Yayınları, 2020).

4. Ali Cengizkan ve Müge Cengizkan, “‘Var Olmayan Kartpostallar’ın Hacmi”, Manifold, 02 Ocak 2026.

Ali Cengizkan, Ankara, hafıza, kartpostal, kent, Mehmet Saner, mimarlık, Müge Cengizkan, nostalji, sergi, şehir, yapı